2026.06.16 09:21 Son Güncellenme: 2026.06.16 09:22 - GÜNDEM
Silivri Belediyesi'ne yönelik yürütülen "yolsuzluk" soruşturması kapsamında gözaltına alınan 18 kişiden, aralarında Silivri Belediye Başkanı Bora Balcıoğlu'nun da bulunduğu 10 kişi tutuklandı. Tutuklama kararının ardından ilk açıklamasını yapan Balcıoğlu, sürecin Silivri halkının sandıkta ortaya koyduğu iradeyi hedef aldığını savundu.
Silivri Belediyesi'ne yönelik yürütülen "yolsuzluk" soruşturması kapsamında gözaltına alınarak adliyeye sevk edilen 18 kişiden 10'u tutuklandı. 8 kişi ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.
Sulh Ceza Hakimliği, Silivri Belediye Başkanı Bora Balcıoğlu'nun yanı sıra Aşkın Kaynar, Serdar Tuna, Gökhan Tuna, Adem Tuna, İbrahim Kömür, Aykut Batur, Fatih Yavuz, Yavuz Dirik ve Nihat Nahit Sarayönü'nün tutuklanmasına karar verdi.
Tutuklama kararının ardından sosyal medya hesabından açıklama yapan Balcıoğlu, şu ifadeleri kullandı:
"Değerli hemşerilerim,
Cuma gününden bu yana şahsıma, aileme, yol arkadaşlarıma, emeğime ve Silivri halkının sandıkta ortaya koyduğu tertemiz iradeye karşı yürütülen siyasi operasyonun yeni ve ağır bir aşamasıyla karşı karşıyayız.
Bu süreç yalnızca şahsımı hedef alan bir adli süreç değildir. Bu süreç; Silivri halkının iradesini, halkçı belediyecilik anlayışımızı, Vicdan Belediyeciliği yolunda ortaya koyduğumuz emeği, baba ocağımız Cumhuriyet Halk Partisi'nin değerlerini ve bu kentte birlikte büyüttüğümüz umudu hedef alan açık bir haksızlıktır.
Cuma gününden bu yana kendisine gazeteci diyen bazı müfteriler tarafından "duydum", "söylendi", "olabilir", "-mış, -muş", "bana böyle aktarıldı" gibi ciddiyetsiz sözlerle bir dedikodu düzeni kuruldu. Hiçbir somut temele dayanmayan iddialar haber kılıfına sokuldu, iftiralar büyütüldü, kamuoyu zehirlenmek istendi.
Bugün de bu iftiraların, bu algı düzeninin ve bu siyasi operasyonun sonucu olarak savcılık ifademin ardından sevk edildiğim mahkeme hakkımda tutuklama kararı verdi.
Silivri'nin güzel insanları, Atatürk ve Cumhuriyet'in bekçileri;
Asla üzülmeyin. Asla mahzun olmayın. Asla umudunuzu yitirmeyin. Başınızı öne eğmeyin.
Benim alnım açık. Başım dik. Vicdanım rahat!
Ne sizlerin sandıkta verdiği tertemiz oylara leke sürecek bir yanlışım oldu ne de baba ocağımız Cumhuriyet Halk Partisi'nin bir evladı olarak Atatürk'ün ilkeleriyle, partimin değerleriyle ve halkımıza verdiğim sözle bağdaşmayacak bir davranışın içinde yer aldım.
Herkes emin olsun:
Tutuklama bir hüküm değil. Hakkımda kesinleşmiş hiçbir mahkûmiyet kararı yok! Ortada verilmiş bir hüküm yok! Ortada ispatlanmış bir suç yok!
Bugün yaşadığım şey yalnızca hukuki bir süreç değil. Bugün yaşadığım şey; gerçeklerden değil iftiralardan, somut delillerden değil dedikodulardan, hukuki kesinlikten değil yönlendirilmiş beyanlardan, asılsız haberlerden ve masa başında üretilmiş senaryolardan beslenen açık bir siyasi kuşatma operasyonudur.
Biz bu senaryoyu daha önce gördük. Hem de defalarca gördük. İstanbul'da Cumhuriyet Halk Partili belediyelere karşı aynı senaryo 13 kez sahneye konuldu.
Önce bir yalan ortaya atılıyor. Sonra o yalan, kendisine gazeteci diyen bazı müfteriler eliyle haber kılıfına sokuluyor. Ardından kamuoyu zehirleniyor. Sonra da bu algı düzeni, yargı sürecine taşınarak ciddi bir iddia gibi gösterilmeye çalışılıyor.
Yargının siyasallaştırılarak bir aparat gibi kullanılmasına, halkın sandıkta verdiği kararın dosyalarla, manşetlerle, iftiralarla ve algı operasyonlarıyla kuşatılmasına artık yabancı değiliz.
Benim hakkımda da yapılmak istenen budur.
Dosyada gizlilik kararı olduğu için hukuki sürecin bütün ayrıntılarını bugün paylaşamıyorum. Ama herkes bilsin: Hakkımda ortaya atılan iddiaların tamamı somut delile değil; duyuma, yönlendirilmiş yorumlara, asılsız haberlere, ciddiyetsiz beyanlara ve gazetecilik adı altında servis edilen iftiralara dayandırılmak isteniyor.
Bakın, kamuoyunda gündeme getirilen saat iddiası bunun en açık örneklerinden biridir.
