Bursa
Hafif Sağanak Yağışlı
13.2°
Başka Gazete

İBB davasında İmamoğlu'nun savunması 3. gününde

2026.10.16 11:11 Son Güncellenme: 2026.10.16 15:49 - GÜNDEM

53'ü tutuklu 436 sanığın yargılandığı İBB davasında, tutuklu İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu savunmasına bugün devam ediyor. Savunmasının ilk gününde adil yargılama vurgusu yapan İmamoğlu, Halk TV'ye el konulmasına tepki göstererek "Lütfen Halk TV'yi yalnız bırakmayın" çağrısında bulunmuştu. İkinci günde iddianameye yönelik savunma yaptı. Savunma üçüncü gününde sürüyor. Ekrem İmamoğlu, savunmasında İBB'de AKP döneminde yaşanan usulsüzlükleri tek tek sıralayarak, "Sadece 10 yılın yani 2007-2009'dan sonra 2019 arası geliştirilen projelerde, yapılan imar tadilatlarıyla, yani İstanbul halkına ait olan gökyüzüne sığdırdıkları binalarla, kamu binalarına fonksiyonlarını değiştirerek yaptıkları binalarla ekstra ne elde ettiler? Tam 85 milyar dolar. O zamanki kurla 3 trilyon 950 milyar lira 85 milyar dolar İBB'nin yaklaşık 10 yıllık bütçesi" dedi. Öte yandan YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel ve İYİ Parti lideri Müsavat Dervişoğlu da duruşmayı Silivri'de takip ediyor.

İBB davasında İmamoğlu'nun savunması 3. gününde

Tutuklu İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı (İBB) Ekrem İmamoğlu'nun da aralarında bulunduğu 53'ü tutuklu 436 sanığın yargılandığı İBB Davası'nda ikinci celsenin 35'inci günü başladı.

Ekrem İmamoğlu'nun yaklaşık dört gün sürmesi beklenen savunması 3'üncü gününde sürüyor. YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel ve İYİ Parti lideri Müsavat Dervişoğlu da duruşmayı Silivri'de takip ediyor.

Savunmasının ilk gününde söz alarak duruşma salonunun tasarımını eleştiren ve adil yargılama vurgusu yapan İmamoğlu, savunması sırasında Halk TV'ye el konulmasına tepki göstererek, "En çok takip edilen haber kanalını yok etme çabası da bir akıl tutulmasının, bir zehirlenmenin sonucudur. Kıymetli halkım çok önemlidir. Lütfen Halk TV'yi yalnız bırakmayın" dedi.

İkinci günde CHP İstanbul İl Başkanlığı binasının satın alınmasına ilişkin suçlamalar kapsamında Kılıçdaroğlu'nun tanık olarak dinlenmesini talep etti. Öğle arasının ardından savunmasına devam eden İmamoğlu, İBB iştirakleri üzerinden yöneltilen suçlamaları reddetti.

Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı İmamoğlu'nun duruşmadaki beyanları nedeniyle "kamu görevlisine aleni hakaret" iddiasıyla resen yeni bir soruşturma başlattı. İmamoğlu'nun üçüncü gün savunması başladı.

Tutuklu sanıklar salona getirildi.

İzleyiciler, Ekrem İmamoğlu çıkınca, "Cumhurbaşkanı İmamoğlu" diye slogan attı. Bazı yurttaşlar mesafeden dolayı dürbünle seyretmeye çalıştı.

İmamoğlu, saat 12.07 itibarıyla başladığı savunması öncesinde yağış sebebiyle hayatını kaybedenler için başsağlığı diledi.

YAĞIŞ FELAKETİ VE TBB SEÇİMLERİ

İmamoğlu, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Üçe çıktığını öğrendim kısıtlı imkanlarla. Kaybolanlar var. Umarım kayıplar bulunur. Vefatlara çok üzgün olduğumu ve başsağlığı dileğimi iletmek istiyorum. Her afet sorumluluğumuzu hatırlatıyor. Millet adına devletin her kurumunun birlikte çalışmak üretmek senkronize halka hizmet etme sorumluluğunu taşımak zorunluluğunu hatırlatmalı. AK Parti Üsküdar Meclis Üyesinin vefatını öğrendim. Ailesine baş sağlığı diliyorum. AK Parti teşkilatına da rahmet başsağlığı diliyorum."

Türkiye Belediyeler Birliği (TBB) seçimleri hakkında konuşan İmamoğlu, şunları söyledi:

"Türkiye Belediyeler Birliği Başkanı ne yazık ki 2024'ten bu yana yani bir buçuk yıl içerisinde dördüncü kez seçildi. Burada bulunmamızın yargı eliyle siyaseti dizayn etme gayretinin yargı eliyle muhalefeti baskı altına almak hatta devre dışı bırakmak müdahalesinin kötü mücadelenin tezahürü. Dün yine bir Türkiye Belediyeler Birliği seçimine sebep oldu. Halkımız da biliyor ki hakkıyla Türkiye'nin birinci partisi olup pek çok belediyeyi kazanan bizler ve yerel yönetici arkadaşlarımız kapsayıcı bir modelle bütün partileri davet ederek seçim tavrımız olmuştu. Sadece Cumhur İttifakı biz katılmayzı rakip çıkaracağız dediler. Onun dışındaki bütün partileri yönetimimize aldık. Ve ben Türkiye Belediyeler Birliği Başkanı seçilmiştim. 19 Mart darbesinden sonra Zeydan Karalar seçilmişti.

Ona da operasyon yapıldı. Hapiste birlikteydik. Tahliye oldu görevine dönemedi. Onun yerine Vahap Seçer Belediye başkanımız seçildi. Ne yazık ki geçen hafta aynı usulle şafak vakti ya da karanlıkta bir operasyonla o da devre dışı bırakıldı ve dördüncü kez Eskişehir BB Başkanımız kıymetli Ayşe Ünlüce dün yine Türkiye Belediyeler Birliği Başkanı seçildi. Türkiye'deki hukumet yargı eliyle görevinizden almak için her şeyi yapacağım diyor. Muhalefet de sonuna kadar direneceğim diyor. Yani ortada bir yargı saldırısı var. Karşısında da milli iradenin dayanışması ve direnişi vardır. Artık bir arada durmak, demokrasiyi korumak ve yeniden var etme mücadelesidir. O bakımdan hayatidir. Ayşe Hanım'ı tekrar tebrik ediyorum."

