2026.07.06 12:21 Son Güncellenme: 2026.07.06 13:00 - SİYASET
Tutuklu İBB Başkanı ve CHP'nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu, bugün 3 ayrı davada hakim karşısına çıktı. Bunlardan birisi ise "diploma" davasıydı... Savunma yapan İmamoğlu, "diploma" davasında İstanbul Üniversitesi rektörüyle telefon görüşmesini anlattı. İmamoğlu, diplomasını iptal eden rektörün kendisine telefonda "Çok zor durumdayım başkanım" dediğini söyledi. Diploma davası, 25 Aralık tarihine ertelendi.
Seçilmiş İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı ve CHP'nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu, bugün Silivri'de 3 ayrı davaya çıkıyor.
İBB ve 'Casusluk' davalarının yanı sıra bugün Silivri'deki bir diğer dava ise "diploma" davası.
Son duruşmada İdare Mahkemesi İmamoğlu'nun diplomasının iptal kararına karşı yapılan itirazı reddetmişti.
MÜTALAA AÇIKLANABİLİR
Ceza davasında, idare mahkemesindeki kararının gerekçesinin beklenmesine karar verilmişti. Gerekçeli kararın ardından bugünkü duruşmada savcı mütalaasını sunabilir.
İşte diploma davasında anbean yaşananlar...
12.45 | İMAMOĞLU SALONDAN AYRILDI, "ÖZGÜR ÖZEL" MESAJI VERDİ
Ekrem İmamoğlu, salondan ayrılırken "Ben Özgür Başkanımın yolunda yürümekten onur duyuyorum" dedi.
Gazetecilerin "İBB Davasında savunma yapacak mısınız?" sorusuna ise "Ona söz veremem sırayla gidelim" dedi.
İmamoğlu, "diploma" davasının sona ermesiyle birlikte, "casusluk" davasının görüldüğü salona geçti.
12.40 | DİPLOMA DAVASI 25 ARALIK'A ERTELENDİ
Hakim, "Danıştay'dan karar gelmesi uzun süreceği için aralık ayını bekleyelim" dedi.
İmamoğlu ise, "O kadar uzun süreceğini düşünüyorsanız beraat verin, millet oyalanmasın" diye konuştu.
İmamoğlu'nun yargılandığı "diploma" davası, 25 Aralık 2026 tarihine ertelendi.
12.30 | İMAMOĞLU: "PODYUMA DÖNDÜRÜYORLAR ADLİYE KORİDORLARINI YA!"
İmamoğlu savunmasının son kısmında şunları söyledi:
"Bu insanlar bu şekilde baskı altında tutuklanıyor, tahliye edildiğinde o kopan fırtınalardan eser kalmıyor. Manşetler susuyor, ekranlar sessizleşiyor, bir daha anılmıyor insanlar. O fırtına ne içindi o zaman? Podyuma döndürüyorlar adliye koridorlarını ya. Yazık ya! Yazık!
Hangi bedeller ödendi? Ne yapıldı o arada? Menfaat ne elde edildi? İşte ben bunları sorguluyorum kıymetli halkım. Ben bunları sorgulamaya devam edeceğim. Mahkemelere mahkemeleri anlattım, dosyaları anlattım, diplomamı, kayyumları anlattım, belediyeleri anlattım, şirketleri anlattım, gazetecileri, sanatçıları, akademisyenleri anlattım. Çünkü bunların hepsi tek bir dosya. Bunların hiçbirisi ayrı ayrı dosya değil, hepsi aynı. Hepsini amacı aynı, aynı kişiye hizmet ediyor.
Millet, yalnızca kendisine yapılan haksızlıkları dinleyerek geleceğe yürümez. Milletler nasıl bir ülke kuracaklarına inanırlarsa ayağa kalkarlar ve o inançla ayağa kalkmak zorundayız. İşte ben bugün sizlere yalnızca neden mücadele ettiğimizi değil, neyi yeniden inşa etmek istediğimizi hissettirmeye çalışıyorum. Tam da yerindeyiz aslında. Çünkü hukuk devleti yalnızca mahkeme salonlarında konuşulan soyut bir kavram değildir. Hukuk devleti, dediğim gibi, herkesin yaşamında ihtiyaç duyulan hava gibi, su gibi yaşam kaynağıdır, var olma kaynağıdır, berekettir. Adalet yoksa; bereket yoktur, sefalet vardır. Adalet varsa; yaratıcılık vardır. Adalet varsa; iyi eğitim vardır. Adalet varsa; geçim sıkıntısı yoktur. Adalet varsa; kazanç vardır. Adalet varsa; oraya sermaye gelir, yatırım gelir. Net. Adalet, maaşıyla evini geçindirmeye çalışan bir memurun, bir güvenlik görevlisinin de en büyük ihtiyacı ve güvencesidir. Çocuğunu üniversiteye gönderen annenin de en büyük güvencesidir, huzurudur. Sınav kazanmış öğrencinin de en büyük güvencesidir. Çiftçinin de tapusudur adalet. Emeklinin hakkıdır adalet. İşçinin kıdemidir adalet. Girişimcinin, yatırımcının en büyük güvencesidir adalet."
İMAMOĞLU'NDAN AKIN GÜRLEK'E...
"İşte biz, bu güveni kurmaya talibiz. Onun mücadelesini veriyoruz. Milletçe ayağa kalkma zamanı dememin sebebi de budur. İşte biz böyle bir Türkiye istiyoruz. Bir kişinin iki dudakları arasında değil! Hiçbir anne evladının emeğinin bir gecede yok sayılacağının olmadığı bir ülkeyi kurma çabası içerisindeyiz. Hiçbir genç yıllarca çalışıp aldığı diplomanın siyaset konusu olacağını düşünmeyeceği bir ülke hayal ediyoruz. Hiçbir iş insanı yatırım yaparken bir telefonun ya da bir keyfi kararın bütün emeğinin elinden alınabileceği endişesini taşımaması mücadelesini veriyoruz. Hiçbir gazeteci yazdığı haber yüzünden, hiçbir sanatçı söylediği söz yüzünden, hiçbir akademisyen düşündüğü fikir yüzünden, hiçbir siyasetçi milletin verdiği yetki yüzünden korkmayacağı bir ülke var etmek istiyoruz. Yüce Türk milletinin varmak istediği nokta bu olmak zorundadır.
Evet, biz öyle bir Türkiye kurmak istiyoruz ki bir savcı yalnızca delile bakacak. Bir kamu görevlisi yalnızca kanuna bakacak. Bir vatandaş hakkını ararken karşısındaki kimin olduğuna değil, hukukun yanında olduğuna güvenecek. Talimat... Tensipleriyle, talimatlarıyla, onun ona gelen ilhamla değil; kendi birikimiyle, varlığıyla, aklıyla, zekasıyla... Ben bu Cumhuriyet'e niye aşığım biliyor musunuz? Fikri hür, vicdanı hür nesiller istediği için aşığım. Onun için biz bu emaneti hukukla buluşturacağız, adaletle buluşturacağız. Bütün kalbimle inanıyorum; bu büyük millet yeniden birbirine güvenecek, yeniden devletine güvenecek, hukukuna güvenecek. Onun için ben kendimi millete emanet ediyorum diye söylüyorum, milletime güveniyorum çünkü. Aynı zamanda milletime kendimi değil, gerçekten bu ülkenin demokrasisini, adaletini, cumhuriyetini milletimize emanet ediyorum.
Bütün bu anlattıklarımın nedeni çok net; koltuğu terk etmek istemeyen insanın tespitini yapmanız şart. Bu davanın sebebi de o. Çünkü kendi kurduğu partisine de güvenmiyor. Ondan ümidi kesti, siyasetten de ümidi kesti. Milletin gönlünde olması mümkün değil artık. Rakibinden korkuyor, rakip partiden korkuyor, partisinin seçtiği liderinden dahi korkuyor. Yani bir rakip parti liderini seçmiş, ondan korkuyor. Böyle bir şey olur mu ya? Sandıkta heyecan uyandıramayacağını biliyor. Demokratik rekabetten uzaklaşma tek çıkarı, başka bir çıkarı kalmadı. Cumhuriyetin kurumlarını korumak yerine siyasi hesapların aracı haline gelir durumda bir kişiden bahsediyoruz. Çünkü artık hedefi seçim kazandırmak değil; hedef, hedefi iktidarın el değiştirmesini engellemek. Bunun için de rakibi devre dışı bırakmak, rakip siyasi partiyi devre dışı bırakmak, başka birileri varsa onları da devre dışı bırakmak. Başka bir seçeneği yok. Benim diplomamın iptali ya da bu ceza davalarının tamamının sebebi budur. Onun için bu ülkenin sonraki cumhurbaşkanına milletin değil, kendi kurduğu düzenin karar vermesini istiyor.
Millet karar versin istemiyor. Oradan çıkamayacağını biliyor. Onun için bu ülkeye büyük bir zulüm yaşatılıyor 1.5 senedir. Ve İstanbul'da bir siyasetçinin başsavcı olmasıyla başlamıştır bu süreç. Ve görevini yerine getirdi, 19 Mart darbesini yapıldı ve Adalet Bakanı oldu. Yani bir siyasetçi başsavcı oldu, görevini yerine getirdi, ardından bunun ödülü olarak Adalet Bakanı oldu. Bu net."
İMAMOĞLU: "ÇOK İLGİNÇ TERFİLER VAR, BEN BUNU SÖYLÜYORUM, HERKES DUYSUN"
İmamoğlu şöyle devam etti:
"Tabii terfiyi sadece onun almadığını söyledim. Çok ilginç terfiler var. Ben bunu söylüyorum, herkes duysun. Yani bu absürt davalara imza atıp bu duruşmadan sebebi olan iddianameleri yazan herkesin nasıl ödüllendirildiğini görüyoruz. Bir başsavcı vekili mesela, onun döneminde bir başsavcı vekili şu anda Bakan Yardımcısı. Bir savcı, hem de İBB soruşturmasının böyle çok önemli soruşturmalarda rol alan savcı, İstanbul Cumhuriyet Başsavcı Vekili makamına getirildi, şimdi Ankara Cumhuriyet Başsavcısı oldu. Bir soruşturma savcısı, üstün başarılarıyla İstanbul Cumhuriyet Başsavcı Vekilliğine getirildi. Mesleğin ilk döneminde kısa bir süre soruşturma savcılığı yapan bir kişi, Adalet Bakanlığında Personel Genel Müdürü oldu.
