2026.10.17 11:24 Son Güncellenme: 2026.10.17 11:40 - SİYASET
YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, Yozgat İl Başkanlığı Ön Seçimi'nde iktidar hedefini vurgulayarak halkı "değişim yürüyüşüne" davet etti. Özel, YENİ Parti'nin önünde tek bir yol olduğunu, bunun da "kazanmak" olduğunu vurguladı. Fon vurgununa da değinen Özel, ekonomide yaşanan kayıplardan Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın sorumlu olduğunu söyledi.
YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, "Türkiye'nin önünde iki yol vardır. Birincisi AK Parti'nin kara düzeni. İkincisi YENİ Parti nin yeni düzeni, iyi düzeni, eşit düzeni. YENİ Parti'nin önünde ise tek yol vardır, kazanmak, kazanacağız" ifadelerini kullandı.
Özel, Yozgat İl Başkanlığı Ön Seçimi'nde açıklamalarda bulundu.
Herkesi YENİ Parti'nin iktidar yürüyüşüne davet eden Özel, "Yeni bedeller varsa ödeyeceğiz, yeni ihanetler varsa onlarla da yüzleşeceğiz" ifadelerini kullandı.
"HEDEFİMİZ İKTİDAR"
"Hedefimiz iktidardır" diyen Özel, "Türkiye'nin önünde iki yol vardır. Birincisi AK Parti'nin kara düzeni. İkincisi YENİ Parti nin yeni düzeni, iyi düzeni, eşit düzeni" dedi.
Özel, YENİ Parti'nin önünde ise tek bir yol olduğunu, bunun da "kazanmak" olduğunu vurguladı.
Burada yaptığı konuşmada fon vurgununa da değinen Özel, uzmanların 110 milyar dolarlık bir kayıptan bahsettiğini vurguladı. Fon vurgununun ekonomide yol açtığı hasarın 6 Şubat depremlerini geride bıraktığını söyleyen Özel, "Sorumlu Recep Tayyip Erdoğan'dır" dedi.
Özel'in açıklamalarının tamamı şöyle:
"Bugün partimiz için önemli, günü geldiğinde hatırladığında Türkiye siyaseti için de çok kıymetli ve geri dönülemez bir adımı hep birlikte atıyoruz. YENİ Parti kurulmadan önce üyelerimize, 'Tüzüğümüzde ne değişsin?', ya da 'Bu partinin üyeleri ile bütünleşmesi için, daha etkili siyaset yapması için ne gerekir?' diye konuştuğumuzda hep delege sisteminden şikayet edilir ve üyelerin doğrudan söz sahibi olması talep edilirdi. Ancak buna çok kestirmeden, 'Siyasi Partiler Kanunu buna izin vermez' diyerek yanıtlar verilir ve hepimizin bildiği, kendimize haksızlık etmeyelim, mahallelerde, sandık kurduğumuz büyükşehirlerde, olanaklı olan ilçelerde delegelerimizi mümkün olduğu kadar seçimle tespit ettiğimiz ama sonucundan kimsenin memnun olmadığı bir sistem vardı. Buradan açıkça söylemek isterim. Örneğin Yozgat'taki AK Parti'nin üyelerine, MHP'nin üyelerine, sesimin ulaştığı Türkiye'deki diğer partilerin üyelerine şunu söylemek isterim. Partiye üyesiniz, Adalet ve Kalkınma Partisi'nin o üyeye il başkanı, ilçe başkanı, genel başkan sorduğunu duydunuz mu? Bir yerde oturulur, Siyasi Partiler Kanunu'nun gerektirdiği delege işlemleri elle yazılır. Sonra salonlarda kimin, nasıl belirlediği bilinmeyen delegelerin hızlı yaptığı kurultaylarla Ankara'dan sayısı teke indirilmiş ilçe başkanları, il başkanları belirlenir ve dakikalar içinde o kongreler tamamlanır geçer. Biz daha demokratiğini yapmaya çalışırdık ama aksar dururdu. Şikayet çoktu. YENİ Parti kurulduğunda bize sordular, 'YENİ Parti'de ne olacak yeni?' Dedik ki 'Baştan aşağı yepyeni olacak.' Bir kere bu partinin eskisi yok. Bu partinin kıdemlisi, kıdemsizi yok. Hepimiz yeniyiz, hepimizin ruhu yeni, yürüdüğü yol yeni, hedefi belli, iktidar yolunda yepyeni bir yürüyüşü hep beraber başlatıyoruz.