İmamoğlu, daha sonra savunmasını şöyle sürdürdü:

"Özellikle saygı değer basınımızın yandaş basının iyi dinlemesini isterim. Bizimle ilgili iddialar atılıyor. Ortada sadece beyan var. Ortada bir delil yok. 7 ay bitti ve buradayız. Üzerine şu ekranda bir tek delil, ses kaydı, somut belge hiçbir şekilde iddia makamıyla bize gösterilmedi. Ya da burada gelen itirafçılar... bir tek delil, somut bilgi belgeyi paylaşmadılar. Sadece dedikodu. Ama ben İBB Başkanı seçildikten hemen sonra arkadaşlarımın elde ettiği veriler üzerinden somut araştırmalar elde ettiler. Bir tablo yansıtmak istiyorum.

"BİZİM ŞİKAYET ETMEMİZE ENGEL OLDULAR"

Evet, şimdi AK Parti döneminde yani seçilmemden hemen önceki dönemde burada gördüğünüz bütün dosyalar belgeli tespitli, teftiş kurulumuzun somut bir şekilde tespit ettiği ve hakkında gerekli işlemi yaptığı dosyalardır. Bunların 33'ü listede var. Onları ayırdık çünkü ne yazık ki bizim için gerekli işlemleri yapıyoruz ve bir kısmını da beyan ettikten sonra, bakın bu Türkiye Cumhuriyeti dahilinde hiç olmadı, İçişleri Bakanı bu belgeleri bizden aldı, el koydu ve ben soruşturacağım dedi. Bizim şikayet etmemize engel oldular. 64'ü hakkında suç duyurusunda bulunduk, 146'sı da bildirdiğimiz dosyalardır. Bakın sadece 33 dosyanın bedeli 2 buçuk milyar dolardır.

İçişleri Bakanlığı daha önce görülmemiş şekilde İBB Müfettişlerimizce yürütülen dosyalara el koydu. Bu tarihte görülmüş bir şey değil. 2 buçuk milyar dolarlık usulsüzleri ispat eden raporlar... Büyük bir kısmı zamanaşımına uğratılarak kovuşturmaya yer yok kararı vermesi çürümedir, keyfiliğin zirvesidir. Beni ve yol arkadaşlarımı da ifade ettiğim gibi hiçbir delil olmadan tutuklu yargılamaya devam ediyorlar. Milletliğimiz bu ikiyüzlülüğü görüyor.

Bir sonraki görsele geçelim. Bu çok enteresan. 34 Ekim 2016'da Başakşehir'de askeri alan niteliğinde bir özel mülk. O günün kuruyla 13 buçuk milyon dolar karşılığı bedelle İBB tarafından satın alınıyor. Bakın askeri alanın içinde. Bakın hemen alt köşede yeşilin içerisinde (tablodan gösteriyor) arazi kamulaştırılıyor. Müfettiş raporunda söz konusu taşınmazın doğrudan temin yoluyla satın alındığı taşınmaz malik vekillerin eski Maltepe ilçe başkanı olduğu, isimleri vermiyorum medya temin eder, taşınmaz bedelinin doğrudan onun hesabına gönderildiği, söz konusu taşınmazın askeri stateji alan olarak fonksiyonlandırılmış olduğu, İBB hizmetlerinde kullanılmasının mümkün olmadığı...

Ben yedi yıldır başkanım, İBB'nin askeri bir birliği yok, gücü yok. Askeri strateji alan diye görünen yer kamulaştırılıyor. Ayrıca AK Parti İBB yönetimi hiçbir şekilde kullanamayacağı araziyi 13 buçuk milyona alıyor. 2021'de müfettiş arkadaşlar gayrimenkul değerlendirmesi yapıyor. 2 milyon dolar o günkü kurla. Özetle, 13 buçuk milyon dolara alınan arazinin gerçek değerinin beş yıl sonra 2 milyon dolar olduğu ortaya çıkıyor. Bakın 11 buçuk milyon dolar. Kaldı ki aslınds 13 buçuk milyon doların tamamı kamunun kasasından, milletin kasasından, sırf AK partili olduğu için... Askeri bir yeri İBB neden alsın? İBB'nin hiçbir işine yaramaz bu. Stratejik askeri alan. Resmen kamunun kasasından hırsızlık yapılmış. Başka bir tarifi yok.

2016 YILINDAKİ KİPTAŞ ARSA ALIMI

Bir sonrakine geçelim. KİPTAŞ arsa alımı. Bu çok enteresan. Birilerinin cebine 37 milyon dolar para aktarılmış. Dört günde. Kör göze parmak mı soktu, kol mu soktu, bu nasıl yapıldı bilinmez. Bahçeşehir'deki bir firmadan 7 Ocak 2016'da 49 buçuk milyon TL bedelle İBB ile yani KİPTAŞ ile başka bir ilişkiye geçecek firmaya satılıyor. Sadece dört gün sonra 11 Ocak'ta tam 130 milyon liraya KİPTAŞ'a satıyor. Burada dikkatinizi çekmek istediğim şu: Satın alan aldırılan firma yalnızca dört gün sonra, tam 81 milyon lira kâr ediyor. O günün güncel kuruyla 27 milyon dolar. Yani bir firma araziyi alıyor, sadece dört gün sonra üç katına araziyi satıyor. Ve kime, İBB'ye. Yani kurnazlar göz göre göre kazık atıyor aradaki farkı cebe indiriyor. Süper ticari deha. Gerçek ne? Arada birileri muazzam zenginleşiyor. Arazi ise yine fahiş fiyatla KİPTAŞ'a aktarılıyor. Dedikodu değil, somut değil. Güncel kurla 1 buçuk milyar liraya yakın. Vatandaş artık zaten milyarı katrilyonu falan anlamıyor yani.