Kullandığım saatin iddia edildiği gibi olmadığı açıkça ortaya konulmasına rağmen konu hâlâ farklı biçimlerde gündemde tutulmaya çalışılıyor. Savcılık, araştırma kapsamında aldığım iddia edilen saatin Türkiye'de ki tüm tedarikçi firmalarına müzekkere yazıyor. İlgili firma, benim kendilerinden herhangi bir saat almadığımı bildiriyor. Buna rağmen algı devam ettiriliyor. Gerçek ortaya çıkıyor, ama iftira durmuyor. Belge geliyor, ama senaryo değişmiyor.
Yani ortada bilgi yok. Tanıklık yok. Somut delil yok.
Sadece "duydum" var.
Sadece "söylendi" var.
Sadece "bana böyle geldi" var.
Yetmedi; 12 yaşımda kaybettiğim rahmetli babama ev aldığımı bile iddia ettiler.
Evet, yanlış duymadınız.
Çocuk yaşta kaybettiğim rahmetli babam üzerinden bile iftira üretmekten çekinmediler. İnsanın ailesine, acısına, hatırasına uzanan bu kirli dil; artık yalnızca siyasi bir saldırı değil, vicdanı da ahlakı da aşan bir kötülüktür.
Bu iddiaları gerçekmiş gibi servis eden, Cumhuriyet Halk Partili belediyeleri kuşatma operasyonuna kalemini kiraya vermiş gibi çalışan, halkın haber alma hakkını değil iftirayı büyüten anlayışı buradan açıkça teşhir ediyorum.
Bu gazetecilik değil. Bu habercilik değil. Bu kamu görevi hiç değil.
Bu, iftiraya manşet atmak. Bu, dedikoduya haber süsü vermek. Bu, halkın seçtiği belediye başkanlarını itibarsızlaştırmak için kalemi silah gibi kullanmaktır.
Ama herkes bilsin:
Bu zayıf, duyuma dayalı, somut delilden uzak iddialarla ne beni teslim alabilirsiniz ne de Silivri halkının iradesini gölgeleyebilirsiniz.
Ben bu karanlık senaryoların hiçbirine boyun eğmiyorum. Silivri halkının iradesini hedef alan bu haksızlığın karşısında dimdik duruyorum.
Çünkü ben sandıkta halkın teveccühünü kazanmış, Silivri'nin evladı Bora Balcıoğlu'yum.
Bu göreve koltuk için gelmedim. Makam için gelmedim. Birilerinin düzenine teslim olmak için hiç gelmedim.
Ben bu göreve Silivri'ye hizmet etmek için geldim. Halkın sofrasına bereket katmak, çocuklarımızın yüzünü güldürmek, ihtiyaç sahibi komşularımızın kapısını çalmak, üreticinin alın terine, emekçinin hakkına, emeklinin onuruna, gencin umuduna ve kadının mücadelesine sahip çıkmak için geldim.
Bugüne kadar ayrıcalığın değil adaletin, korkunun değil vicdanın yanında durdum.
Silivri'nin yüzünü yere eğdirecek hiçbir işin içinde olmadım. Hemşehrilerimin vicdanını incitecek hiçbir kararın altına imza atmadım. Atmam!
Bugün yaşananlar yalnızca şahsıma yönelik değil.
Buradan Silivri'nin güzel insanlarına sesleniyorum:
Sosyal demokratlarına, muhafazakâr demokratlarına, milliyetçi demokratlarına, liberal demokratlarına, sosyalist demokratlarına, Kürt demokratlarına; bu kentin adalete, demokrasiye ve vicdana inanan bütün yurttaşlarına sesleniyorum.
Benden aldığınız Vicdan Belediyeciliği bayrağını sahipsiz bırakmayın.
Bu bayrak yalnızca Bora Balcıoğlu'nun bayrağı değil. Bu bayrak, Silivri'de yoksulun kapısını çalanların, çocuğun sofrasına kahvaltı koyanların, üreticinin alın terine, emekçinin hakkına, emeklinin onuruna, halkın iradesine ve Cumhuriyet'in değerlerine sahip çıkanların bayrağıdır.
Elbette Vicdan Belediyeciliği 6 metrekarelik bir hücreye hapsedilemeyecek.
Silivri'de kurumsallaştırdığımız bu belediyecilik anlayışı büyüyerek devam edecek. Çünkü Vicdan Belediyeciliği bir kişinin değil, bu kentin vicdanlı insanlarının ortak eseridir.
Beni bugün aranızdan fiziken ayırmaya çalışanlar şunu iyi bilsin:
Silivri'nin vicdanını susturamazsınız.
Silivri'nin iradesini hapsedemezsiniz.
Silivri'nin umudunu teslim alamazsınız.
Bu haksızlığı yapanlardan da yaptıranlardan da bu haksızlık karşısında susanlardan da hukuk içinde, demokrasi içinde, milletimizin vicdanında hesap sorulacak.
Aziz hemşehrilerim,
Asla umudunuzu kaybetmeyin. Asla vazgeçmeyin. Başınızı öne eğmeyin.
Ben yine aranıza döneceğim. Yine birlikte çalışacağız. Yine birlikte güleceğiz. Yine Silivri için omuz omuza yürüyeceğiz.
Ben dimdik ayaktayım.
Başımı eğmedim, eğmeyeceğim.
Boyun eğmedim, eğmeyeceğim.
Susmadım, susmayacağım."