"830 İLÇEDE SANDIK BAŞINA VARACAKLAR"
İlk grup toplantısında müjdeledim. Dedim ki 'Her ne kadar Siyasi Partiler Kanunu doğrudan cevaz vermese de biz belki biraz yorularak, biraz fazla çalışarak bu işi bambaşka bir yere getireceğiz.' Elbette örneğin gelecek hafta Yozgat'ın resmi kongresi yapılacak ve Siyasi Partiler Kanunu'nun talep ettiği delegeler bu salonda yine usulüne uygun oylar kullanacaklar. Ama biz o salonda kimin il başkanı olduğunu doğrudan, bütün üyelerimizle bir hafta önce yapacağımız bir ön seçimle belirleyeceğiz. Orada demokratik bir yarış olacak ve bu partide üye söz, yetki ve kararın sahibi olacak. İlçe başkanını üye seçecek, il başkanını üye seçecek, Genel Başkan'ı üye seçecek. Bundan 15 gün önce uçaktan indim, İzmir'de ayağımı bastığım ilk ilçe Gaziemir. Oranın ilçe kongresine gittim. İlçe kongresinde iki aday yarıştılar; yarışın sonunda biri kazandı, diğeri kaybetmedi. Çünkü üye artık böyle şeylere izin vermez. Birisi daha çok oy aldı, biri daha az oy aldı ama orada YENİ Parti kazandı. Ardından Bornova'da ve Manisa'da kendi ilçemde, ertesi gün Balıkesir'de, akşamüstü İstanbul'da ilçe kongrelerine katılarak üyelerimizin coşkusuna tanık oldum. Şimdi bu hafta, şu dakikalarda tüm Türkiye'de il başkanlıkları seçimleri için 830'un üzerinde örgütlendiğimiz ilçenin üyelerinin geldiği, adayları dinlediği toplantılar yapılıyor. Yarın herkes kendi ilçesine gidecek, buraya gelen, gelemeyip ilçesinde olan, kendi ilçesinde kurulacak sandıkların başına varacak ve attıkları oylarla il başkanlarını belirleyecekler. Ben bu tarihi ilk adımı Yozgat'tan sizinle birlikte atmak istedim. Hepinize hayırlı, uğurlu olsun.
Bugün milletimizin önüne koyduğumuz yeni siyasetin, yani üyenin söz, yetki, kararın gerçek sahibi olduğu yeni siyaset anlayışının ilk adımını Yozgat'ta hep birlikte atıyoruz. Biliyorsunuz, partimiz normal şartlarda, güle oynaya ve kendiliğinden kurulmadı. Türkiye'nin kurucu partisi ve Türkiye'nin kurulduğu gün birinci partisi, son seçimlerin birinci partisi, 47 yıl sonra son yapılan seçimlerin birinci partisi, AK Parti'yi ilk kurulduğundan beri ilk kez yenen son seçimlerin partisi, bizim partimiz; maalesef iktidarın görevlendirdiği birtakım yargı mensuplarının hiçbir kurala, kanuna dayanmayan, bütün partiler kabul ediyor ki Türkiye siyasi tarihinde olmamış ve olmayacak olan, olacak olsa bütün sistemi darmadağın edecek olan saçma sapan bir butlan kararıyla elimizden alınıp, seçilmişler gönderilip, sizin seçtikleriniz gönderilip yerine seçilmemişlere, kazanmamışlara, yenilgiye alışmışlara teslim edilmeye kalktı. İlk önce partimiz için büyük bir mücadeleye giriştik. İlk andan itibaren Yozgat ki partimizin aldığı mütevazı oylardan, partimizin Yozgat'taki oy oranından, üye sayısından dolayı Türkiye'de zaman zaman da haksızlığa uğrayan, birilerinin uzaktan eleştirdiği ama benim potansiyelini bildiğim, insanının sıcaklığını bildiğim, sizin emeğinizi, gayretinizi bildiğim Yozgat; ilk günden beri AK Parti'nin, bir siyasi partinin önce Cumhurbaşkanı adayını, adaysızlaştırarak partiyi, sonra partiyi lidersizleştirmeye çalışarak, partiyi kurumsuzlaştırmaya çalışarak yaptığı darbe girişimine karşı yanımızda, 'arkamızda' demiyorum, yanımızda, omuz başımızda dimdik durdu. Hepinize yürekten teşekkür ediyorum. İyi ki varsınız.