Sonuç mu? Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı kovuşturmaya yer yok kararı veriyor. Ve çok enteresandır bu firma hemen o günlerde hükümete yakın bir vakfa yurt yapıyor. Başka şeyler de var. KİPTAŞ kazık atıyor.

"İÇİŞLERİ BAKANI EL KOYUYOR"

Fatih Vatan Caddesi'ne gelelim... İBB, 2017 yılında 430 milyon TL'ye o zamanın kuruyla 119 milyon dolara Metal Yapı'dan satın alıyor burayı. Bu firmanın 2011'de burayı Fatih Belediyesi'nden alırken ödediği para 13 milyon dolar. Bu firma burayı belediyeden aldıktan sonra İstanbul Büyüşehir Belediyesi Meclisince imar planları değişikliği yapılarak arazinin değerlenmesi sağlanıyor. Sürecin planlı bir şekilde yürütüldüğünü, firmanın yönetim kurulu başkanının dilekçelerinden anlıyoruz. Bu dilekçelerde firmanın alacağı parayı nerelerde kullanacağı ve bu işlemlerin Cumhurbaşkanlığı nezdinde yapılan görüşmelerde kararlaştırılacağı belirtiliyor. Belgeyle anlatıyorum size. Bu dosyaya İçişleri Bakanlığı tak diye el koyuyor. Sayın Cumhurbaşkanı ne diyecek merak ediyorum. Bizzat onayıyla 106 milyon dolardan fazla İBB'nin kasasından para çıkıyor. Ne güzel hayat değil mi?

Bakın devlette bakanlık yapmış birisi, seçime iki üç gün kala, bilgi işlemle ilgili bir işi, yapılmamış bir işi, o zaman genel sekreter yardımcısıyken, yapılmış diye imzalıyor. Çok enteresan, belli ki seçimde ihtiyaç var. 154 milyon lirayı, 8 Nisan 2019'da, henüz benim mazbatam verilmediğinde... 31 Mart'tan hemen sonra, bakanlık yapmış kişinin imzasıyla, o parayı ödetiyor. Bizim arkadaşlarımız geldiğinde böyle bir işin yapılmadığını tespit ediyor. Savcılık buna kovuşturmaya yer yok kararı veriyor. Nasıl biliyor musunuz. Meşhur bir bilirkişi varya, bu dosyada da o var. Her şeye karar verebiliyor. Bilgi işlem mi? Onu da halleder. Ticareti de biliyor. Bilmediği iş yok. İşte ahtapotun kolu bu. Ben demedim bunu. İlk kimin dediğini hatırlıyorsunuz. Sayın Cumhurbaşkanı dedi. Ahtapotun kolunu ben bilmem bir tek balık lokantalarında biliyorum. Dünya alem biliyor dertlerinin yolsuzluk olmadığını. İstanbul'da çıkalım Türkiye'yi gezelim yağma diyelim yolsuzluk, rant diyelim herkesin aklına gelecek kişi, kurum ve partiyi ben biliyorum. En az yüzde 80. Bu kadar iddialı konuşuyorum.

"İSTANBUL TAMAMEN TARUMAR"

Bir sonraki şeye geçebilir misiniz? Bakın, arkadaşlarıma dedim ki "Arkadaşlar, gidin çalışın." Ben inşaat yaptım. Bu şehirde ben, Beylikdüzü bölgesinde inşaat yaptım. Ben giderim, imarına bakarım, imarını alırım. Neyse imarı, proje geliştiririm, ona göre iş yaparım. Ve veya işte ne bileyim bazen iddiayla söylüyorum, 55000 metrekare inşaat hakkı olan bir arsada ben 17.000 metre inşaat yaptım. Arsa sahibini ikna ettim. Yani tırnak içinde bilinen laz müteahhidin tam tersine bir iş yaptım yani. Fazla değil, tam 3'te birine, 3'te birine ikna ettim arsa sahiplerini. Halen orada, ben orada da oturdum. 55.000 metre 16 katlı imarı olan bir yerde ben 17.000 metre 60 tane villa yaptım babamla birlikte. Birinde de ben oturdum. Bakın bunu niye söylüyorum? Olanı yapmaya, çünkü o zaman bir profesör doktor Allah selamet versin bir mimarım vardı. Dedi ki böyle hiç unutmuyorum evlat dedi bak çok yapmak para kazandırmaz. İyisini ve kalitelisini yapmak. Veya işte çok iyi arsa yoktur, çok iyi proje vardır. Böyle ev kafamda yoğurdum bunları 2000 yılı, 30 yaşındayım ha. Ve hayatımın bakış açısı değişti zaten 1999 depreminden sonra.

Şimdi dedim ki arkadaşlar, Zeytinburnu sahilleri doldu, Bakırköy doldu, Fikirtepe üst üste bindi, üst üste. Ya bir analiz yapın bakalım en azından gözünüze çarpan, İstanbul tamamen tarumar. Gözünüze çarpan bir kısım projelerde ne çıktı ortaya?

Bu hesap ne biliyor musunuz? Kıymetli halkımız, değerli basın mensupları, çok kıymetli dostlarımız, değerli Genel Başkanım, bu dosya incelenen sadece 130 projede. Projelerde var olan imar hakkını bunun içine almadık, var olan imar hakkı var, onu düştük, o oran zaten hakkı. İlave eklenen yani yapılan imar tadilatıyla ilave eklenen metrekarenin o günkü değerle, bakın o günkü değerle hesaplattık. Bunu dediğim de 3-4 gün aldı. Yani dönüp de 2020'de bu rapor çıktı da 20'nin değeriyle de yapmadık. Bugünkü değeriyle de bu değil. Siz onu neyle çarparsanız çarpın.