Bu, bu kişi bana ne dedi biliyor musunuz? Bunu hep ibret olsun diye anlatıyorum, bunu dinleyin lütfen. Beni soruşturdu beni. Yani İBB davasında benim karşıma geçti, benim ifademi aldı. Avukatlarım burada. İfademi aldıktan sonra ayrılırken bana ne dedi biliyor musunuz? "Sayın Başkanım, yarın siz Cumhurbaşkanı olursunuz, masanın bu tarafına geçersiniz, bizi siz yargılarsınız." Kafaya bakar mısınız? Biz kimiz, siz kimiz? Bunu ben duymadım, avukatlarımla beraber duyduk bunu ve şu anda bu Adalet Bakanlığında Personel Genel Müdürü. Akla bakar mısınız? Orada otururken mantığa bakar mısınız? "Siz, biz!" Daha neler! Yine bir başka savcı, yine başsavcı vekili. Yani terfi almayan yok. HSK Genel Sekreter Yardımcılığından tutun, şimdi Ankara'da başsavcı vekili olmuş. Bir başka savcı, hem de ne zulümler, ne sıkıntılar yaratan bir kişi, bir ilçede Cumhuriyet Başsavcı Vekili olmuş. Herkes yani, terfi etmeyen yok. Bunu burada söylemek zorundayım, yanlış anlamasın yargı mensupları ama söylüyorum yani, çekinmeden söylüyorum. Tabii, casusluk iddianamesi var yan tarafta. Onun altına imza atan üç kişi var. O absürt, yalan, saçma, yani Merdan Yanardağ'dan casus çıkaran, Necati Özkan'dan casus çıkaran üç savcı var. Şu anda bir tanesi Bakırköy'de Cumhuriyet Başsavcı Vekili, bir tanesi İstanbul Cumhuriyet Başsavcı Vekili, bir tanesi de Bakan Yardımcısı. Ben duruşmada, tutuklandığım İBB davasında 19 Mart operasyondan sonra böyle bir kürsüde, Sayın Hakimin koltuğunda oturan bir hanımefendi, etrafında da güvenlik güçleri, 20-25 tane güvenlik gücü var etrafta. Niye aldıysa yanına, ben böyle bir sahne görmedim, gören varsa beni uyarsın. 20-25 tane güvenlik görevlisi arasında benimle ilgili tutuklama kararını veren hakimin eşi Bakan Yardımcısı oldu. Ne kadar tarafsız değil mi mahkemeler?"
İMAMOĞLU: "ONLARA GÖRE HAK HUKUKTAN DOĞMAZ, KENDİ İKİ DUDAKLARI ARASINDAN ÇIKARSA HAKTIR"
"Onun için gerçekten siyasi sadakatin kol gezdiği bir ortamda biz adalet arayışı içerisindeyiz. Tehditle, baskıyla, etkin pişmanlık adı altında senaryolardan sonuç alamayınca başka yöntemleri devreye sokan bir anlayışla büyük bir hukuk mücadelesi veriyoruz. Sandıkta alamadıkları belediyeleri ya mahkeme koridorlarında ya da yargı sopası altında almaya çalışıyorlar. Cumhuriyet Halk Partisi'ne yönelik butlan kararı da bu demokrasi darbesi anlayışının bir ürünüdür. Çünkü bunların hedefi yalnızca belediyeler ya da bir siyasi parti değildir. Hedef; sandığın hükmünün geçersiz kılmak, milletin kararını kendi kararıyla değiştirmektir. "Sandık yok" diyor. "Ben korkuturum, tehdit ederim o şekilde o makamı alırım" diyor. "Öbür türlü hapse atarım, kayyum atarım" diyor. "Başka türlüsünü başka türlü yaparım" diyor. Yani bir korku ikliminde, bir alçakça bir düzende hukuku siyasetin sopasına çeviren bir anlayışla bir süreç yönetmeye çalışıyor ama asla teslim olmayacağız. Sizlere kibri, ukalalığı ve hadsizliği dayatabileceğini sanan, korkan akla karşı mücadelemden bir an bile geri durmayacağımın sözünü veriyorum. Bir an bile geri durmayacağım.
O istiyor ki, insanlar birbirinden nefret etsinler, birbirinin yüzüne bakmasınlar, kutuplaşsınlar, mahalleler ikiye bölünsün. Birbirine yani "ondan, benden." Hep böyle bir kutuplaştırıcı, ayrıştırıcı bir dünya olsun istiyorlar. Kendileri gibi düşünmeyen herkesi düşman ilan edilsin istiyorlar. İstiyor ki bu ülke korkuyla yönetilsin. Çünkü ilk günden beri yolları da yöntemleri de hep böyle oldu. Koltuğa oturdukları gün devleti milletin emaneti değil, kendi şahsi mülkleri gördüler. Milletin iradesini kendilerinden üstün görmediler. Demokrasiye saygıları olmadı. Vicdana, merhamete, adalete inançları olmadı. Alın terinin ne olduğunu bilmezler, esnafın derdini anlamazlar, helal kazancın kıymetini bilmezler. Onlara göre hak hukuktan doğmaz, kendi iki dudakları arasından çıkarsa haktır. Bu yüzden bu ülkenin liyakatini çürüttüler. Bu milletin evlatları umurunda değil. Bunu yaşadık biz.
Yüz binlerce doları 5-6 tane kişiye verip "Kariyer basamaklarını hızla çıksın" diye harcanırken biz 500 bine yakın gencecik pırlanta gibi evladımıza milyarlarca lira burs dağıtmaya başladık. Bu farkı milletimiz görüyor. 10 milyara yakın burs dağıttık. 10 milyar! 5 yılda, 6 yılda yaptık biz bütün bunları. Sadece verdiğimiz bu. "Çalışırsan başarırsın" diyen milyonların umudunu tüketmeye çalıştılar. Adalet duygusunu yaraladılar. Arsızlığı, milletin iradesine el uzatacak noktaya kadar büyüttüler. Sandıkta alamadıklarını yargı eliyle almaya kalktılar. Milletin verdiği yetkiyi gasp etmeye cüret ettiler. Sonra da bütün bu hukuksuzlukları Saray'ın duvarları arasına sıkışmış bir avuç dalkavuktan alkış bekleyerek meşrulaştırmaya çalıştılar. Asıl büyük kötülüğü bu aziz millete yapıyorlar. Çünkü bir ülkeye verilebilecek en büyük zarar, adalet duygusunu yok etmektir. Bugün eğitimde sorun yaşayabiliriz, ekonomide sıkıntı yaşayabiliriz ama adalet çökerse devletin temeli çöker. Devlet çöker, devlet!"
İMAMOĞLU: "BU ÜLKENİN ONURLU, NAMUSLU, ŞEREFLİ, AHLAKLI BİNLERCE HAKİMİ, SAVCISI VAR..."
"Ne yazık ki bugün Türkiye'de en ağır saldırı adalet düzenine yapılmaktadır. Tarihte böyle bir saldırıyı Türk yargısı görmemiştir. Yargı, millet adına karar veren bağımsız bir güç olmaktan çıkarılmak, siyasi hesapların aracı haline getirilmek istenmektedir. Devletin kurumları millet için değil, bir avuç insanın ikbalini korumak için kullanılmaktadır. Gerçek tehlike, gerçek beka sorunu budur. Asla aldatılmayacağız. Bizi aldatmak isteyen o bir kişiye asla aldanmayan 86 milyon uyanık, fikri hür, vicdanı hür insanlar olmak zorundayız. Onun için kimse umutsuzluğa kapılmasın. Bu ülkenin tarihi bize şunu öğretti: Hiçbir adaletsizlik sonsuza kadar sürmedi. Hiçbir vesayet millet iradesinden büyük olmadı, olmayacak. Hiçbir korku düzeni milletin cesaretini yenemedi. Ben bu ülkenin gençlerine çok güveniyorum. Çok ama çok güveniyorum. Çiftçisine de, işçisine de, emeklisine de, girişimcisine de güveniyorum. Hakimlerine, savcılarına dahi güveniyorum. Çünkü bu ülkenin onurlu, namuslu, şerefli, ahlaklı binlerce hakimi, savcısı var.
Türkiye krizlerden çıkmayı bilen büyük bir ülkedir. Biz bu ülkenin umudunu yeniden ayağa kaldırmak zorundayız ve kaldıracağız. Korkuyu değil güveni, keyfiliği değil hukuku, kutuplaşmayı değil kardeşliği, umutsuzluğu değil geleceği büyüteceğiz. Bu millet yarı yolda asla kalmadı, kalmayacak. Tarihe not düşen bir liderlikle adım adım milletin yanında onlarla yürüyen bir lider varsa ya bir yol yapılır ya da bir yol bulunur. "Bu büyük demokrasi, adalet ve cumhuriyet için yürüyelim arkadaşlar" çağrısının lideri Özgür Özel'le yürümek zamanıdır şimdi. Bu çağrı 86 milyon yurttaşımızadır. Özellikle gençlerimizedir, bu milletin evlatlarınadır. Bu çağrı ve bu yürüyüş sadece bir partinin değil, bütün muhalefetin bu büyük riske karşı bir ve bütün olma zorunda olduğu bu sürecin yürüyüşüdür. Bu yol halkın tertemiz yoludur. Tertemiz yoludur. Kimse merak etmesin bu millet kazanacak. Bu milletin kararının benim başımın üstünde yeri var. Aziz milletime teşekkür ediyorum. Kendimi ve bu milletin en büyük güvencesi olan adaleti onlara emanet ediyorum."