"YENİ PARTİ'Yİ MEYDAN MEYDAN MİLLETİMİZLE BÜYÜTTÜK"
İşte hal böyle olunca iki ay mücadele ettik. Ancak baktık ki bizim azmimiz çoktur ama onlarda da bitecek bir kötülük hesabı yoktur. Millet önce 'Bu partiyi kimselere vermeyin' diyordu sokakta, sonra attığımız her adımda şöyle demeye başladılar, 'Yeniyi kurun, yeni bir parti kurun. Yürüyün, arkanızdayız' dediler. Milletin elindeki pusulayla, onun gösterdiği yöne, onun işaret ettiği yolda yürüdük. Yeni bir yol bulamadık belki ama yepyeni bir yol açtık. Talimatını milletin verdiği, adını bizzat meydanlarda milletin koyduğu, bütçesini milletin oluşturduğu ve bugün sokak sokak, meydan meydan milletimizle birlikte büyüttüğümüz YENİ Parti'yi sizlerle birlikte kurduk. Hepinizin eline sağlık, emeğine sağlık, yüreğine sağlık. İşte Yozgat'ta yani 19 Mart darbesinden sonra, 'Efendim Türkiye ayakta diye bakmayın. Kadıköy ayaktadır, Avcılar ayaktadır, Maltepe Meydanı ayaktadır, İzmir Gündoğdu ayaktadır, Samsun İlkadım ayaktadır da Anadolu ne haldedir?' diye merak edenlere gelip de burada Yozgat tarihinin en büyük mitingini yaptığımız, birilerinin dolduramadıkları meydanın başını, sonunu, kıyısını, köşesini doldurup taşırdığımız, üzerinden fotoğrafımızla Türkiye'deki bütün çiftçilere kasketimizi salladığımızı o günden sonra elbette açılışı, başlangıcı yine Yozgat'tan yapacaktık. Elbette Yozgat'tan yapacaktık. Herkes şunu bilsin Yozgat artık kimsenin kalesi değildir. Yozgat milletin kalesidir. Yozgat yeni siyasetin kalesidir.
"SÖZ SİZDE, YETKİ SİZDE, KARAR SİZDE"
İşte bu heyecan, bu mücadele, bu azim Yozgat'ta YENİ Parti'ye kurulduğu günden bugüne, iki ay içinde 2 bin 912 üye kazandırdı. Bugün 2 bin 912 üyemiz yeni dönemde YENİ Parti'nin il başkanlığına talip olan iki adayımızın arasında oturuyorum. Bir tarafımda Abdullah Yaşar Başkanımız. Hem geçmiş dönemlerde Osmanpaşa iki dönem belediye başkanımız, hem son 10 yıl birlikte partimize ben Grup Başkanvekiliyken ve son üç yılında Genel Başkan olarak, o İl Başkanı olarak birlikte hizmet ettiğimiz, hem butlan sürecinde hem parti kuruluş sürecinde kurucu İl Başkanı olarak da görev yapan Abdullah Yaşar Başkanım var. Diğer tarafta, yanımda Berkay Apsalmış kardeşim, geçen dönem Sarıkaya Belediye Başkan adayımız olan ve henüz 32 yaşında, YENİ Parti'nin mücadelesinde geçmişte birlikte yürüdüğümüz, partimizden gelirken bir dakika tereddüt etmemiş gençlerden bir tanesi. İkisi yarışacak. Şimdi bana sorsanız seçimin, kurultayın ertesi sabahı ilk toplantıda adını andığım Abdullah Başkan orada. Benim için 'Rahmetli o gün İl Başkanımız Ferdi Zeyrek neyse bundan sonra Abdullah Başkan da o gün odur' dediğimiz, o günden beri birlikte mücadele ettiğimiz yol arkadaşımız. Diğer tarafta pırıl pırıl 32 yaşında siyaset bilimci bir genç arkadaşımız. Kardeş ne zor karar. Tecrübe mi gençlik mi? Ne zor karar, ne yapmak lazım? İşte bu kararları bir kişi doğru veremez, bir kişi yanılır, bir kişi yanlış yapabilir. Ama 2 bin 912 kişinin aklından yanlış karar çıkmaz. Söz sizde, yetki sizde, karar sizde.
Buradan, Yozgat'tan bütün Türkiye'ye de bir mesajım olsun. Pek çok ilde yarışmalı seçimler yapılıyor. Ankara'da beş aday, ikisi kadın üçü erkek. İzmir'de Aziz Başkan, efsane Büyükşehir Belediye Başkanı YENİ Parti'ye gelmiş, 'Bu dönemde ben de varım' deyip il başkanlığına aday olmuş. Kurucu Başkan Çağatay Başkanla yarışıyorlar. Bir başka yerde bir başka yarış. Buradan açıkça söylemem gerekir ki 'Genel Başkan kimi işaret ediyor, parti kimi işaret ediyor?' Arkadaşlar bizim partinin en önemli özelliği samimiyet, birbirine inanç, güven. Ben yolda yürürken veya şuradan geldim, buraya gelene kadar birbirimize akrabamıza sarılmaktan daha sıkı sarıldık. Birbirine sarılan, birbirini öpen, birbirini bulduğunda bırakmak istemeyen bu zor günlerin ne manaya geldiğini bilenleriz biz YENİ Partililer olarak. O yüzden biz diyeceğiz ki 'Gel partiye üye ol. Karar senin.' Diyeceğiz ki ki 'Hatta ver kredi kartını, her ay aidat çekilecek, aidat ödeyeceksin. Çünkü partiyi ayakta kim tutacak?' Eski bıraktığımız yerde 700'ün üzerinde minibüs, parti aracı vardı otobüs - minibüs. Bir tane yok şimdi bizim. Sadece genel merkezin bir otobüsü, birkaç aracı. Belki 600'ün üzerinde bina. Bir tanesi yok, hepsi kira. Ama hepsinde sizin emeğiniz var. Hepsinde sizin kıt kanaat, o para kazanamadığınız pancardan aldığınız paradan bankaya ödediğiniz borcunuzdan ayırdığınız var. İnekten sağılan sütten YENİ Parti'nin payına düşen iki tası gelip partiye bağışlıyor insanlar. Abdullah Başkan'a 'Başkanım nasıl gidiyor parti Yozgat'ta?' dediğimde dedi ki 'Yıllardır bu işin içindeyim, böyle şey görmedim. Kimse eli boş gelmiyor. Hiç alamayan bir paket çay alıp geliyor. Sanki düğün evine gelir gibi, taziye evine gelir gibi, bir garibanın evine, yeni evlinin evine gider gibi kıt kanaat ne götürebildiyse onu bırakıp öyle gelip oturuyor.' 