"İBB'NİN YAKLAŞIK 10 YILLIK BÜTÇESİ"

Çünkü burada sadece 10 yılın yani 2007-2009'dan sonra 2019 arası geliştirilen projelerde, yapılan imar tadilatlarıyla, yani İstanbul halkına ait olan gökyüzüne sığdırdıkları binalarla, kamu binalarına fonksiyonlarını değiştirerek yaptıkları binalarla ekstra ne elde ettiler? Tam 85 milyar dolar. Tam o zamanki kurla, yine o kitabı hazırladığı kurla 3 trilyon 950 milyar lira 85 milyar dolar İBB'nin yaklaşık 10 yıllık bütçesi. Bakın o günkü imar değerlerini dolar olarak dönün, endeksleyin bugüne, eskalasyon edin, bir bakın bakalım kaç dolar yapıyor, hesapta zorlanacaksınız.

Dolar bazında İstanbul 2-3 kat değerlendi. 85 milyar dolar soyulduk ey halkım, soyulduk. Sevgili İstanbullular, soyulduk. Ben bu sektörü iyi biliyorum. Ben bunun karşısında duran bir iş insanı olarak belediye başkanlığı yaptım. Bakın bu kadar net. Değerlerini anlatacağım size. 10 yıllık İBB bütçesi, 130 projenin değişiklikleri, fonksiyon değişiklikleri veya mevzuat dışı uygulamalar nedeniyle detaylı olarak değerlendirdik arkadaşlarım.la Bu projeler imar plan tadilatları, özel plan onaylarıyla çoğunlukla kamu mülkiyetindeki donatı alanlarının özel sermayeye devredilmiş olan projelerdi. Çoğu biliyorsunuz. Alışveriş yapıyorsunuz, geçerken görüyorsunuz koca koca binalar ve koca koca yapılar. Ama Bakırköy'ün sahilinde, ama Etiler'de, ama TEM yolunun kıyılarında. Sizin, benim.

"SİT ALANINA VE BOĞAZ SİLÜETİNE RAĞMEN İMARA AÇILDI"

Birkaç tanesini hatırlatayım. Mesela Şehrizar Konakları, hikâyesi çok ilginçtir yani. Karayollarından kamulaştırıldığı, Emlak Konut'a devredilen bu yer, 2005'ten itibaren önce İBB, sonra bakanlık, sit alanına ve boğaz silüetine rağmen yapılaşmaya açıldı. Sit alanına ve boğaz silüetine rağmen imara açıldı. Mahkeme defalarca iptal etti ama yine de ısrarla yapıldı o konaklar. Çok meşhurdur o konaklar. Tapelerde ismi geçer. Meşhur tapelerde.

Koru Florya... Burada da konusu geçti. İmar planında sağlık tesisi ve afet helikopter pisti olan kamu arazisi. O araziyi ben biliyorum, çok iyi biliyorum, çünkü o yoldan 1990 yılından beri hem Avcılar'daki üniversiteme hem de Beylikdüzü'ne giderken Cennet mahallesinin hemen karşısındaki arazi. Ve ben sektörden de, burayı bir hanımefendi, tabii Allah rahmet eylesin, eski yıllarda devlete bağışlıyor, buraya hastane yapacaksınız diye. Hani avukatlar bilir, hani bağışın fonksiyon değişimi olamaz yani. Buna rağmen burası, bu kamu arazisi, 2009'da TOKİ'nin yaptığı planla tam 150 bin metrekarelik ticaret alanına çevrildi. Ve mahkeme, burada iptaller, davalar, müteahhitler...

Burada bir yalan konuşan müteahhit vardı, o da o işin içinde biliyorum. Ben hani sektörden biliyorum onları. Birbiriyle davalar, akrabalar. Eş dost, eş dost, yani ahtapotun kolları sevgili dostlar. Ahtapotun kolları.

Hattat Tower... Aynı şekilde. Adamın bir de ümüğünü sıkmışlar yani. Hani irtikâp diyoruz ya Sayın Başkan, Sayın heyet, irtikapın daniskası var evrakı, belgeli. Yani Büyükçekmece'de belediye başkanı evinin kıyılarındaki arsaların ondan nasıl alındığını vesaire gelip bana anlattı yani. 15-20 dakika, bana anlattı. Meşhur 16/9 kuleleri, hatırlayın. Tarihi silüetimiz rezil rüsva edildi. UNESCO uyarıldı. Sadece neyi hatırlıyoruz buradan? Sayın Cumhurbaşkanı kırılmış arkadaşına, kırılmış.

"BEN VE YOL ARKADAŞLARIM KENT SUÇLARINA ENGEL OLDUK"

Yeşil alan, sit alanı, afet alanı, boğazın silüeti, onlar için hiç fark etmedi. Ama onlara binada rant de, imar rantı de, emsal artışında bayılıyorlar. Allah'ıma şükürler olsun yani. Bir gün bir belediyenin kapısını iş adamı olarak çalıp da, 'Ya ben, işte şu kadar emsal istiyorum' falan, o zaman o kadar o kadar meşhur ki bu, AK Parti döneminden bahsediyorum, o zaman o kadar meşhur ki bu, bir tek belediyenin kapısı böyle merakımız olmadı. Babadan bize geçen terbiye. Bir arsa var, imarı ne, şu kadar onu yaparız, bitti. Bildiğimiz buydu yani.

Ama, böyle bir kültür getirdiler 2004'ten sonra İstanbul'a. Onun için ben bugün şehir plancısı kıymetli arkadaşlarımızın tutuklanmasının tesadüf olmadığını söylüyorum. Ben ve yol arkadaşlarım kent suçlarına engel olduk. Kentlerimizin sağlıklı ve güvenli gelişmesi için görevimizi ifa ettik. Onun için tutukladılar. Tesadüf değil. Tercihin nedeni açık. Kent rantlarını yöneterek sermaye transferi yapan bir dönem içerisindeydik çünkü. Şehir plancıları bugüne kadar aldıkları yerel kararlarla, planlama süreçleriyle ve bilimsel itirazlarıyla çok sayıda rant projesinin önüne durmuştur. İstanbul başta olmak üzere büyük kentlerde kamu yararına aykırı çevreye, yaşam alanlarını tehdit eden projeler bu sayede ya durduruldu ya da değiştirildi. Yani tabiri caizse kurtarabildiğimizi kurtardık.