12.25 | İMAMOĞLU'NDAN "DENİZ GÖKTAŞ" AÇIKLAMASI
Tutuklanan komedyen Deniz Göktaş hakkında da konuşan İmamoğlu, savunmasına şöyle devam etti:
"Kıymetli milletim; artık bu ülkede hiçbir operasyon yalnızca kendi başlığıyla okunmayacak durumdadır. Yani bu ülkede her sabah bir son dakika operasyonuyla uyanıyoruz. Bu ülkede büyük üreticilerin, şirketlerine bir anda el konuluyor. Rekabet hukukunun konusu olabilecek iddialar ceza tehdidine dönüştürülüyor. Şirketlere kayyum atanıyor, yöneticiler gözaltına alınıyor. Birkaç gün sonra tedbirler kalkıyor. İnsanlar serbest kalıyor ama o birkaç günde verilmek istenen mesaj veriliyor. 'İstersek geliriz, el koyarız' mesajı. Her gün farklı sektörlerde benzer tablolar yaşanıyor. İnsanların malına, mülküne, şirketine çökülüyor. Yılların emeğine devlet eliyle uzanmaya çalışıyorlar. Daha önce söylemiştim; bugün benim diplomamı yok sayan akıl yarın sizin tapunuza, şirketinize, malınıza, mülkünüze her şeyinize göz koyar. Bugün benim seçilme hakkımı hedef alan yarın sizin mülkiyet hakkınızı da hedef alır. Nitekim öyle oluyor.
Türkiye'nin en önemli medya kuruluşlarının bağlı olduğu holdinglerde, üniversitelerde aynı yöntemi gördük. Bir gecede yönetimler değişti. Bir gecede kayyumlar atandı. Bir gecede ekranların sesi, kampüslerin kapısı, şirketin iradesi değiştirildi. Sonra bazı kayyumlar kaldırıldı. Holding sahipleri, akrabaları, yöneticileri aylarca hapis yattı. Manşetlerden inmediler. TV'lerde, gazetelerde itibar suikastları yapıldı. Sonra bir gecede tahliye ettiler, gündem yok. Kayboldu gitti. Niye yaşandı bunlar? Bu nasıl bir şey? Ama geride büyük bir tahribat kaldı. Hukuka güven duygusu yıkıldı. Bu anlayışla şirketlere el uzatılıyor. Medyaya uzatılıyor, üniversitelere uzatılıyor, sanat dünyasına uzatılıyor. Aylarca insanlar yatıyor, komşuluk yapıyoruz. Yani yan yana avukatlarla görüşürken görüyoruz. Yazık. Bir yapımcı kadın aylarca özgürlüğünden mahrum bırakıldı aylarca. Neler söylendi, neler yapıldı hakkında. Ve mesaj verildi. Konuşan sanatçıya, susmayan gazeteciye, itiraz eden akademisyene, bağımsız duran iş insanına mesaj verildi."
"NEŞEMİZİ ÇALAMAYACAKLAR"
"Hatta mizaha bile tahammülleri kalmadı. Deniz Göktaş adında genç bir kardeşimiz. Ben de vallahi ilk kez haberde çıkınca gördüm. Notlarını yolladılar. Bana da hicivler yapmış, güldüm okurken. 'Ben de' dedi, 'gidiyorum. Yanıma sadece bir fanila aldım, bir şey aldım. Zaten fazla kalamam, geri döneceğim ülkeme' dedi. Adamcağız, genç adam döndü. Adamı tutukladılar. Ters kelepçe yapıp kameranın önünde dört defa, beş defa gezdirdiler delikanlıyı. Niye? 'iyi çekim yapalım' diye. Ya, ya bu ülkenin kolluk gücü, bu ülkenin yargısı bunu ne zaman yaptı? Ben hatırlamıyorum ya. Bunu bir buçuk senedir yapıyorlar. Bunu ne zaman yaptı? Bu ne zaman bu hale geldi yani? Bu ülkenin yargısı ne zaman bu hale geldi? Ve gencecik adamı tutukladılar ya. Tutukladılar, attılar kuyu tipi hücreye, Çorlu'ya. Milletin iradesini bir çırpıda çalanlar şimdi kahkahadan korkup neşesini çalmaya çalışıyorlar. Böyle bir hırsızlık olur mu ya? Ama neşemizi çalamayacaklar.
Adliye koridorlarını magazin koridorlarına çevirdiler. İsimler değişti, başlıklar değişti, dosya numaraları değişti, yöntem değişmedi. Etkin pişmanlıkçılar, 'pişmancık' diyor bir tutsak arkadaşımız bunlara, 'etkin pişmancıklar.' Kamuoyu önünde peşinen mahkum edilen insanlar. Beyanlarla.
Bu ülkede korkuyu yaymak istiyorlar ey halkım! İnsanlara 'Konuşma' diyorlar. İnsanlara, şirketlere 'İtaat et' diyorlar. Sanatçılara 'Sus' diyorlar. Gazetecilere 'Yazma' diyorlar. Akademisyenlere 'Düşünme' diyorlar. Komedyene 'Güldürme' diyorlar. Sanatçıya 'Konuşma' diyorlar. Millete ise korku ve endişe içinde yaşamasını dayatıyorlar. Halbuki biz hangi terbiye ile büyüdük? 'Haksızlığa karşı susan dilsiz şeytandır.' Öyle değil mi? Bunu söylemek kolay ama milletine korku aşıla. İstiklal Marşı'mız ne diyor? 'Korkma!' 'Korkma' diye başlıyor yani ya. Mehmet Akif niye 'Korkma' diye başlattı? En zor koşullarda niye 'Korkma' diye yazdı? Ben korkmuyorum. 86 milyon yurttaşın da korkmayacağını düşünüyorum, öyle hissediyorum."
12.20 | İMAMOĞLU: "BİZİM İTİRAZIMIZI YAPTIĞIMIZ İDARE MAHKEMESİNİN DE BÜTÜN ÜYELERİ DEĞİŞTİ"
Ekrem İmamoğlu savunmasını sürdürüyor:
"Burada konuşulan mesele diploma değil ki. Bir devletin verdiği belgenin, bir devletin tanıdığı unvanın, bir devletin tesis ettiği hakkın güvencesi meselesini konuşuyoruz. 35 yıl önce usulüne uygun alenen ilan edilmiş, 3 öğretim üyesinin altında imzası olan, incelemesinden geçen bir işlemin bugün yokluk gerekçesiyle bir çırpıda ortadan kaldırılabiliyorsa, o zaman bu ülkede hiçbir hak, hiçbir unvan, hiçbir karar nihai değildir. Sizin sahip olduğunuz makam, yetki de bir gün birinin canı istediğinde geri alınamaz mı? Vallahi alır. Vallahi alır, billahi alır. Bu soruyu sormak benim hakkım. Çünkü bana uygulanan mantık yarın herkese uygulanabilir ve uyguluyorlar da. Çünkü bana uygulanan mantık, çünkü bana uygulanan mantık artık ona keyif veriyor. Uyguluyorlar. İşte 19 Mart darbesi de o uygulamanın bir parçası, Cumhuriyet Halk Partisi'ne 21 Mayıs'ta yapılan darbe de butlan safsatası da aynı bütüncül operasyonların bir parçasıdır. Onun için artık her şey mümkündür.
Oysa kazanılmış hak diye bir kavram var ve bu kavram herkes için vardır ya da hiç kimse için yoktur. İstanbul 5. İdare Mahkemesi'nde görülen diplomamın iptali nedeniyle açtığımız davada, davalı taraf İstanbul Üniversitesi'nin avukatı aslında hem idare davasını hem de huzurdaki ceza davasını aslında tek cümleyle özetledi. Bu arada hatırlatalım; diploma iptaline yaptığımız itirazı değerlendiren bu mahkemenin de bütün üyeleri de yani bunu söyleyeyim, bu mahkemede de değişti. Bizim itirazımızı yaptığımız idare mahkemesinin de bütün üyeleri değişti. Yani ilk itirazımızı yaptığımız 5. İdare Mahkemesi'nin bütün üyeleri değişti, karşımıza bir heyet geldi. Burada mahkemesi yapıldı, yeni bir heyet. Güya bizi dinlediler pürdikkat. Pürdikkat bizi dinlediler güya. Ve o heyet huzurunda İstanbul Üniversitesi'nin avukatları çıktı, aynen şunu söyledi, aynen şunu söyledi iki avukat: 'Sayın davacının yaptığı bir eylemden bahsetmiyoruz.' Yani benim geçişte hiçbir yanlış eylemimi bulmadıklarını ifade ettiler. Hiçbir usulsüz eylemimi bulmadıklarını ifade ettiler. Aynen bunu söylediler: 'Sayın davacının, yani Ekrem İmamoğlu'nun yaptığı bir eylemden bahsetmiyoruz.'
Tek doğru cümlesi buydu savunmanın. Şimdi soruyorum: O zaman benim diplomam niye iptal edildi? Eylem yok, kast yok, hile yok ama diploma da yok! Sonra da bana resmi belgede sahtecilik isnadı yöneltiliyor ve onun için buradayız. Valla Türk halkı izliyor, millet izliyor, özenle de takip ediyor. Gerçekten insanın aklıyla alay edecek şekilde bir süreç yürütülüyor. Hafızanızı tekrar tazeleyeyim. 24 Mart 2020'de İstanbul Üniversitesi'ne CİMER'den başvuru yapılıyor. İstanbul Üniversitesi ne cevap veriyor biliyor musunuz? 'Ekrem İmamoğlu kabul koşullarını yerine getirerek kayıt olmuştur. Hiçbir sorun yoktur.' Madem her şey usulüne uygun, hukuka aykırı bir işlem yok, ben niye sanık kürsüsündeyim? İstanbul Üniversitesi tarafından 'Kabul şartlarını sağlamıştır, kayıt işlemi usulüne göre uygundur, hukuka aykırı herhangi bir durum yoktur' cevabı veriliyorsa, bu kadar basit, bu kadar açık bir beyan varsa Ekrem İmamoğlu niye sanık sandalyesinde? Çünkü o zaman henüz kirli eller oraya değmemiş. Henüz talimatı alan savcılık, 'İvedi iptal edin' diye yazı yazmamış. Üniversite kendi iradesiyle cevap vermiş."
İMAMOĞLU: "BU SON REKTÖRÜN GÖREVDE OLDUĞU 7 EKİM 2024 TARİHLİ YATAY GEÇİŞ BİLGİ NOTU VAR..."