'Ben yıllardır bu işin içindeyim. Üç-beş kişi partiye bir şeyler yaparsa yapar. Ama bu partide her üye hiç değilse bir küp şeker alıp geliyor bu partiye. Bu partinin sırtı yere gelmez' dedi. Şimdi bu şartlarda oluşturulmuş, bu şartlarda davet edilmiş üyenin, bu şartlarda oluşturulmuş bir bütçenin, böyle bir dayanışmanın partisinde hiçbir şey 'mış gibi' değildir. 'Yarış yapıyormuş gibi yapıyoruz da filâncayı işaret ediyoruz. Demokrasi varmış gibi diyoruz da aslında kararı Genel Başkan veriyor, millet gelip kafa sallıyor.' Bunların hepsi eski siyaset. YENİ Parti'nin yeni kurduğu bu yeni anlayış tamamen sözü, yetkiyi size veren, size inanan, tek güvencesi siz olan bir anlayıştır. Sizin kararınız, benim kararımdır.
"'ÖNCE KENDİMİZ DEĞİŞECEĞİZ' DEDİK"
Değerli yol arkadaşlarım Türkiye'de yıllardır siyasetin değişmesi gerektiğinden bahsedilir. Belki isimler değişiyor, tabelalar değişiyor, milletvekili, Bakan değişiyor ama siyaset yapma biçimi değişmiyor. Siyaset yapma biçimi değişmeyince ülkenin de kaderi değişmiyor. Sonra dönüp 'Millet siyaset kurumuna neden güvenmiyor?' diyorlar. Niye güvensin? Oy isterken sadece hatırlanan, karar verilirken kapının dışında bırakılan insan neden siyasete, neden siyasetçiye güvensin? İşte biraz önce söylediğim samimiyet, inanç, gerçeklik başta YENİ Parti'ye ve Türkiye'de siyaset kurumuna, dolaylı olarak da ilk adımda demokrasiye olan inancı güçlendirmek üzere inanarak attığımız bir adımdır. Biz bu yüzden daha ilk günden karar verdik. Dedik ki 'Önce kendimiz değişeceğiz. Ülkeye demokrasi vaat ediyorsak, önce kendi evimizde kuracağız' ve başladık. Biraz önce ifade ettiğim gibi her kademelerde ta Genel Başkana kadar doğrudan üyeye danışarak. Buradan müjdelemek isterim ki arkadaşlar çalışmaları yapıyorlar, dijital demokratik katılım için. Cep telefonlarınızda partinin şimdi 770 bin üyesi var, 1 milyona doğru gidiyoruz Allah'ın izniyle. Kritik kararlarda size danışacağımız, görüşünüzü alacağımız, 'Çok sıkıştık. Bu hafta sonu bütün üyeleri toplayın bütün ilçelerde, şu konuyu bir karara bağlayın' diyeceğimiz, doğrudan sizinle birlikte yol yürüyeceğimiz bir anlayışın içindeyiz. Bunun en önemli adımı, olabilen tüm mahallelerde mahalle meclisi, mümkünse mahallenin imkanı. Biliyorum ki Yozgat'ın birçok mahallesi nüfus sorunu yaşar, üye sorunu yaşar, ayrı. Ama her ilçede ilçe meclisi. Her ilde il meclisinin kurulduğu, herkesin uzmanlığına göre bu işe katkı verdiği... Şaka değil değerli YENİ Partililer, olsun olsun en çok 1,5 yıl sonra tarihin en kritik dönüm noktasında olacağız. Ya otokrasi ya demokrasi. Ya bir otokrat ya bütün demokratlar gelip ülkenin kaderine el koyacaklar. Ya bu ülkede AK Parti'nin kara düzeni yıkılıp, YENİ Parti'nin Atatürk'ün istediği gibi hem demokratik, hem insana değer veren bir düzeni kurulacak ya da bu felaket ilanihaye sürecek. İşte bunun için Genel Başkan yetmez, il başkanı, il yönetimi yetmez, ilçe başkanları yetmez. Bunun için topyekun bir mücadeleye, topyekun bir mücadeleyi kimseyi yalnız bırakmadan sürdürmeye, her kapıyı çalmaya, her tanıdıkla konuşmaya, mezun edilen her öğrenciyi, emekli öğretmenlerin bir yoklamasına, her esnafın müşterisi ile özel konuşmasına, alışveriş yaptığınız her esnafa gidip paranızın nasip olduğu herkesle AK Parti'nin kara düzenini konuşup YENİ Parti'nin insana değer veren, eşitlikçi, başta gelirde, vergide ve sosyal hayatta adalet getirecek olan düzenini anlatmak için her birinize ihtiyaç var. O yüzden bugün il kongresi, Yozgat'ta bir mücadelenin günü değil; Yozgat'ta bir kuruluşun son günü de değil. Bu il kongresi yeni siyasetin bundan sonra sokak sokak, ev ev, kahve kahve, tarla tarla, dükkan dükkan yapılacağı iktidarı yürüyüşünün ilk adımının atıldığı gündür. Böyle düşünüyoruz. Hepinizden bu sorumluluğu bekliyorum.