Kamu yararı ve sosyal donatı odaklı planlama dönemini biz yaşattık İstanbul'a. Ve hem mecliste çoğunluk değilken hem de mecliste çoğunluk olduğumuz zamanda ahlaklı, şehir planlaması etiğine uygun, insan odaklı, bu şehri işte azgın birtakım afetlerden koruyan planlamaları getirmek için büyük çaba sarf ettik. Büyük oranda başarılı olduk ama ne yazık ki o kayıp dönemde yapılan yapılmıştı. Hala da yapılıyor. Şişli örneğidir işte, dün söyledim.

İMARSIZ YERE İMAR VERİLEN ARSALAR

Mesele zihniyet meselesidir. Bizim planlama felsefemizin odağında, İstanbullulara ve İstanbul'a hizmet var. Ama bizden önceki dönemde ise güzel İstanbul'umuzun yağmalanacak büyük bir arsa gibi görülmüş bir dönemi vardır. Sayın Cumhurbaşkanı boş yere "Biz bu şehre ihanet ettik" demedi. Bakın bir anımı anlatayım size. İsimleri kapatıyorum kimsenin başına bir iş gelmesin diye. O meşhur Tema Park'ın olduğu yerde bir kurumun, hükümetin yönettiği dönemde önemli bir kurumun başındaki insanı ziyarete gittim. Binaya girdik. Makama çıktık, camlı bir şeyi var makam odası, böyle bakınca binalar üstüme üstüme gelince "Ya" dedim, "Bu nasıl proje?" dedim. "Neresi bu?" dedim. "Tema Park" dedi yetkili arkadaş. "Ya bu nasıl bir iş" dedim ya. Yani nasıl bir iş, tema deyince insanın aklına güzel şeyler geliyor ya. "Ya" dedi "Cumhurbaşkanı da aynı tepkiyi gösterdi. Bakmış demiş ki, 'Ya temayı anladık da bunun parkı nerede?' demiş." diyen kişi, yaptıran kişi. İsmi kalsın. İşte bizim dönemle bizden önceki dönemin en can alıcı noktasını iki tabloyla göstereceğim size. Bakın, 2009-2019 arasında bu çok önemli. O altta gördüğünüz kırmızı olan 2278. Yani o üstteki sütun, şeydeki satırlardaki kırmızı olan bir tanesi donatı alanlarından imarlı alanlara yapılan değişim, imarlı sahaya fonksiyon ve veya yapılaşma şartlarında değişiklik yapılmasına ilişkin düzenlemeler, plansız alanlardan imarlı alanlara dönüşümü içeren düzenlemeler dediği şey ve onun kırmızıların alt alta toplandığı şey; 716 + 1521 + 41, 2278 neyi temsil ediyor biliyor musunuz? İstanbul'da sadece 2009-2019 arasında parsel bazlı imar artışı ya da imarsız yere imar verilen arsaların sayısı. 2278. Bakın 2 değil, 27 değil, 270 değil; 2278. Arkadaşlarım bunu didik didik, bütün meclis kararlarını didik didik ettiler.

Parsel bazlı imar artışı nedir biliyor musunuz? Ben alıyorum elime dosyayı, benim arsam diyelim ki iki kat imarı var. 0.20 de tabana oturuyor. Ben gidiyorum diyorum ki oraya, "Ya bak işte benim çevremde şu var, o var, bu var" Benim arsam bir anda iki kat 0.20'den, örnek veriyorum işte 1000 metre arsa hani çarpalım, hani size pratik hesap yapayım; 400 metre imarı olan bir yere ben bir amcama rica ediyorum, oluyor orası 1500 metre imarı olan arsa.

"İMAR KOMİSYONU EMLAK OFİSİNE DÖNÜŞMÜŞTÜR"

Bir anda arsanın değeri emsal imar çıkarılmış 3 kat, 4 kat artırılıyor. Boşuna mı yapıyor bunu belediye sizce? Belediyenin kasasına giren bir şey yok onu söyleyeyim, kasasına giren 1 lira yok. Ama bu düzeni İstanbul'da işlettiler.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin imar komisyonu emlak ofisine dönüşmüştür ve emlak imar pazarlama ofisine dönüşmüştür.2278 parsel bazlı İstanbul'da imar artışı. Tamamen deprem gerçeğini görmezden gelen, plan prensiplerini yok sayan, orada yeşil alan ihtiyacı nedir, park alanı ihtiyacı nedir, okul ihtiyacı nedir, çevresindeki trafiğin akış düzeniyle ilgili planlama prensipleri nedir, bütün bunları yok sayan, sadece oraya odaklanıp oraya ben en fazla ne yapabilirim diyen bir anlayışla, bir anlayışla imar geçirilen parsel bazlı sayısıdır 2278.

Buradan büyük bir yağmadan bahsediyorum. 7 yıllık dönemde tarifsiz, büyük yağmadan bahsediyorum. Bizden önceki yönetim tarafından bizzat siyasi kadrolarıyla da yönetilen rant ve yağma organizasyonu ağır bir kent suçudur. 10 milyarlarca dolarlık bu usulsüz uygulamaların her bir dosyası yargı konusudur.

Ama ben bunları dediğimde iddia makamı duyar mı, savcılık duyar mı? Duymaz. Şu andaki dertleri muhalefet. Şu andaki dertleri muhalefet, Ekrem İmamoğlu. Başka bir dertleri yok. Muhalifler, Halk TV. Murat Ağırel ayağı kelepçeli, sabah gene gitmişler evinden, yok fonla ilgili gözaltına almışlar evden. Peki siz evinden alınan bir foncu siyasi duydunuz mu şu ana kadar? Evinden alınan, milyarları götüren bir foncu siyasi duydunuz mu? Bir foncu bürokrat duydunuz mu? Ama gariban Murat Ağırel'i hem kelepçeli eve koy hem de git sabahın köründe evinden gözaltına al. Aymazlık bu, aymazlık. Bu büyük bir mesele.