"İstanbul Üniversitesi bu kumpasın sadece uygulayıcısı mı olacak, yoksa bu sürecin hesabını da verecek mi? Verecek" diyen İmamoğlu, şu ifadeleri kullandı:
"Bakın bu son rektörün, bu son rektörün görevde olduğu 7 Ekim 2024 tarihli yatay geçiş bilgi notu var. Bu bilgi notunda diyor ki: '1982 tarihli yatay geçiş yönetmeliğinde yurt dışındaki üniversitenin YÖK tarafından tanınması diye bir şart bulunmamaktadır' diyor. '96 yılına kadar da böyle bir tanıma ve denklik yönetmeliği de yoktur' diyor. Demek istiyor ki: 'Ekrem İmamoğlu'nun böyle bir şartı sağlama gerekliliği yok. Biz kabul ettik ve aldık' diyor. Onun için sorun görülmediğini ifade ediyor. YÖK'ün sonradan aldığı tanıma kararlarının bu olayda uygulanamayacağını anlatıyor. Tek cümleyle özetleyeyim; İstanbul Üniversitesi'nin kendi rektörünün imzasıyla taşıyan, kendi rektörünün, bu şu anki rektörünün imzasını taşıyan bilgi notunda 'Ekrem İmamoğlu diploması hukuka uygundur' diyor.
Bitti mi? Hayır. YÖK Denetleme Kurulu, 17 Şubat 2025, operasyona iki ay kala... Raporunda deniliyor ki: 'Ekrem İmamoğlu eğitim aldığı üniversitede 2 yıl öğrenim görmüş, bütün derslerini başarıyla tamamlamış, not ortalaması şartını sağlamış, yürürlükteki yönetmeliğin aradığı bütün koşulları yerine getirmiştir.' Bunun da özeti çok açık. Yatay geçişin gerektiği işlemleri, bütün şartları yaptık. İstanbul Üniversitesi avukatı ne diyor? 'Ekrem İmamoğlu'nun yaptığı hiçbir usulsüz eylem yok' diyor. E İstanbul Üniversitesi CİMER'de 'Usulsüzlük yok' diyor, Rektör 'Hukuka uygun' diyor, YÖK Denetleme Kurulu 'Bütün şartları taşıyor' diyor; biz burada neyi yargılıyoruz? Ama bir kirli el korkuyla; terfi, makam, mevki, menfaat diyorum bunların şeyine, yöntemlerine. Makam, mevki, menfaat talimatıyla devreye giriyor ve bu olayları yaşıyoruz. Bu ülkenin resmi kayıtları var; üniversitesi var, arşivi, devlet kurumları var. Hepsini yok sayıp sonra dönüp bana 'Bunu açıkla' diyorlar bu kürsüde. Tabii ki açıklamayacağım. Açıklaması gereken ben değilim. Açıklaması gereken kendi kayıtlarını inkar eden ve yok sayan bu zavallı zihniyet.
Tabi şunu söylemek istiyorum; eğer siz bu davayı kendi hür iradenizle, vicdanınızla yürütemiyorsanız, eğer bir telefon, bir talimat, bir korku sizi bu kürsüde oturduğunuz o sıfattan koparıyorsa işte o zaman asıl iptal edilmesi gereken benim diplomam değil, bu mesleğe duyulan güven olur. Eğer bir gün bir başka mahkeme, bir başka heyet sizin de bu kararı 'Usulüne uygun değildir' diyerek 35 yıl sonra eline alıp baksa acaba bugün sorduğunuz soruları kendinize sorar mısınız 'Bu nasıl oldu?' diye. Utanç verici bir paradoksu size yaşatır bu durum. Bunları hatırlatmak için söylüyorum sadece.
Bu tabii diplomalar, bu iptallerin sonu nedir? Milletin iradesini yok sayma girişimlerinin aşamasıdır. Sorun milletin iradesini hukuk kavramlarının arkasına saklanarak yok sayma alışkanlığını yaratmaktır. Evet, bu çok gerçek bir tehdittir ve en büyük beka sorunudur. 7 yıl önce ilk denemeyi yaptılar, 6 Mayıs'ta seçimi iptal ettiler, 6 Mayıs 2019'da kazandığımız seçimi iptal ettiler, millet gerekeni yaptı. 19 Mart ve 21 Mayıs darbeleriyle de milletin kutsal iradesine darbe yapmaya devam ediyorlar."
12.10 | İMAMOĞLU: "BIRAKIN GELECEKTE ÇOCUKLARINA ANLATMAYI, YARIN NASIL ANLATACAKLAR?"
"18 yaşındaki Ekrem'i burada yargılıyorsunuz Sayın Hakim" diyen İmamoğlu şöyle devam etti:
"18 yaşındaki Ekrem, nasıl bir üçkağıt yaptı, nasıl bir evrakta sahtecilik yaptı? Allah'ım ya Rabbim ya Resulullah! Daha da önemlisi devletin kendi verdiği belgeyi 36 yıl sonra yok sayabilecek kadar hukuku eğip bükebileceğine ilişkin çok tehlikeli bir anlayış gözler önüne seriliyor. Bu dava, 4 yıl boyunca ders çalışarak hakkımla kazandığım diplomamın yok sayılıp iptal edilmesi, hem de hayatımın en anlamlı dönemlerinde yani... Herkes bir dönsün bakalım; 17, 18, 19, 20, 21, 22... O yılların emeğini, çabasını bir çırpıda yok etme davası.
İktidar ve koltuk hırsıyla bu korkak zihniyetin... Devletin bütün gücünü kullandılar, bütün gücünü! Savcılığın talimatıyla, operasyondan bir gün önce gitmişler, bulmuşlar benim Kıbrıs'taki üniversitemin genel sekreterini, evine jandarmayı yollamışlar bir gün önce. Adamcağız korkmuştur herhalde, 70 küsur yaşlarında bir beyefendiyi almışlar. Niye? Bana bir gün sonra operasyon yapacaklar ya, işlemi tamamlamaları lazım. Alelacele bir şey konuşsunlar. Adam şoka girmiştir yani. Adama ne dese kabul edecekler. Yani 'Ekrem'e 5 milyon Euro verdim de' deseler imza atacak altına. Attı ya bir tanesi! Yazık! Utanç verici! Utanç verici yani, gülüyorum bunlara ya. Utanç verici. Ekrem'e saldırdılar. Kaç yaşında Ekrem? 17 yaşında. 17 yaşındaki Ekrem'e saldırdılar. Yazıklar olsun! Benim ve birçok arkadaşımın, yüzlerce insanın aylardır muhatap olduğu bu absürt davalar işte... Birçok arkadaşım da buna muhatap oldu.
Bu arada söyleyeyim; benim gibi 28 arkadaşımın diploması iptal edildi ama bu ceza davası sadece bana açıldı. Bunların hiçbirine açılmadı. Niye? Ekrem ile ilgili aceleleri var. Ya hukuk tarihinde var mı bu? Benimle beraber 28 kişinin geriye dönük diploması iptal edildi ama bu dava sadece Ekrem'e açıldı. Soruşturma ve operasyon sadece Ekrem'e yapıldı. Hepsi tek merkezden verilen zavallı talimatlar, utanç verici! Ve işte bir insan boyundan büyük işlere girince böyle oluyor, altından çıkamaz hale geliyor. Bu ülkenin insanları yıllar sonra geriye dönüp baktığında ne diyecekler, hiç düşündünüz mü? '31 sene sonra geçişini iptal ettik, 36 yıl sonra verilen diplomasını iptal ettik' yani 'evrakta sahtecilik iddiaları uydurduk.' Bunu nasıl anlatacak? Şurada bunu dinleyen insanlar nasıl anlatacak, merak ediyorum. Bırakın ya gelecekte çocuklarına anlatmayı, yarın nasıl anlatacaklar?
İMAMOĞLU: "ONLARA KARŞI MÜCADELEMDEN BİR AN OLSUN VAZGEÇMEYECEĞİM"
Ekrem İmamoğlu, şöyle devam etti:
"Eee... Bu tabii mahkemede tatmin etsin diye bunları söylemiyorum. 5. celsesindeyiz. 4 celse boyunca bunları anlattım zaten. Öyle bir beklentim de yok yani onu söyleyeyim. Ben millete konuşuyorum. Çok net yani. Çok farklı süreçlerden geçtiğim için millet benim muhatabım. Aziz milletime anlatıyorum. Benim Trabzon Akçaabat'ın Cevizli köyündeki 7 yaşındaki çocuğu anlatıyorum şu anda bunları. Hakkari'deki bir vatandaşımıza anlatıyorum. Edirne'deki bir kızımızı anlatıyorum. Balıkesir'deki bir teyzemizi anlatıyorum şu anda. Kızını, oğlunu okula yollayamayan anneye, babaya anlatıyorum.
Bir araştırma yaptı arkadaşlarım; üniversite kızlarla ilgili, üniversiteye giden kızlarımız ayda 5.000 lira ile geçinerek İstanbul'u- İstanbul'da üniversite okuma gayretinde olan insanlar yüzde 15-20 oranında. 5 bin lira! Yani yurdu var, bir iki tane bursu var ve 5 bin lira ailesinden alabiliyor. 10 bin lira, 12 bin lira... Nasıl geçinecek İstanbul'da? Onlara anlatıyorum bunu. Onun için yani evrakları teslim ettim, hepsini dosyaya sundum; bunları anlatmıyorum size. Utanç vesikası bir iddianame ve yazık edilen Türk yargısını anlatmıyorum, milletime anlatıyorum. Bu kumpasın içinde olan herkes bu hukuk cinayetinin faili olacak ve o failler günü geldiğinde hesap verecek, kimse! Tek tek. Onlara karşı mücadelemden bir an olsun vazgeçmeyeceğim. Buralarda söylediğim her günden, bir sonraki sözümde daha güçlü bir iradeyle bunu söylüyorum.
Bu mücadelem şahsi bir mücadele değil, bu ülkenin gençlerinin hak ve özgürlükleri mücadelesidir. Beni ikna edemedikleri her gün, toplumu ikna edemedikleri her an biraz daha gerildiklerini biliyorum. Biraz daha azgın hırs ve ihtiraslara büründüklerini görüyorum. "Bir gerekçe daha icat edelim" diye gece gündüz çalıştıklarını biliyorum. "Bir suçlama daha ekleyelim, aile fertlerine ıstırap, işkence çektirelim" diye nasıl adi kararları aldıklarını görüyorum. Bu bir hakikat arayışı mıymış? Asla değil.