"BUNDAN SONRA HER ŞEY BAMBAŞKA OLACAK"
Bunu sadece önceki partimizle ilgili söylemiyorum. Çok mücadeleler verdik. Ama Türkiye'deki eski siyasette kararı verenler yukarıda, bedeli ödeyenler aşağıdaydı. Önceki partimizde de öyleydi. Kararı verenler yukarıda, şikayet edenler aşağıdaydı. Yeni siyasette aşağıdakiler kararı alacak, yukarıdakiler hesabı verecekler. Gerekirse millete hesap verecekler, gerekirse üyeye hesap verecekler. O yüzden bugün Yozgat'ta sizinle birlikte öyle bir yol açıyoruz ki artık Türkiye siyasetinde hiçbir şey bugünden öncesi gibi olmayacak. Her şey yepyeni, her şey bambaşka olacak. Bizim eski siyaset dediğimiz, bir anlayış meselesidir aynı zamanda. Eski siyasette kararları tepede oturanlar alır, denetlenmez. Liyakatin yerini sadakat alır. Kamu imkanları iktidarın malı gibi görülür. Devlet ile parti birbirine karışır. Böyle olunca siyasetçiler de kibrin esiri, kibrin sahibi olur. İşte bugün AK Parti'nin temsil ettiği kibirli siyaset, bu anlayışın eseridir. Bugün Yozgat'ta sokakta AK Parti'nin üyesi 'Ya 25 yıl önce bu parti bunun için kurulmadı' diyorsa işte bu denetimsizlikten, bu eşitsizlikten, bu liyakatsizlikten, en sonunda ortaya çıkmış bu kibirden bahsediyordur. YENİ Parti kibirlilerin yukarıda oturmadığı, kararın yukarıdan verilmediği, göz hizasında siyaset yapıldığı, elini uzatanın liderine dokunabildiği, herkesin milletin omzuna, koluna dokunarak siyaset yaptığı bir partidir.
"ASRIN VURGUNUNDA SORUMLU ERDOĞAN'DIR"
Bugün yaşadığımız sorunların hiçbirisi gökten inmedi. Hayat pahalılığı gökten inmedi. Devlete olan güvenin aşılması gökten inmedi. Gençlerin gelecek kaygısı gökten inmedi. Torpil, kutuplaşma gökten inmedi. Bunların hepsi üst üste konulmuş yanlış tuğlaların eseridir. Yanlış tuğla ile doğru duvar örülmez. Yanlış tuğla ile doğru duvar öreceğini vaat edenler en sonunda o duvarın altında milleti de bırakırlar, kendilerini de bırakırlar. Bakın yanlış örülmüş bir duvarın altında kalan milletin son hikayesi. Çok örnekler gördük. Örneğin denetimsizlik, özel hastanelerin kar etmesi için onlara verilen birtakım primler, imtiyazlar Yenidoğan Çetesi diye bir şey çıkardı. Para kazanmak için kuvözde yeni doğmuş bebekler öldü. Belki bizim torunumuz, çocuğumuz değildi doğrudan ama olabilirdi. Soma'da üretim baskısıyla 'Haydi, haydi, haydi', daha çok kazanılsın diye çalıştırılan 301 işçi... Daha geçen hafta beş işçi öldü. Belki bizim evladımız değildi ama olabilirdi. ÇEDES'lerde 13-15 yaşlarında küçücük çocuklar inşaatlardan düşüp, temizliği yaptırılan makinelerin arasında çalışınca kısıp hayatlarını kaybediyorlar, çocuk işçi olarak güvencesiz çalıştırıyorlar. Belki bu çocuklar bizim evladımız değildi ama olabilirdi. Şimdi de Türkiye'de büyük bir grup, görünüşte 455 bin kişi, aileleri ile 2 milyon ama hasarın etkilediği 10 milyondan fazla kişi canı yanmış şekilde tepki gösteriyor. Bakın, bir ay oldu, bir fon vurgununu gündüz-gece konuşuyoruz. Bu krizin ekonomimize doğrudan maliyeti önce 20 milyar dolardı. Sonra 90 milyar dolara çıktığını açıkladılar. Şimdi uzmanlar 110 milyar dolara ulaştığını söylüyor, dün de borsada yaşananlarla birlikte 110 milyar dolarlık bir kayıptan bahsediyorlar. 