Birileri sarayda oturuyordu. Birileri mecliste görev yaptığını zannediyordu. Ben altı sene boyunca pazarlardan geri durmadım. Sokaklardan, caddelerden her şeyi paylaştım insanlarla ve her şeyi konuştum. Onu dinlemeyeceğiz de kimi dinleyeceğiz yani? Şu anda yönetenler sadece birbirini dinlemekle meşgul. Artık birbirlerini de dinleyemiyorlar. Bir odaya koysak onları, her biri birbirine şüpheyle bakar acaba o foncu mu, değil mi? Ya da kendi foncuysa, acaba anladı mı benim foncu olduğumu? Böyle bir manzara yani.

"İFTİRANAMENİN ÇÖP OLDUĞUNU HERKES GÖRDÜ"

Onun için gerçekten çok büyük ve özenli bir emek verdik. Yol arkadaşlarım buraya çıktılar, kendileri de aslında İstanbul'a olan ihaneti anlattılar. Şehircilik anlayışımızın kişilere rant değil tüm milletimize fayda olduğunu, İstanbul'un silüetine ihanet edilen dönemden, Mimari Estetik Komisyonuyla birlikte İstanbul'u korumaya yönelik atılan adımları anlattılar. Ve her anlatıyla bir iftiranamenin önümüze koyulduğunu ve aslında çöp olduğunu herkes gördü.

Onun için bu davaya kimseyi inandıramadınız, inandıramayacaksınız. Niçin naklen yayın istenmedi zannediyorsunuz? Ya ben size bir şey söyleyeyim mi? Hani şu kayda alınıyor değil mi, kayda? Yani SEGBİS kaydına ya. Yahu kendileri kırpsın, kırpsın. Ey Adalet Bakanlığı, kendiniz kırpın. Böyle parçalayın, içinden seçin. İstediğinizi de seçin. Yarım saatini, bir saatini millete gösterin. Bir televizyon programı, istediğiyle, istediği insanlarla... Yani karşıma kimi getirmek istiyorlarsa getirsinler, bir saat ya, bir saat. Milletin huzuruna çıkalım. Bir saat. Ters düz olmazlarsa namerdim, ters düz.

Onun için tekrar ediyorum, ey muhalifler, ey toplumun yüzde 80'ini temsil eden sevgili halkım, birlik olun, bir araya gelin, omuz omuza olun, kalabalık olun, tepkinizi gösterin. Bu büyük bir aymazlık. Bu, her türlü hakkınıza, hukukunuza, bilgi alma hakkınıza, şehirlerdeki hakkınıza, her şeyinize, seçme ve seçilme hakkınıza, bir hükümeti değiştirme hakkınıza göz koyanların ortaya koyduğu tavırdır.

"135 MİLYON METREKARELİK YEŞİL ALANIMIZ, KAMU ALANIMIZ GİDİYOR"

Halkı korumak için Marmara Bölgesi'nde, İstanbul'da birlikte adım atmak için çırpındık. "Deprem sorununa birlikte asılalım, ev ev İstanbul'u güçlendirelim" çırpındık. 3 defa bakanlara gittim, brifing verdim kendim. "Lütfen" dedim, "Bir araya gelelim. Yine siz koordine edin, biz size hizmet edelim" dedim. Bunun içine bankacılık sektörünü alalım, bunun içine sigortacılık sektörünü alalım, bunun içine inşaat sektörünü alalım ve bunun içine uluslararası kurum ve kuruluşları davet edelim, size iddiayla söylüyorum dedim. Bu şehirde 5 yıl, 6 yıl içerisinde deprem korkusunu yerle bir ederiz. Dinlemediler.batsın siyasetiniz sizin. Sizin bildiğiniz siyaset bu ülkenin anladığı siyaset değil.şte o rant projesi dediğimiz beton kanal, Kanal İstanbul öyle doğdu işte. Bizi yok saya saya, milleti yok saya saya. Ey halkım, bu beton kanalla ilgili ne biliyoruz? Arazilerin sahibi kim? Kimlere ne kadar rant sağlandı? Hangi projeler buradan nasıl veriliyor? Sevgili dostlar, 2 milyon nüfus geliyor, 2 milyon! Bakın, 2 milyon nüfus geliyor ve Kanal İstanbul projesinin içerisindeki konutların şu anda lağımının nereye akacağı belli değil. Bu ne telaştır yahu? Kime söz verdiniz? En başta demiştim, kötü bir emlakçı projesi.

135 milyon metrekarelik yeşil alanımız, kamu alanımız gidiyor bakın. Sazlıdere Barajı ve Terkos Barajı'nı yok ediyoruz. Ve o civarındaki 135 milyon metrekarelik tarım alanlarını yok ediyoruz. 135 milyon metre ne demek biliyor musunuz, 5 tane Beylikdüzü demek. Bir fotoğraf var altta. Sadece gösterip geçeceğim. Bu işte az önce anlattığım imar rantının görüntüleri. Hatırlayın diye gösteriyorum. Zeytinburnu'nun tank bakım atölyesi mesela, kuleler. Başakşehir Şehit Ahmet Öztürk Kışlası. Binalar. Yani, sözü bana kentsel dönüşümü hızlandıracak falan filan. "Nerede deprem korkusu azaldı?" Esenler aynı Esenler, duruyor yine. şişirdiler İstanbul'u.

Sadece askeri alanları gösterdim size. Beşiktaş Askeri Lojmanları. Bak bakın, her birinin müteahhidi bayağı tanıdık yani. Artık herkes biliyor kim olduklarını. Ne güzel iş değil mi? yani aldık elimize iki üç tane iş adamı. Efendim neymiş? Tabela almış da afiş asmış da bilmem ne mi? Kar mı ettik? Kar ettik vallahi. Cesaretiniz varsa 4 trilyonluk yolsuzluğu sorgulayın. Muazzam vurgun, kimin boğazına girdi? Oradaki rüşveti irtikabı bu. Hadi bakalım, öyle dik durmayla falan kasıla kasıla yürümeyle olmuyor yani. Geçin o işleri. Biz, biz mahallelileri biliriz yani.