Hapiste unutulan kayınbiraderim var benim, biliyor mu- hapiste unuttular onu. Yargılamasını bile yapamıyorlar şu anda. Adamı uydurdular, hapse attılar ya! Bir beyanla hapse attılar adamı ya! Neymiş? Uyuşturucu kullanmış ve uyuşturucu temin etmiş. Testleri negatif çıktı, bu sefer adamı uyuşturucu tüccarı yaptılar, biliyor musunuz? Sonra tüccar yaptılar, dediler: 'Konu Bodrum'undur', mahkemeyi oraya yolladılar. Bodrum Mahkemesi 'Aman aman' dedi, 'biz bunlara bakamayız', Bakırköy'e yolladılar. O dedi ki: 'Ben de bakamam' dedi. Şimdi Yargıtay'da, adam yatıyor! Aileye, aileye saldırıyorlar, aileye! Utanç verici bunlar, utanç!
Çıkacak ne diyecek? 'Ey devlet başkanları!' Hani eskiden diyordu ya: 'Ey Amerika! Ey Avrupa!' Şimdi diyecek ki: 'Ey devlet başkanları! Ne derseniz o. Ama bak ben böyle yapıyorum.' Utanç verici! Tek sebebi var; koltuğu kendine ait zannediyor. Değil! Sana ait değil ya. Milletin oyuyla seçilirsin, seçilmediğin zaman da tıpış tıpış gidersin. Onun için bir adamın verdiği talimatla iptal edilen diplomam hakkında beni sorgularken ben de şunu sorguluyorum, söyleyeyim: Sizin diplomanızı kim koruyacak? Yarın verdiğiniz bu kararları kim koruyacak? Ne kadar geçerli olacak verdiğiniz kararlar? Kalıcı mı olacak zannediyorsunuz?"
12.08 | "İMAMOĞLU: BU DAVALAR BENİM ŞAHSİ MESELEM DEĞİL"
"Evet, bu çarpıcı tablo... Bu NATO günlerinde ben buradayım. Umarım benim söylediklerim, NATO mermer NATO kafa pozisyonunda birilerine çarpıp geri dönmüyordur. Bu millet hukuk devletini ve milli iradeyi kolay kazanmadı. Milli Mücadele'den Cumhuriyet'e kolay ulaşmadı. Yaşanan o kadar darbeden sonra yaralarını bir günde sarmadı. Bu millet bugünlere gelene kadar çok acı çekti. Çok acı çekti. Burada çok değerli büyükler, dostlar var. Her nesil bu ülkeye biraz daha fazla hukuk, biraz daha fazla özgürlük bırakmak için bedeller ödedi, ödemeye devam ediyor. Fakat geldiğimiz noktada ne yazık ki elimizde sıfır var" diyen İmamoğlu, savunmasına şöyle devam etti:
"Avrupa'da itibarımızın dip yaptığı yerdeyiz. Biz Avrupa'nın önemli bir parçasıyız. Biz Avrupa'da lider bir ülke olmak zorundayız. Liderlik nasıl olur biliyor musunuz Avrupa'da? Ve dünyanın başka ülkeleriyle... Orta Doğu'da... Orta Doğu'da lider olmalıyız. Uzak Doğu'da... Orada da liderliğimizi göstermeliyiz. Neyle olur biliyor musunuz? Demokrasiyle olur, adaletle olur, yaratıcılıkla olur, üretimle olur, kapasite arttırmakla olur. Gençlere ilham kaynağı olmakla olur. O zaman siz Orta Doğu'da bir kutup yıldızı olursunuz. O zaman siz Avrupa'ya ışık tutarsınız. Avrupa sizinle kol kola olur, yol yürür. Bu mümkün mü? Vallahi mümkün. Yani bu ülkede un var, şeker var, yağ var, her şey var. Kurban olurum bu ülkenin insanına; Türk'üne, Kürt'üne, Laz'ına, Çerkes'ine... Kurban olurum. Biliyorum, çocukluğumdan beri biliyorum, hiç yanıltmadı beni bu ülkenin güzel insanları.
Fakat sıfır noktasına bizi bir kişinin inadı getirdi, bir kişi! Bir kişinin koltuk ısrarı getirdi. 'Bu koltuk bana aittir, kimseye vermiyorum' deme huyu getirdi. Onun için bizler yalnızca kendi kuşağımızın değil, 150 yılı aşan anayasal ve demokratik bir dönemin emanetçileriyiz. Büyük emek var burada. Avrupa'da 'Ben varım' diyen birçok ülke daha 30-40 yıldır cumhuriyeti, demokrasiyi konuşuyorken biz 150 yıldır sandık mücadelesi veren topraklardayız.
Ekrem İmamoğlu hakkında türlü kumpas senaryolarıyla kurgulanıp açılan davalar benim şahsi meselem değildir. Benim şahsi davalarım hiç değildir. Bu davalar millet iradesine, demokrasiye, Cumhuriyet'e, hukukun üstünlüğüne karşı açılmış bir savaşın yargıdaki tezahürüdür. Devletin vatandaşına verdiği sözün, sorumluluğun yerle bir edilmesidir. Mücadelemiz; hukukun siyasi iradeden bağımsız kalıp kalmayacağıdır. Sandığın gerçekten milletin iradesini yansıtıp yansıtmayacağıdır. Demokrasiyi, Cumhuriyet'i, sandığı, seçimi koruyup koruyamama meselesidir. Meseleye böyle bakmayan gitsin aynaya, bir yüzleşsin. Mesele büyüktür. Mesele çok büyüktür.
Bugün, işte tam da NATO zirvesi konuşulduğunda, dünyanın gözünün Türkiye'ye çevrildiği günlerde, 6 Temmuz'da Silivri'de 3 absürt kumpas davasının duruşması yapılıyor. Ama aslında duruşma yapılmıyor. Aynı zamanda kara düzenin, iktidarın kuklasına dönüştürülen, talimatla operasyonların her gün yapıldığı bir yargı sisteminin, ne yazık ki bu ülkenin başındaki zihniyetin, Erdoğan'ın gerçek yüzünün tüm dünyaya ilan edildiği tarihi bir ana tanıklık ediyoruz. Ben böyle bir güne bir espri katayım; hukuksuzluk triatlonu var bugün Silivri'de.
İnsan hakkında kaç dava açıldığını saymakta bile zorlanıyor. Bugün burada, aynı anda, aynı binada bu davalarla muhatap olmayı tariflemek zor. Diploma, casusluk... Esas adı konmamış, kimi İBB diyor, İmamoğlu diyor, ben artık ona "Erdoğan'ı niçin 4 kez yendin ve bir kez daha yenebilirsin" davası diyorum. Veya İBB davası... Tabii, bir de burada hapishanelerin içine açıkçası, hemen yanı başımızda şöyle flaşını yaptılar; 'Avrupa'nın en büyük duruşma salonunu yapıyoruz' dediler. 1,5 milyar harcadılar. 'Avrupa'nın en büyük...' Ya bununla nasıl gurur duyulur, ben bilemedim yani. Çok utanç verici. Avrupa'nın en büyük duruşma salonu... 1,5 milyar harcadılar. Bir insanın gerçekten hakkında bu kadar dosya, bu kadar dava... Niye benimle ilgili böyle bir mesai yapılıyor, yazık değil mi? Tek bir cevabı var: Rakibinden çok korkuyor. Tek bir cevabı... Hakikaten saymakta zorlanıyorum."
12.05 | İMAMOĞLU, REKTÖRLE KONUŞMASINI ANLATTI: "ZOR DURUMDAYIM BAŞKANIM"
İmamoğlu, savunmasının devamında İstanbul Üniversitesi Rektörü Osman Bülent Zülfikar ile diploma iptalinden önce olan konuşmasını anlattı.
İmamoğlu, rektörün kendisine diploma iptalinden "Zor durumdayım" dediğini aktararak şöyle konuştu:
"Dünyanın demokrasiye inanan, güvenilirliği olan, öngörülebilirliği olan bütün devletleri, bütün itibarlı ülkeleri, o itibarlı ülkelerin başındaki insanlar... Bu yapılanları kesinlikle kabul etmesi mümkün değil. Çünkü kendi ülkesinde bunu kabul ettireceği tek bir yurttaş bulamaz. Utanç verici bir durum! Ne diyecek? "Muşlarla muşlarla İmamoğlu'nu 1,5 senedir hapiste tutuyorum, ben ne büyük liderim. Sen de aynısını yap. Rakibin varsa hemen git hapse at. Bir dahaki seçimde aday olacaksa onu da hapse at. Hatta ikinci olanı tehdit et, üçüncü fırsatı olanı onu da tehdit et, onu da hapse at. Varsa sizde öyle bir imkan bir de diplomasını iptal et. Hatta diploma konusunda ceza davası da aç. 18 yaşındaki Ekrem'i yargıla canım. 17 yaşında Trabzon'dan çıkmış, Kıbrıs'a gitmiş, 2 sene okumuş, derslerini vermiş Ekrem'in ben var ya sınavlarını yok saydım." Rektöre talimat verdim. Zaten rektör de bu hafta sonu dedi ki: "Ya üniversite, sınav şey, üniversiteden mezun oldunuz ama hepinizin elinde bebeklerinizi görmek isterdim. Ya vakit mi bulamadınız falan filan" diyen bir rektöre, diplomalarını iptal ettirdim bu adamın. Bunu anlatacak Erdoğan. İstanbul Üniversitesi'nin başındaki zavallıyı mı anlatacak?
Telefon açtım, dedim ki: "Bu bir namus, namus" dedim. "Bu devletin namusu. Gördüm" dedim, "Savcı ivedi iptal et diye sana talimat yazmış." Telefon açtı, telefonum yoktu, cevap verdi bana. "Çok zor durumdayım, bakıyorum başkanım." Ses tonu aynen böyle, tarif ediyorum size. Yazıklar olsun İstanbul Üniversitesi Rektörü. Bir de kalkmış, tıpta okumuş Türk gençlere diyor ki, okulu da yeni bitirmiş 22-23 yaşında genç kızlarımız, oğullarımız: "Bebekleri, işte yürüyerek ellerinde buraya gelmesini..." Kafayı mı yemiş bunlar, ben anlamadım ya. Sabah bir gazeteci söylüyor: "17 yaşında okula başladı, bunun 18 yaşında evlenmesi lazım. 2 yaşında ancak yürür" dedi bebek. Demek ki 20 yaşında doğsa, 22, şimdi de onu elinden alır getirir. Ha bunu mu demek istedi? Kafayı yemiş ya. Koca İstanbul Üniversitesi'nin Rektörü, 550 yaşında üniversitenin rektörü!