'Rezerv ve borsa kaybı; 110 milyar' şu demek. Hani 11 ilde hepimizin canını yakan, 50 binin üzerinde vatandaşımızın hayatını kaybettiği o 6 Şubat depremi 'asrın felaketi' 100 milyar dolarlık kayba neden olmuştu. Fon vurgunun yarattığı hasar 110 milyar dolarla asrın felaketinden daha büyüktür. Asrın soygunu, asrın dolandırıcılığı, asrın vurgunu; asrın felaketi olan 6 Şubat depreminden daha büyük hasar yaratmıştır. Bunun boyutlarını bu anlamda görmek lazım. Peki sorumlusu kim? Vallahi oradan-buradan hiç konuşmayın. Hiç sorumlu aramayın oradan-buradan. Sorumlu; Recep Tayyip Erdoğan. Niye sorumlu? Bir, orada yönetenleri tek tek atayan biri, altında ne benim imzam var ne Devlet Bahçeli'nin ne de herhangi bir partinin Genel Başkanı'nın. Hepsinin altında imzası var. Kimi büyükelçi, kimi kendi başdanışmanı, kimi İstişare Kurulu üyesi, kimi Varlık Fonu yöneticisi. Hepsinin altında imzası var. İçerideki tutukluların hepsini de o atamış, dışarıda koruduklarının hepsini de o atamış durumda. Hani bazen söylüyordu ya bazı hususlarda, bizim parti içi meselelerde 'O CHP'li, bu CHP'li. Biz bu işin içinde yokuz.' Ee Tayyip Bey. O lafını çokça kullandın ya bir de sen duy bakalım. Atayan AKP'li, atanan AKP'li, soyan AKP'li, soyulan AKP'li. Biz bu işin hiçbir yerinde yokuz. Ama siz hepiniz oradaydınız, hepiniz.
"O KÜÇÜK GÖRDÜĞÜN KARINCANIN KARDEŞİ YENİ PARTİ'DİR"
Tabii YENİ Parti bu işin mağdurları, mağdur eden tarafında yok, ama hakkını arama noktasında var. Biliyorum yüzde 90'a yakını AK Parti'ye oy vermiş kişiler. Niye? Duymuş 'O bakanın parası TERA'daymış. Bu bürokrat TERA'cıymış, onun babası oradan bunu kazanmış. Ya AK Parti'nin üst yönetiminin hepsinin içinde olduğu, kardeşi Mustafa Erdoğan'ın oğlu Üsame'nin cirit attığı yerde zarar olur mu kardeş? Biz de koyalım. Hem faiz değil, haram değil. Ticaret bu. Hem kesin kazanıyor büyükler. Biz de kazanalım. Bu zor günleri biraz da biz bu sayede atlatalım' demişler. O uyanıklar, esas zamanında kaldırıp kaldırıp parayı belli bir noktaya yükü getirmişler. Yükü garibanların sırtına bindirmişler. Aradan kaçıp gitmişler. Şimdi o garibanların hakkını da koruyacak birisi lazım. Karınca gibi görüyorlar onları. Onların hepsi AK Partililer, neredeyse hepsi ya üyeler, ya oy vermişler. 'Ne yapalım, almasaydı' diye görüp, küçük görüyorlar. O küçük gördüğün karıncanın da bir kardeşi çıkar. Onun da adı YENİ Parti'dir be kardeşim. Erdoğan bir aydır bu sorunu çözecek bir yöntemi ortaya koymadı, koyamıyor. En son çareyi kendini sıyıracak ya bu kadar açık sorumluluğu varken, 'Dış güçler bize sabotaj yaptı' diyor. Ya hu Sayın Erdoğan, buradan sana soruyorum: Fon şirketlerinin yönetimine o AK Partili isimleri dış güçler mi atadı? Fatma Betül Sayan Kaya Hanım'a 2,2 milyarlık vurgunu dış güçler mi yaptırdı? 'Türkiye Yüzyılı' sloganını kullandınız, durdunuz. Türkiye vurgununu yapan kişi, yaptıran kişi dış güçlerin mi eseri? Partinin Sözcüsünü fon vurguncuları ile tatile dış güçler mi yolladı? Ömer Çelik'i Bodrum'da fon vurguncusu ile dış güçler mi tatile yolladı? Hayati Bey'in oğlunun mal varlığındaki tedbiri dış güçler mi koydu? Bir saat sonra dış güçler mi kaldırdı? Siz bu dolapların içinde hep birliktesiniz. Milletin parası çalınırken hepiniz oradaydınız. Beyefendi bu işleri küçümsüyor. 