HAKKINDA AÇILAN SORUŞTURMAYA TEPKİ

Bana suç örgütü lideri diyorsun sen ya, Ey Bakan. Bir kul, Allah'ın kulu bu kadar korunmasız olur mu yasa önünde? Savunma hakkı müdahalesi bu salonda başlamadı. 19 Haziran 2025'te Mehmet Pehlivan'ın tutuklandığı gün başladı. Avukat ya. Kardeşim benim avukat. Ekrem İmamoğlu'nun avukatı.

Konusu açılmışken buradan bir parantez açmak isterim. Yani bu iddianamenin en çarpıcı özelliklerinden biri şudur: İddianameyi yazan ve yazdıran anlayış, istediği kişiyi sanık yapıyor ve tutukluyor. İstediği kişiyi de hiç görmüyor, buharlaştırıyor. Acayip bir mekanizma. Ekrem İmamoğlu'yla çay içen hapse girdi ya. Çay içen ya! Çok özür dilerim Hüseyin Bey, tanışmıyoruz ya. Beyefendi hapiste ya. Bir de casusluk yapmışız. Bir iş yerinin isim verdiği dört tane emekçi şoför aylarca hapis yattı aylarca. Ve belediyeler, bu dosyaya eklenenler sadece Şişli, Beylikdüzü, Beyoğlu. Şeffaflıkla işini yapan, kamuya iş üreten, kente ihanete karşı duran, görevini yapmaya çalışan arkadaşlar. Ve buraya eklendi. Şehrini koruyan, rantı değil, insanı önceleyen, kent suçuna karşı tavizsiz duran anlayış cezalandırılmak isteniyor.

Hissettim, duymuştum, -muşlar, -mişler. Anlamsız ifadeler. Yani dosyanın içi bunlarla dolu. Gerçekten hani bir savcılık makamının saygınlığını, önüne Cumhuriyet yazan ve en büyük değerimiz olan Cumhuriyetin ismini taşıyan tek makamı bu kadar örseleyen bir belge herhalde düzenlenmemiştir. Hatay'da depremzedeler için yardım yapılmış. İddia makamı soruyor. Siz önünüze gelen her kuruma yardım mı yaparsınız? Önünüze gelen denen kurum İstanbul Büyükşehir Belediyesi. Türkiye'nin en büyük kamu kurumu. Türkiye'nin en büyük kamu kurumu.

"İDDİANAMEDE AYNI KÂR ZARAR DİYE YAZILMIŞ"

Sipariş bir bilirkişilik yaşadı bu dosya. Çünkü ihtiyaç vardı. İtirafçılar birer birer dağıldı. Kendi sözleri hiçbir işe yaramadı. Geriye iddianamenin sığındığı bir duvar var bilirkişi. Ve bu konuda arkadaşlarım çokça bilgi belge paylaştı. Buraya gelen, sonradan gelen, sanık konumunda tutuksuz arkadaşlarım da dahil, önce siparişin kendisi savcılık 10 Nisan 2025 tarihli yazıda bilirkişilerden ne istemiş? İhaleler üzerinde yapılan usulsüzlüklerin tespit edilmesini. Yani direkt diyor ki "Usulsüzlük var, onları tespit edin." Yazıya bakar mısınız? Usulsüzlük var mı diye sorulmamış. Diyor ki "Usulsüzlük var, onları tespit edin." Yani savcı öyle bir yazıyor ki, bir de bilirkişi bunu önceden biliyorsa tir tir titriyor. Acaba göz altına mı alınırım. Acaba ben de dahil mi edilirim. Usulsüzlüğün varlığı baştan kabul ediliyor ve bilirkişiye yalnızca bulmak düşmüş. Bir bilirkişiye neyi bulacağı önceden söylenirse, o artık bilirkişi değil katiptir. Söyleneni yaz kızım, söyleneni yaz oğlum demektir.

Bir müdafi bu yöntemi tek cümleyle anlattı: "Ekrem İmamoğlu'nun katil olduğuna karar verdik, gidin bize ceset getirin. Bir belediye şirketinin kâr marjı, duruşma savcısının kendi ağzıyla "kâr marjı" diye tarif edildi; iddianamede aynı kâr zarar diye yazılmış. Aynı usul 2012'den beri uygulanıyormuş. Defalarca Sayıştay denetiminden geçmiş, hiçbir sorun yok. Benden önce kamu hizmeti olmuş ama benden sonra suç olmuş.

Bir dijital müze alımı için yazılan rapor, alanı bir saatten az gezerek hazırlanmış. Aynı alımlara bakan başka bir bilirkişi zarar değil, bir kalemde %34, öbüründe %29 daha ucuza alım yapıldığını tespit edilmiş. Bir rapor "zarar", öbürü "daha ucuz" deniyor. Size göre hangisi alındı burada mesnet, zarar? Çünkü "Suç yazacaksınız" denmiş.

Borç ödemek zarar; kar etmek zarar. İhaleyi iptal edip ucuza yaptırmak zarar. Kanunen iade edilen teminat zarar. Yapılmış işin bedeli zarar. Ya verilen ihalelerin tamamının bedelleri alt alta yazılıyor ve zararla karıştırılıyor. Yani ihalenin dersin ki şu kadar kar edilecekti de şu kadara yapıldı, hani şu kadar fazla var anlarım. İhale diyelim tamamı 1 milyar lira, 1 milyara da zarar diyor. Tamamı zarar. Hani öyle hiç uğraşmıyor yani. Yüzde 10 kar etmesi gerekiyordu da yüzde 20 kar etmiş, burada fazla kar var 100 milyon zarar var, öyle bir şey denmiyor yani.

BAHÇELİ'NİN 'CANLI YAYINLAYIN' SÖZLERİ

Bakın bu salonda neler oldu. Bu salon adliye değil. Bir cezaevi kampüsü içinde duruşma salonu kılığına sokulmuş, ne yazık ki ucube bir yapı. Neden en başından beri canlı yayın istedim? Olmadı. Daha doğrusu benden önce ben burada daha tutsakken ilk günlerinde Sayın Özgür Özel bunu söyledi. Millet her şeyi görsün dedi. Sonra biz buluştuk ben böyle bir şey dedim, "Tabii deyin Sayın Genel Başkanım, ben hiç endişe etmiyorum ki." Bunu konuştuğumuzda biz daha mart ayını bitirmemiştik. Ve o günden beri arkasındayız.