Onun iptal ettiği diplomamın, daha önce de yalan konuşarak iptal ettiği, daha önce de "Hayır, hiçbir şey yoktur" diye rapor verdiği diplomamın iptal edildiği, diplomamın ceza davasını görüyoruz. Ben buradaki yargı mensuplarının, Sayın Hakimin yerinde olmak istemem."
12.03 | İMAMOĞLU'NDAN NATO TOPLANTISINA İLİŞKİN AÇIKLAMALAR
NATO Zirvesi'ne dair de konuşan İmamoğlu, şu ifadeleri kullandı:
"Beni dünyanın bütün demokratlarının duyduğuna inanıyorum. Bu, bu demokrasinin yok edilmesi mücadelesine karşı verdiğim mücadelenin bir insanlık meselesi olduğunu düşünüyorum. O bakımdan hakkımda verilecek gerçek hükmü kuracak tek vicdan da milletimin vicdanıdır. Tek vicdan! Millet ne derse o olur. Kimse onu aldatamaz. Zanneder ki aldattım. Tarih boyunca aldatamamıştır, er ya da geç... Bu nedenle, bu nedenle milletime konuşuyorum. Son sözü de zaten millet söyleyecek. Çünkü adalet, mahkeme salonlarında aranan bir hak değildir. İnanın adalet, adalet sabah dükkanını açan esnafın, çocuğunu okula gönderen annenin, ömrü boyunca çalışıp ancak karnını doyurabilen emeklinin, alın teriyle sınav kazanıp diploma alan bir gencin her gün farkında olmadan yaslandığı görünmez bir temeldir adalet. Ona yaslanır. Yaşamdır adalet, yaşamaktır. Nefes almaktır. Hayata tutunmaktır, var olmaktır adalet. Adalet, sadece hakimin ağzından çıkacak bir kelime, bir hüküm asla değildir.
Hukuk devleti yalnızca siyasetçiyi korumaz, gücü olmayanı korur. Devlet karşısında tek başına kalan vatandaşı korur. Eğer hukuk yalnızca güçlülerin işine yaradığında uygulanıyorsa artık orada hukuk değil, güç konuşuyor demektir. O asla hukuk olamaz. İşte biz, güçlülerin hukukundan yana değiliz. Sonuna kadar hukukun güçlü olduğu bir toplum, bir devlet varlığının yanındayız. Son nefesime kadar bunun mücadelesini vereceğim. İşte ben bugün yalnızca kendim için değil, bu ülkenin her bir vatandaşının; en doğudan batıya, en kuzeyden güneye her yurttaşımın, yeni doğmuş bebeğinden en yaş almış bireyine kadar herkesin hakkını savunma konusundaki mücadelemi veriyor ve onlar adına konuşuyorum.
Kıymetli ve aziz milletim, bu savunmayı ülkemiz açısından tarihe öneme sahip bir haftada da yaptığımın altını çizeyim. Evet, NATO toplanıyor yarın itibarıyla Ankara'da. Devlet ve hükümet başkanları Avrupa'nın güvenliğini, Ukrayna'daki savaşı, yeni güvenlik mimarisini konuşacaklar. Ben, bu ülkenin 15,5 milyon insanının ön seçimde oy verdiği, -bunu zihinlerinize kazıyacaklar-, 15,5 milyon! Rüyasında göremez o 1150 odalı saraydaki insan, rüyasında! Koşarak, 15,5 milyon insanın oy verdiği cumhurbaşkanı adayıyım ben. O insanların adayıyım. 25.1 milyon insanın imza vererek destek olduğu cumhurbaşkanı adayıyım. Dünyanın en güzel ve en büyük kentlerinden biri İstanbul'un rekor oyla, tarihin en yüksek oyuyla seçtiği Belediye Başkanı olarak burada, NATO ülkeleri Ankara'ya geldiği gün yargılanıyorum. Ne anlatacak bu ülkenin başındaki? "Çok güçlüyüm" mü diyecek? 'Bak, rakibimi hapse attım. Bak, rakibime 20 tane de dava açtım.' Onlar da 'Yaşasın, ne büyük lider, dünya lideri!' mi diyecek? Kendini aldatan bir garip."
12.00 | İMAMOĞLU'NDAN "9 TEMMUZ" TEPKİSİ
İBB Davasında ilk celsenin 9 Temmuz'da bitirilmesine ilişkin kararı eleştiren İmamoğlu şunları söyledi:
"Yani ben İBB davasında sözüm ona 'suç örgütü lideri' olarak yargılanıyorum. Ve 1 kişiyi sıralamada benden sonraya yazmışlar. Önümüze kondu, hatta konmadı. Ben buna itiraz ettim, dedim ki: 'Beni lütfen ilk dinleyin, ilk. İlk ben konuşmak istiyorum' dedim, kabul etmediler. O zaman dedim 'Ben en son konuşmalıyım.' Kabul etti. Sayın yargıç kabul etti. Daha sonra ara savunma vardı. Aynı talebimi ilettim, kabul etti ve öyle savunma yaptım. Daha sonra arada bunu tekrar ettim, yine kabul etti. En son geçen hafta pazartesi dedim ki: 'Sayın yargıç, sıra bana geliyor. Daha önce de ifade ettiğim gibi, burada herkes savunmasını bitirdikten sonra benim savunma yapmam doğrudur. Çünkü ben bütün eylemlerden yargılanıyorum. Dolayısıyla herkesi dinledikten sonra cevap vermem doğrusudur.' 'Doğru' dedi, 'sorun yok' dedi. Bir anda, bir anda perşembe sabahı '9 Temmuz'da duruşmalar bitecek, ilk celse bitecek ve ben ilk haline dönüyorum. En son kişi işte Fatih Bey olacak. Ondan önce Ekrem Bey'i dinleyeceğim. Zaman kalmasa da Fatih Bey Ağustos'a kalsın' Allah Allah! 9 Temmuz, milat! Nedir? Bilmiyoruz. Göreceğiz!
Bu, yani bu hukuksuzluğu da yaşıyoruz. Açıkçası kalan sanıkların zamanını kısıtladı. Hatta bir arkadaşımızın avukatı daha savunmasının dörtte birini yapamadan hakkını kesti, attı. Umarım bugün düzeltir. Umarım, umarım. Yani hem Türk yargısı adına hem şahsı adına hem yüce milletimiz adına umarım düzeltir. Temennim o. Umarım o günü yaşanmamış kabul eder ve yine suhuletle bu sürecin bugüne kadar tamamlandığı gibi tamamlanmasına fırsat verir. Şimdi tabii itiraz hakkımı kullanmam sonrası beni salondan çıkardı. Benim avukatım dahil diğer avukatları da salondan çıkarttı. Hatta biz şu anda cezalı durumda görünüyoruz anladığım kadarıyla. Çünkü avukatımı bu sabah salona almama kararını devam ettirdi."
İMAMOĞLU: "BU TELAŞI, BU ACELEYİ BENİM KABUL ETMEM MÜMKÜN DEĞİL"
"Şimdi geri mi aldılar? Ha, tamam. O zaman dualarımız bazen tutuyor işte. İnşallah diğer kararlarını da düzeltir. Temennim bu benim adıma değil. Vallahi benim adıma değil. İnanın her iyi adım, her iyi adım bu kutsal ülke, memleket, Türk yargısı huzurunda her iyi adım beni çok mutlu eder yani. Hani böyle mahcubiyetimi arttırır. Mahcubiyet derken, iyiliğin altyapısını oluşturduğu için memnun olurum, mutlu olurum yani. Görevini yapmış olur. Umarım, umarım.
Tabii bir insanı üç ayrı mahkemede savunma yapmaya zorlamanın hukukta da vicdanda da insaniyetle açıklanacak bir tarafı yok. Yaklaşık 4 aydır süren bir davanın sonuna gelmişken bu acele ve bu ısrarın da anlamı yok. '9 Temmuz'da bitireceğim' demenin de bir anlamı yok. Gerçekten yok. Ben şimdi 5, 4 gündür dinliyorum. Kendilerini de uyardım. Dedim ki: 'Bakın, bu mahkeme, huzurda bulunan bu süreçler bu mahkemede dahil, Türkiye'yi ilgilendiriyor, dünyayı ilgilendiriyor, demokrasiyi ilgilendiriyor.' 'Ya bize ne canım, bizi bir kişi ilgilendiriyor' diyorsanız yanılıyorsunuz. O bir kişi çok önemli değil, 86 milyon önemli. O bir kişi keyifle izleyebilir olanı biteni ama 86 milyon keyifle izlemiyor. Ekonomi çakılıyor, millet bu ülkeye yatırım yapmıyor, insanlar bu ülkeye yatırım... Bu insanın, bu ülkenin insanı bile yurt dışına kaçıyor. Rekorlar kırıyorlar. Yani 60 milyar doları geçti yurt dışında yatırım yapan Türk şirketleri, 60 milyar dolar. Kaçıyorlar bu ülkeden. Ve yani 20-30 milyar doları bulmuştu 2000'lerin başı, yine bu iktidarın kurulduğu zamanlar yıllık bu ülkeye yapılan yatırım. Şimdi 100 milyon dolar gelmiyor bu ülkeye yılda. Utanç verici. Gelmez. Onun için sanmayın bu iş sadece o bir kişiyi ilgilendiriyor, sanmayın sadece bu ülkeyi ilgilendiriyor. Dünyayı ilgilendiriyor. Bu iş demokrasi meselesi.
O bakımdan bu telaşı, bu aceleyi benim kabul etmem mümkün değil. Beni saatlere sıkıştırmak değil, tam aksine bu kutsal, kutsalımız adalet, mülkün temeli, devletin temeli olan adalet bir sanığın, bir kendini ifade etmek zorunda olan kişinin sözünü kesmemeli. Yargının bağımsızlığına ve tarafsızlığına çok gölge düşmüş bir dönemde benim artık bu duvarlar arasında anlatacaklarımı dinlemeye niyetli ne yazık ki bağımsız ve tarafsız bir mahkeme göremediğim ve bunu yaşayamadığım için çok üzgünüm. Bu saatten sonra ben bütün savunmamı aziz milletime yapıyorum. Ve yüzüm de ruhum da kalbim de dilim de milletime dönüktür. Beni 86 milyon insanın duyduğuna inanıyorum."