'Toplam fon sayısının yüzde 4,6'sında bir sorun çıktı, büyütmeye gerek yok' diyor. Milletin 110 milyar doları gitmiş, hesap vereceği yerde milletle ediyor. Bu işin çözümünü nettir. YENİ Parti'nin önerisi açıktır. Kanun teklifi Meclis'e çoktan neredeyse bir ay önce verilmiştir. Vurgunu yapanların tam listesi açıklanacak. Haksız kazançlar tespit edilip ama burada ama dünyanın öbür ucunda o AK Partililerden bu paralar alınacak, mağdur ettiğiniz karınca gibi gördüğünüz, oy alırken 'baş tacı' deyip vurgundan sonra sırtınızı döndüğünüz o garibanlara paraları son kuruşuna kadar ödenecek. Burada Fatma Hanım'ı kayırarak, bakanların ismini gizleyerek, saray bürokrasisini kollayarak bu krizi çözemezsiniz. Bu krizi çözmek için ya gereğini yapacaksınız, ya millet ilk seçimde tokadı vuracak. Biz geldiğimizde herkesin hakkını verecek ve hepinizden o haksız kazançları tahsil edeceğiz.
"SEN BİZDENSİN, ÜLKENİN KADERİNİ BİRLİKTE DEĞİŞTİRELİM"
Değerli Yozgatlılar, bizim 'yeni siyaset' dediğimiz şeyin üçayağı var. Bunlardan birincisi, siyaseti millete vermektir. Yani gönlümden geçenin değil, sandıktan çıkanın kazanması, herkesin buna saygı duyması, üyeye, seçmene, milletin kararına güvenip saygı duymaktır. Kimsenin milletin oturduğu koltuğa kök salmamasıdır. Seçimle gelenin seçimle gitmesidir. Dönem kurallarının gerçekten hayata geçirilmesi ve mutlaka uygulanmasıdır. YENİ Parti'de katı dönem kuralları vardır. İki dönem, üç dönem. Milletvekilleri için iki dönem ve parti yönetimi için üç dönem kuralı vardır. Ama bu kurallardan muaf bir kişi vardır. O da Genel Başkan'dır. Yani 'Genel Başkan kurala mı tabi olacak?' değil. Onun kuralı kendisine özeldir. Genel Başkan bir seçime partisini soktu, seçimi kazandı, ne aladır. Kaybederse dönem bitmiştir, evine gitmiştir. Ya kazanacaktır, ya bırakacaktır. Zira 14 kere üst üste kaybedip milletin umutlarını kırandan, kaybettiği seçimden ders almayıp millete kafa tutandan Genel Başkan olmaz, bu millete fayda gelmez. İkinci kural, devletin kapılarını millete açmaktır. Bugün devletin kapısına parti rozeti asılmış, devletin kapısına ampullü bayrak takılmıştır. Adalet kapısına, gelir kapısına bir partinin bayrağı asılmıştır. Devletin kapıları bir partiye açık, millete kapalıdır. Biz devletin kapılarını 87 milyona açmaya geliyoruz. Buradan AK Parti'nin zaman 12-13 milyon diye duyurduğu üyelerine de sesleniyoruz. AK Parti'nin üyesi olmak devletin kapısından girmeye yetmiyor. Torpil için yukarıdan tanıdık bilmek lazım. Garibanın çocuğuna bir şey olmuyor. Zenginleşmek için tepede, sarayda yanında olmak, aileden olmak, eş-dost olmak lazım. Sana bir fayda olmuyor. O yüzden burada, Yozgat'ın AK Partililerine sesleniyorum. Sizin eğer tepedekilerden değil aşağıdakilerdensen, geçinemiyorsan, pancar parasından - süt parasından şikayet ediyorsan, 100 liralık mazotla baş edemiyorsan, 23 bin liralık emekli maaşıyla geçinemiyorsan; sen onlardan değilsin, sen bizdensin. Gel yanımıza, ülkenin kaderini birlikte değiştirelim.
