2026.02.20 21:55 Son Güncellenme: 2026.02.20 21:56 - GÜNDEM
İstanbul Barosu Basın ve İletişim Hukuku Komisyonu tarafından gazeteci Alican Uludağ'ın tutuklanmasına ilişkin yapılan açıklamada, "Tutuklama, bir cezalandırma aracı değil; ancak son çare olarak başvurulabilecek geçici bir koruma tedbiridir. Gazetecilik faaliyetlerinin kriminalize edilmesi; yalnızca bir meslek mensubunun özgürlüğünü değil, toplumun haber alma hakkını da doğrudan zedelemektedir" denildi.
ANKA'nın aktardığı habere göre, İstanbul Barosu Basın ve İletişim Hukuku Komisyonu, gazeteci Alican Uludağ'ın sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilerek "Cumhurbaşkanına alenen hakaret" ve "yanıltıcı bilgiyi alenen yayma" iddialarıyla gözaltına alınması ve ardından tutuklanmasına ilişkin yazılı bir açıklama yaptı.
Yapılan açıklamada şunlar kaydedildi:
"Gazeteci Alican Uludağ'ın sosyal medyada paylaşmış olduğu haberleri gerekçe gösterilerek 'Cumhurbaşkanına alenen hakaret' ve 'yanıltıcı bilgiyi alenen yayma' iddialarıyla gözaltına alınması ve ardından tutuklanması; ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü ve toplumun haber alma hakkı bakımından ciddi bir hak ihlali niteliği taşımaktadır. Anayasa'nın 26. maddesi ifade özgürlüğünü, 28. maddesi ise basın özgürlüğünü güvence altına almaktadır. Aynı şekilde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 10. maddesi; herkesin ifade özgürlüğü hakkına sahip olduğunu, bu hakkın kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın haber ve fikir alma ve verme özgürlüğünü de içerdiğini açıkça düzenlemektedir. Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarına göre; siyasal makamları ve kamu gücünü kullanan kişileri eleştirme özgürlüğü, demokratik toplum düzeninin temelidir. Kamu gücünü kullanan kişilerin, sıradan bireylere kıyasla daha geniş bir eleştiri sınırına katlanma yükümlülüğü bulunmaktadır. Ceza yargılamasında tutuklama bir tedbirdir ve istisnai niteliktedir.
Anayasa'nın 19. maddesi ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 5. maddesi uyarınca kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik müdahalelerin ölçülülük ve zorunluluk ilkelerine uygun olması gerekmektedir. Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin kararlarının eksiksiz ve etkin uygulanması gerektiğinin söylenmesinin üzerinden bir kaç gün geçmeden bir gazetecinin tutuklanması kabul edilemez.
Tutuklama, bir cezalandırma aracı değil; ancak son çare olarak başvurulabilecek geçici bir koruma tedbiridir. Gazetecilik faaliyetlerinin kriminalize edilmesi; yalnızca bir meslek mensubunun özgürlüğünü değil, toplumun haber alma hakkını da doğrudan zedelemektedir. Bu çerçevede; Gazetecilik faaliyetlerinin suç gibi gösterilmesine son verilmesini, tutuklama tedbirinin istisnai niteliği gözetilerek ölçülülük ve zorunluluk ilkelerine uygun biçimde değerlendirilmesini, Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile güvence altına alınan basın ve ifade özgürlüğüne uygun hareket edilmesini bir kez daha hatırlatıyoruz. Gazetecilik suç değildir."