11.56 | İMAMOĞLU: "HAKKIMDA İDDİANAME DÜZENLEYEN SAVCILARIN TAMAMI ÖDÜLLENDİRİLDİ"
"Hakkımda iddianame düzenleyen savcıların tamamı ödüllendirildi" diyen İmamoğlu şöyle devam etti:
"Bir bakan değişti, ardından adalet mekanizmasının bambaşka bir yere evrilmesi sağlandı. Tarihte var mıdır bilmem? Mesela aynı iktidar döneminde bir bakan gidiyor, başka bir adalet bakanı geliyor, bütün kadrolar değişiyor, bütün kadrolar. Allah Allah! Yani at örneğin, işte AK Parti gitse, CHP gelse veya İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı da burada, İYİ Parti gelse e bir bakanlıktaki kadroların değişmesi, yöneticilerin değişmesi normal olur. Şimdi bir bakan geldi, bütün kadrolar değişti, A'dan Z'ye. Bu nasıl bir şey? Bu nasıl bir örgütlenme? Ne için örgütleniyor? Neyin örgütü? Çok merak ediyorum. Mahkemeler artık doğal akışıyla değil, ne yazık ki sipariş usulüyle oluşturuluyor. Ve hiç çekinmeden, hiç imtina etmeden, hiç hesap vermeden... Zaten sistem artık bir otoriter sisteme dönmüş. Yani HSK bütün kadrolarıyla iktidar tarafından atanıyor. Başına bakan geliyor, siyasi bir yapı. Ve orada haftalık, hatta anlık, yani şuradaki diyalogdan bile birileri değişebilir yani. 1 saat sonra, 2 saat sonra değişebilir.
Yani şu uydurma, şu absürt iddianameyi yazan dahil hepsi ödüllendirildi. Hukuka bağlı kalmayı tercih eden -yani öyle düşünüyorum, çünkü sonuçlarını görmedim birçoğunun- 18 hakim değişti. Benim mahkemelerimde 18 hakim değişti, bu mahkemenin sayın hakimi dahil. Yani karşımdaki sayın hakim sonradan görevlendirilen hakim. Ben tabii ne giden hakkında bir fikrim var, ne gelen hakkında bir fikrim var. Giden hakkında da fikrim yok çünkü karar vermemişti, gelen hakkında da bir fikrim yok kararını göreceğiz. Dolayısıyla bu yer değiştirme, bu sürgün... Bu sürgün yer değiştirme şimdi bakıyorum cezaevlerine yansıdı, bazen bakıyorum kolluk güçlerine yansıyor. Üzüntüyle izliyorum bunları yani. Acayip bir durum. Bunlar da beni motive ediyor bu arada.
Bunları niye söylüyorum? Çünkü benim her devletin her kadrosuna saygım yüksek. Yani burada bulunan devleti temsil eden ama iddia makamı, ama yargı, ama kolluk gücü, ama kim olursa olsun içinde hangi vücudun olduğunu olduğuna bakmaksızın yüksek saygı duyan bir devlet terbiyem var benim. Ben öyle bir evladım yani, bu vatan evladıyım ben. Devlet terbiyesiyle büyüdüm. Ona yüksek saygıyla bakarım. Nereye kadar? Kişiliğini belli edene kadar. Ondan sonra onunla sonsuza kadar mücadele azmim de vardır, onu da söyleyeyim. Hiç kimsenin ayak izi kaybolmaz, herkesin ayak izi bellidir. Dolayısıyla böyle bir durumdayız. Hakimler değişti, heyetler değişti, mahkemeler değişti. Değişmeyen tek şey Ekrem İmamoğlu'nu mutlaka mahkum etme iradesi. 'Ekrem İmamoğlu'nu mahkum edeceğiz.' Değişmeyen tek şey. Eee size zarar vermeyecekse su isteyeceğim."
Ekrem İmamoğlu'nun su istemesi üzerine hakim, "Elbette içebilirsiniz" diye yanıt verdi.
11.50 | İMAMOĞLU: "RAPORU GÖRSENİZ AĞLARSINIZ..."
"İki kıymetli Genel Başkanım burada. Tabii ki Sayın Özgür Özel'i saygıyla selamlıyorum. Sayın Karayalçın büyüğümüzün hürmetle ellerinden öpüyorum" diyen İmamoğlu, savunmasına şöyle devam etti:
"Makam aracı davası açıldı hakkımda. İlk defa açıklamak zorunda kalıyorum. Evet, ben 12 yıldır makam aracı olarak kendi aracımı kullandım ve yargılanıyorum. Yani ben belediyenin arabasını kullanmadım, ne Beylikdüzü'nde ne Büyükşehir'de. Evet, açıklıyorum, ben makam aracımın benzinini de ben aldım, bakımını da ben yaptırdım, lastiğini de ben yaptırdım. Yani makam aracı 12 yıl boyunca kendi arabamı kullandım ve benim hakkımda dava açıldı. Niye biliyor musunuz? Makam aracını ne var Beylikdüzü'nde deyince minibüs getirdiler. Fahiş bir fiyatı var aylık kirası. Aynısından benim de var. Yani bugünün parası 300-400 bin lira aylık kirası. Dedim ki yazık günah, benim arabam var, ben arabamı kullanayım. Dediler olmaz, yani firmanın arabası belediye.
E bir protokol yapın, protokol yaptılar. Protokol sadece Ekrem İmamoğlu kendi aracını tahsis ediyor belediyeye. Masraflarını da kendi karşılıyor. Ama çok enteresan bir şekilde şöyle bir aksilik olmuş, arabama iki defa benzin almışlar belediyenin hesabından, bir defa da lastik almışlar. Bu sonradan tespit edilmiş. 2022'de o dönemin İçişleri Bakanı "Ekrem hakkında bir şey bulun" diye 2 ay, 3 ay Beylikdüzü Belediyesi'ne teftiş yolladılar. Burada buldukları para üzerinden benim hakkımda dava açtılar. Ama esasen bunu öğrenince arkadaşlarım faiziyle de 400 küsur bin lirayı geçen sene, 2025 yılında benim firmam yatırmış belediyeye, Beylikdüzü Belediyesi'ne. Ona rağmen dava açtılar. Eylül'de duruşmam var.
Evet, ben kendi adıma makam aracı olarak ne aileme, ne eşime, ne kızıma, ne oğullarıma, ne kendime belediyeden araba tahsis etmedim. Kendi arabamı kullandım. Ailemin şoförü aileme şoförlük yaptı. Ben kendi arabamı kullandım, masrafımı karşıladım. Bundan dolayı dava açıldı. Ve daha da ilerisi geçenlerde şantiyeme, şantiyelerime öyle bir saldırı yapıldı ki, aile şantiyelerime yani aile firmamdan, 8 tane belediye görevlisini tutukladılar biliyor musunuz? Şu an 12 kişi tutuklu. Ailemin firmasının mühendisini tutukladılar. Niye biliyor musunuz? Ne kaçak kat var, ne büyük kurulmuş bir bina var, ne kaçak bir bina var. Bir de bu yandaş terbiyesiz medya 2.2 milyarlık rant diye başlık attı. Ve 6 tane gariban memur hapiste. Dördünün tutuklandıktan 2 gün sonra üniversite sınavına çocuğu girecek. Ne biliyor musunuz? Efendim, 3 sene önce yapıldığında çatı arasındaki oda 3.90 yerine 4.40'a çıkartılmış ölçüsü çatı içinde. Balkona kapı buradanmış da bir de buradan açılmış. Binanın cephesinde gölgelik yapılmış. Raporu görseniz ağlarsınız.
Ve bundan bir, bir bölümü için de kendi raporda da yazıyor. Diyor ki: 'Fahiş bir ceza da kesmiş' diyor, 'Beylikdüzü Belediyesi Ekrem İmamoğlu'na.' Ama diyor 'Olsun, tadilat ruhsatıyla da bunları düzeltmiş firmam.' Düzeltmiş, bunlar 4 sene önce, 3 sene önce biten işler. Buradan 12 insan tu-tuk-lu! Yaklaşık 1 aydır tutuklu. Ne bir kat bina fazla, ne bir kat, 1 metre daha büyük bir bina var. 7-8 tane memur tutuklu. İktidara yakın bir projeyi çizen mimar serbest, iktidara yakın olmayan bir başka projemi çizen mimar o da tutuklu. Rezalet! Bunları yaşıyoruz. Rezalet! Bu rezaleti şunun için anlatıyorum, bu davanın konusu da rezalet. Bu, tam bir rezalet. Çünkü bu, bu ülkede gerçekten yargı bağımsızlığı yerle bir olmuştur. Adeta yargı bağımsızlığı diye bir şey kalmamıştır."
11.37 | İMAMOĞLU: 12 YILDIR MAKAM ARACI OLARAK KENDİ ARACIMI KULLANDIM
Hakkında çok sayıda dava açıldığına, bunlardan birinin de makam aracıyla ilgili olduğunu söyleyen İmamoğlu, "Ben 12 yıldır makam aracı olarak kendi aracımı kullandım. Ve yargılanıyorum! Yani ben belediyenin arabasını kullanmadım, ne Beylikdüzü'nde ne büyükşehirde. Benzinini de ben aldım, bakımını da lastiğini da ben yaptırdım. 12 yıl boyunca kendi arabamı kullandım ve benim hakkımda dava açıldı" dedi.
İmamoğlu şöyle konuştu:
"15 davanın içinde çok ilginç davalar var. Mesela ahmak davası. Şimdi burada bunu dünyada herhangi bir ülkeye gitsek anlatsak, saatler sürse anlatamayız yani. Ahmak davası, casusluk davasını anlatamayız. E içinde bulunduğumuz duruşma salonunda diploma davasını da anlatamayız yani. Kurultay davasını hiç anlatamayız. Yani gerçekten anlaması da mümkün değil. Yani ben ona da muhatabım. Bir defa SEGBİS ile katıldım. E çok ilginç davalar var. Geçenlerde bir belediye başkanına hakaret davası. İki defa hakkımda beraat veriliyor, ısrarla getireceksiniz diyor hakim. Ben giderken 60 kilometre gittik, araba bozuldu. Savcılığın talimatı var geri dönmemiz isteniyor dendi.