"KAYBETMEYE ALIŞIP ONLAR İÇİN ELVERİŞLİ OLANA ÖZLEM DUYUYORLAR"
Üçüncü kuralımız ise hesap vermektir. Yeni siyasette yetkiyi kullanan herkes hesabı millete verecek. Siyaset şeffaf olacak, yanlış yapan korunmayacaktır. Şimdi önümüzde iki Türkiye var. Birincisi, eski siyasetin devam ettiği, ettirilmek istendiği Türkiye. Zaten sıkışınca geride kalmış figürleri bile geri çağırıyorlar. 'Seninle iyiydik. Gel buraya, seninle yapalım siyaseti karşı karşıya' diye. Yenilere tahammülleri yok. Kazananlara, 'Kaybedersem bırakıp giderim' diyenlere değil; kaybetmeye alışıp onlar için elverişli olanlara özlem duyuyorlar. O yüzden geri çağırıyorlar. Ama diğer tarafta onların çağırdığı Türkiye'de yoksulluk var, krizler var, kayırmacılık var. Bizim Yozgatlı AK Partiliyi, MHP'liyi davet ettiğimiz siyasette siyasetin hakime millet, Türkiye, halkın ta kendisi. Orada devletin bir avuç insana değil, millete ait olduğu bir Türkiye var. Biz geçmişin kavgasını sürdürmeye, bazı tartışmaları büyütmeye gelmiyoruz. Ortak geleceğin yolunu açmaya geliyoruz. Biz birilerinden intikam almaya değil; devleti adaletle buluşturmaya, 'Parti üyesisin' diye avutulanlara bir partinin üyesi olmanın değil; Cumhuriyetin, haysiyetli, korunan, kollanan, kıymet verilen vatandaşları olmanın tadını tattırmaya geliyoruz. Devleti adaletle buluşturmaya geliyoruz. İnsanları birbirinden ayırmaya gelmiyoruz. Bu memleketin evlatlarını aynı sofrada oturtmaya, sofrayı büyütmeye, adaletle bölüşmeye geliyoruz.
Değerli yol arkadaşlarım, bugün burada yan yana duruyorsak bir şeyi hiç unutmayalım. Biz buraya düz bir yoldan gelmedik. Önümüze kimse kırmızı halılar sermedi. Kapılar ardına kadar açılmadı. Tam tersine tümsekler, engebeler, kavşaklar, tuzaklar, kumpaslar kuruldu yolumuza. Önümüzdeki kapılara çifte sürgüler çekildi. Bir sivil darbenin okları üzerimize bolca atıldı. Bu oklarda vurulanlar oldu. Yaralananlar oldu. Düşenler, düştüğü yerden kalkanlar oldu. Bu karşıdan gelen oklardan korkup kaçanlar, teslim olanlar oldu. Bugün elimizde sınırsız imkanlar yok. Devlet gücü yok. Sermaye yok. Kapılar kapalı. Yarın bugünden de zor olabilir. Yeni bedeller ödenecekse ödeyeceğiz. Yeni ihanetler varsa onlarla da yüzleşeceğiz. Unutmayın, bizim bir sermayemiz varsa; yılmamaktır, korkmamaktır, kötülüğe teslim olmamaktır. O yüzden biz birbirimize karşı sorumluyuz. Birimiz yorulsa, diğerimiz omuz verecek. Birimiz düştüğünde, öbürü düştüğü yerden devam edecek. Elindeki bayrağı yerde koymayacak. Ama düşeni de kimse yerde bırakmayacak. Ona elini uzatacak. Yoldaşlık hukuku budur. Bu salon kimseyi geride bırakmayanlarla doludur. Bizi bugüne getiren hiç düşmememiz değildir. Bizi bugüne getiren, düştüğümüz yerden hep beraber ayağa kalkabilmemizdir. Ben size hiç düşmemeyi değil, ama kaç kez düşersek düşelim her seferinde ayağa daha kuvvetli kalkmayı vaat ediyorum. Eski siyaset Türkiye'nin dünüdür. Bu salon Türkiye'nin yarını. Dün bizi buraya kadar getirdi. Bu zorluklara, bu sıkıntılara ve bu çaresizliğe büründürdü. Artık eski yolun nereye çıktığını Yozgat da biliyor, Türkiye de biliyor. O yüzden milleti yeni yola, YENİ Parti'ye, YENİ Parti'nin yeni iktidar yürüyüşüne davet ediyoruz. Yozgat hazırsa Türkiye hazırdır. Bu salon hazır, YENİ Parti hazır, Yozgat hazır, yolumuz açık, niyetimiz halis, hedefimiz iktidardır. Hep beraber başarmak üzere yola çıkıyoruz. Yozgat'tan tüm Türkiye'ye ilan ederim ki, Türkiye'nin önünde iki yol vardır. Bir AK Parti'nin kara düzeni, ikincisi YENİ Parti'nin yeni düzeni, iyi düzeni, güzel düzeni, eşit düzeni. Ama Yozgat'tan ilan ederim ki, YENİ Parti'nin önünde iki değil, tek yol vardır. Tek yolumuz kazanmaktır, kazanacağız. Hep birlikte kazanacağız. Hepinize inanıyorum, hepinize güveniyorum. YENİ Parti'nin yolu açık olsun. Yozgat'tan başlıyoruz. Vira bismillah, bismillahirrahmanirrahim."