Ne dediler? Çıktı Cumhur İttifakı'nın ortağı Sayın Bahçeli, "Yayınlayın" dedi, "Her şey ortaya çıksın" dedi. Hani hem de hakaret de etti bana yani. Masumiyet karinemi çiğnedi. Ama "Canlı yayını gösterin ortaya çıksın" da dedi yani. Hakkını veriyorum yine de. Çıktı Sayın Cumhurbaşkanı "Hayırlı olur" dedi. Ne oldu hayırlı olur? Fos çıktı. Niye? Çünkü Ekrem konuşursa, bu duyulursa perişan oluruz diye gördüler. 87 milyon insan canlı izleseydi bu dava ilk hafta biterdi, ilk hafta. İlk hafta biterdi. Bu korkaklık unutulmasın.

"DAVALARDA 23 HAKİM, GÖREVİNDEN ALINDI"

Başka bir şey. Zaten 4 bin sayfa yazılmış, 80 bin de rapor düzenlenmiş. Yani bu, öyle ucube bir davaya dönüşmüş ki, buna ne program yaparsan yap tutmaz yani.

Bakın, ben tarihin henüz şahit olmadığı en büyük yargı saldırısına muhatap bir kişiyim. Hakkımda açılan davalarda 23 hakim, görevinden alındı. 23 hakim. Ankara 2 No'lu Baro Başkanı ne demiş? Bakanlık bize ayrıcalık tanıdı, iki sene içerisinde 70 tane baro üyesi arkadaşımızı hakim savcı yaptık dedi. 70 tane arkadaşımızı hakim savcı yaptık dediVallahi billahi benim bildiğim, baro başkanımız burada, baroların böyle bir ayrıcalık hakkı yok. adı ister iki nolu olsun ister bir nolu olsun, kaç no'lu olursa olsun yani. Sonradan istifa etmiş görevinden de falan filan.

Peki bu hakimlerin, bu 23 tane sürgün edilen hakimleri ben tanıyor mu? Tanımıyorum. Hatta şöyle söyleyeyim, muhatap olduğum iki mahkemede, ikisinin çok yakın AK Parti'de siyaset yapmış birilerinin yakın olduğunu sonradan öğrendiğim iki kişi var. İsmini vermeyeceğim, hangi dava olduğunuda söylemeyeceğim. Onlar bile sürüldü. Neden? Çünkü ondan işaret alamadı. Çünkü sürüldü hemen ilk gelen tak diye cezayı kesti. Ya bu 23, hani bir olur, iki olur, üç olur.

Ya benim hakimi sürülmemiş davam yok, hakimi değişmemiş davam yok. Kendi atadıkları, kendi koydukları, işte bu şekilde baro üzerinden kendi siyasi anlayışla hakim savcı yaptıkları insanları bile ikna edemiyorlar. Ve bu mahkeme de benim için kurulmuş bir mahkemeye dönüştü. Bu dava için kurulmuş bir mahkemeye dönüştü. Buna göre atamalar yapıldı. O bakımdan bu ülkede benim hakkımda verilecek bir karar, kariyerlerini belirliyor.

"AVUKATLARIMIN AVUKATLARINA BİLE OPERASYON YAPILDI"

Avukatlarımın cezaevi görüş günleri ve saatleri, cezaevi defteri ifşa edildi. İfşa edildi, sordum, soruşturdum, bağırdım, çağırdım. Ve Allah razı olsun infaz memurlarından. Yani çok, ben hiçbirinden şikâyetim yok, bak söyleyeyim yani. Allah razı olsun, Allah'ın kulu, memleketin evladı, insanlar ya, canım, yurdum insanları, burada jandarma kardeşlerimiz gibi ya. Yurdumun insanı ya! "Kızdım bu nasıl olur, yani bizden olamaz" dedik, "Yani bu UYAP'a yükleniyor" dedi. UYAP nedir, öğreniyorum yani. Bunu kim görür, Savcılık görür; hangi Savcılık, Bakırköy Savcılığı. Ya benim avukatlarımın isimleri ifşa edildi, şu dakikada şu girdi, bu dakikada bu girdi, Ekrem İmamoğlu'nu ziyaret edenler ifşa edildi. Bunu yargı tarihinde gördünüz var mı, ya böyle bir şey, böyle bir şey varsa bana deyin daha önce de şurada olmuştu. Bu nasıl bir iş?

"Neden İmamoğlu'nu bu kadar sık ziyaret ediyorsun?" diye soruldu, avukatlarımın avukatlarına bile operasyon yapıldı. Bir siyasi arkadaşımın gözaltına alındı, sonra tutuklandı. Tutanağını okudum ya. Adama diyorlar ki: "Sen niye 50 defa Silivri'de baz verdin" Tek soru. O da diyor ki: "Ekrem İmamoğlu'nu ziyaret ettim." Ve tutuklanıyor biliyor musunuz, tek soru. Yani korkarsanız normal karşılarım, yani gelmeye niyeti olmazsa arkadaşlarımın şey yapmayın yani. "Bize ne yaparlar?" diye.

50 bin lira, 45 bin lira alan şoförleri sekiz ay maaşsız hapiste tuttunuz! Bu insanların işi, adresi belli. Vermediği hesap kalmadı. Ben bu tablonun ne anlattığıı çok iyi biliyorum. İstanbul'da bir belediyede çalışmanın bedel olarak ödetildiğini anlatıyor. Ama kim? Bir kişi istiyor, uygulayıcı bir muhteris ekip var. Seçilmiş bir belediye başkanıyla oturmanın bile bir bedeli olduğunu anlatıyor bu iftiraname. Bu dava siyasidir bunun adı siyasettir. Yazıktır günahtır."