60 kilometre gittikten sonra bozuk arabayla 60 kilometre geri geldik. Halbuki 50 kilometre sonra Anadolu Adliyesinde olma imkanımız vardı. Böyle işlerle uğraşıyoruz. 'Ne oluyor Ekrem, yani canın sıkılıyor mu?' Elbette üzülüyorum, kızıyorum. Ama nasıl bir şeydir? Kızgınlık, öfke bir gün sonra acayip bir motivasyona dönüyor. Yani tarif edilemez. Yazdığım metinlere bile ben şaşıyorum yani nasıl çıktı bunlar zihnimden diye o anda. Yani topluma aktardığım duyguların, düşüncelerimin bile böyle sıçrama gösteriyor yani kendiliğinden köpürüyor. Çok ilginç bir şey var burada. Yeni bir dava bu da. Beylikdüzü makam aracı davası var. Benim bir tane makam aracı davası açıldı."
11.35 | İMAMOĞLU: "MAHKEMELER SİPARİŞ ÜZERİNE OLUŞTURULUYOR"
Ekrem İmamoğlu, Adalet Bakanı Akın Gürlek'in göreve gelmesinden sonra tüm kadroların değiştirildiğini söyledi ve "Mahkemeler sipariş üzerine oluşturuluyor. Hukuka bağlı olmayı tercih eden 18 hakim değişti. Bu mahkemenin sayın hakimi de dahil. Karşımdaki hakim sonradan gelen hakim" dedi.
11.20 | İMAMOĞLU SAVUNMASINA BAŞLADI: BENİM BÜTÜN DAVALARIMA İMAMOĞLU DAVALARI DENEBİLİR
Ekrem İmamoğlu, eşi Dilek İmamoğlu'na uzanıp elini öptü.
Duruşmayı takip eden yabancı heyete, "Thank you for your support" diyerek teşekkür etti. Özgür Özel'e ise "Genel başkanım hoş geldiniz" diyerek seslendi ve savunmasına başladı.
"Aziz milletime sesleniyorum" diyen İmamoğlu, bu sabah başka bir salona uğradığını ve sadece bugün 3 davayla karşı karşıya olduğunu ifade etti. İmamoğlu ayrıca, "Benim bütün davalarıma İmamoğlu Davaları denebilir, demokrasi mücadelesi davaları da denebilir, 20'yi aşkın davam var" dedi.
İmamoğlu savunmasında şunları söyledi:
"Evet, buradan aziz milletime sesleniyorum: Her şeyden önce demokrasi mücadelesi verdiğimin ve demokrasinin yanı sıra aynı zamanda kararlı bir şekilde adalet ve Cumhuriyet mücadelesi verdiğimin altını çizerek sözlerime başlıyorum. Gerçekten bugün burada, bu ortamda, bu binada çok ilginç bir gün yaşıyoruz. Bu sabah bir başka duruşma salonuna kısa bir uğradım, oradan bu salona geldim. Çünkü aynı binada üç duruşmayla karşı karşıyayım. Tabii adım adım çökertilen bir hukuk düzeninin olduğunu, teslim alınan yargıyı ve millet adına karar vermesi gerekirken, ne yazık ki bir avuç siyasi muhterisin iradesine teslim edilmek istenen adalet sistemini milletimizin vicdanına anlatmak için buradayım. Benim bütün duruşmalarım bir bütün halinde yorumlanabilir. Hepsine birden 'İmamoğlu davaları' da denebilir, 'demokrasi mücadelesi davaları' da denebilir.
1,5 yılda icat edilen, hatta uydurulan 20, belki 20'nin üzeri davaya muhatabım. Arkadaşlarım, sadece ceza davalarını çıkardılar, ceza davası şeklinde tariflenen davalarım 15 adet oldu. Ama dediğim gibi, işte diplomayla ilgili, iptaliyle ilgili benim başvurumla yürüyen dava ve diğerlerini kattığımızda 20'yi aştığını tahmin ediyorum. Yani "tahmin ediyorum" cümlesi kesin kanaat olarak da yorumlanabilir bu mahkemeler tarafından ya da iddia makamı tarafından; çünkü benim 4000 sayfalık İBB davasında 'tahmin ediyorum', 'duymuştum' şeklinde binlerce kez tekrar edilen kanaatlerle bir iddiayla karşı karşıyayım yine bu binada, bir başka duruşma salonunda. Bir insan nasıl böyle bir şeye maruz kalabilir? Nasıl böyle bir sağanak altında kalabilir? Çok enteresan. Dünyada bir örneği var mıdır? Açıkçası bilmiyorum, herhalde yoktur diye düşünüyorum."
Bu süreçlerin ardından "sağlığım da moralim de çok iyi" diyen İmamoğlu şöyle devam etti:
"Yani çok çok iyiyim. Allah'a şükürler olsun. Kararlılığımın her geçen gün daha da arttığını ifade edeyim. Yani bugün bu sabah buraya gelişimin içerisindeki maceralar bile beni güçlendiriyor. Yani cezaevinden çıkarken yanıma yedek bir fanila ve yedek bir gömlek almak için mücadele vermek de beni diri tutuyor. Onları almak için bir saat onun kavgasını vermek de diri tutuyor. E buraya geldikten sonra o duruşma salonuna mı bu duruşma salonuna mı ya da avukatımla bir 10 dakika görüşeyim derken ayaküstü 5 dakika görüşmeme fırsat verilme mücadelesi içinde olmak da beni çok diri tutuyor. Rabbime şükürler olsun. Herhalde öyle doğdum, dünyaya öyle geldim, bilmiyorum nasıl bir genetiktir. Belki doğduğum yöreden, belki anacığımdan, babacığımdan bir şekilde hayatta beslendiklerimden böyle bir dünya, böyle bir yaşamın içerisindeyim."
11.15 | "CUMHURBAŞKANI İMAMOĞLU" SLOGANLARI
Ekrem İmamoğlu ve mahkeme heyeti yerini aldı, duruşma başlıyor. İmamoğlu, salona girerken "Cumhurbaşkanı İmamoğlu" sloganlarıyla karşılandı.
11.00 | İMAMOĞLU, DİPLOMA DAVASININ GÖRÜLECEĞİ SALONDA
Ekrem İmamoğlu, ilk olarak "casusluk" davası için Silivri'deki 4 no'lu duruşma salonuna geldi.
İmamoğlu'nun kampanya direktörü Necati Özkan, Tele 1 Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ ve Hüseyin Gün de salona getirildi.
Mahkeme Heyeti'nin de gelmesiyle duruşma başladı. Savunmalara geçilmeden önce İmamoğlu'nun avukatı Hasan Fehmi Demir söz aldı.
Demir, "Ekrem Bey'in 2 davası daha var. Saatler çakıştı" dedi ve İmamoğlu'nun öncelikli olarak diğer salonda görülecek olan "diploma" davasına katılma talebini iletti.
Mahkeme Başkanı talebi kabul etti. İmamoğlu duruşma salonundan ayrıldı, "diploma" davasının görüleceği salona geçti.
10.50 | ÖZEL: "BUNU TARİH ÖNÜNDE NOT EDİYORUZ"
Mahkeme salonuna girmeden önce kısa bir konuşma yapan CHP lideri Özgür Özel, "Tarih önünde Ekrem Başkanı haksızca yargılayanlar, yaftalayanlar, hem ona hem de bütün arkadaşlarımıza iftira edenler, şimdi söz savunmaya gelince kısıtlamaya gidiyorlar. Bunu tarih önünde not ediyoruz. Savunmadan korkan bir iddia makamı varsa o makam iftira makamına dönüşmüş demektir" ifadelerini kullandı.
10.45 | ÖZGÜR ÖZEL SİLİVRİ'DE
CHP lideri Özgür Özel, Murat Karayalçın ile birlikte İmamoğlu'nun davalarını takip etmek üzere Silivri'ye geldi.
YABANCI HEYETLER SİLİVRİ'DE: DAVALARI İZLEYECEKLER
Öte yandan, İmamoğlu'nun bugün katılacağı davaları izlemek üzere Silivri'ye birçok yabancı isim geldi.
İşte davalara katılacak o heyet:
AVRUPA PARLAMENTOSU (AP)
1. Nacho Sanchez Amor, AP Milletvekili & AP Türkiye Raportörü
2. Juan José López Gómez, Milletvekili Amor'un Asistanı
3. Jörgen Siil, Sosyalistler & Demokratlar Grubu Danışmanı
AVRUPA YEŞİLLER PARTİSİ (AYP)
1. Rui Tavares, AYP Komite Üyesi & Portekiz Milletvekili & LIVRE Partisi Lideri (Eski Avrupa Parlamentosu Üyesi)
2. Alison Abrahams, AYP İletişim Bölümü Başkanı
3. Teo Comet, AYP Siyasi Danışmanı
İZLANDA
1. Dagur B. Eggertsson, İzlanda Milletvekili & NATO Parlamenter Asamblesi İzlanda Delegasyonu Başkanı (Eski Reykjavík Belediye Başkanı)
İMAMOĞLU, RET KARARINI DANIŞTAY'A TAŞIMIŞTI
Ekrem İmamoğlu, diplomasının iptaline karşı açtığı davada İstanbul Bölge İdare Mahkemesi 7. İdare Dava Dairesi'nin istinaf başvurusunu reddeden kararını Danıştay'a taşımıştı.
Dilekçede, yargılama sürecinde doğal hakim ilkesinin ve gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği kaydedilmiş, yürütmenin durdurulması ve kararın bozulması talep edilmişti.
Söz konusu dilekçede, İmamoğlu'nun yatay geçiş yaptığı üniversitenin ve geçiş sürecinin, İstanbul Üniversitesi tarafından başından itibaren bilindiği, öğrencilik sürecinde ya da sonrasında herhangi bir hileli davranış veya sahte belge kullanımına ilişkin iddianın bulunmadığı vurgulanmıştı.
Buna rağmen yaklaşık 35 yıl sonra diplomanın iptal edilmesinin "hukuk güvenliği, idari istikrar ve kazanılmış hak" ilkelerine aykırı olduğu ifade edilmişti.
Kaynak: Cumhuriyet