Bursa
Çok Bulutlu
6.5°
Başka Gazete

Dervişoğlu'ndan Türk bayrağının indirilerek çiğnendiği iddasına tepki!

2026.01.21 13:58 Son Güncellenme: 2026.01.21 14:13 - GÜNDEM

İyi Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, Nusaybin-Kamışlı sınır hattında Türk bayrağının indirilerek ayaklar altında çiğnendiği iddiasına ilişkin olarak; "Türkiye bir kışkırtma planıyla karşı karşıyadır. Sinir uçlarına basılmak, tahrik edilmek istenmektedir. Aziz milletimiz bu tuzağa düşmeyecektir. Aklını, izanını, ferasetini ve basiretini yitirmeyecektir. Bu vesileyle milletimize bir kere daha itidal tavsiye ediyorum. Herkes müsterih olsun bayrağa el uzatanın akıbeti bellidir ve tarih bunun örnekleri ile doludur" dedi.

Dervişoğlu'ndan Türk bayrağının indirilerek çiğnendiği iddasına tepki!

İyi Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, TBMM'de partisinin grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamlarda bulundu. Dervişoğlu, şunları söyledi:

"Bakınız, çeyrek asırlık acıların, kayıpların listesi çok uzundur ve her geçen gün uzamaktadır. Her birine, evet, elbette çok üzüldük ama sonra, unuttuk. Ve sonra maalesef kanıksadık. Çünkü alıştırıldık! İşte, Kartalkaya faciası. Bugün tam 1 yıl oldu. 133 vatandaşımız yaralandı, 78 vatandaşımız hayatını kaybetti. Her birini rahmetle anıyorum. Hiç şüphesiz, o vatandaşlarımız da ihmal, rüşvet, umursamazlık, denetimsizlik ve kuralsızlık sarmalının kurbanlarıdır. Ancak tüm bunların özünde, asıl mesele, yani yeni facialara bugün, ne kadar yakın ya da uzak olduğumuzdur. Günlerce konuşmak ve gözyaşı dökmekle yetinmek, bir sonraki faciaya kadar kulak üzerine yatmak, acıyı paylaşmak değildir. Acılar, onların sebepleri ortadan kaldırılırsa paylaşılmış olur. Asıl meselemiz budur.

"Türkiye, genel bir 'asayiş krizi' yaşamaktadır"

Geçtiğimiz günlerde, 15 yaşındaki akranınca öldürülen, Atlas Çağlayan'dır. Evladımıza Allah'tan rahmet, ailesine, arkadaşlarına başsağlığı ve sabırlar dilerim. Ama bu kaçıncıdır? Ve biz, daha böyle kaç cinayet haberine şahit olacağız? Daha kaç evladımızı kurban vereceğiz de kaç Atlas, kaç Ahmet öldükten sonra, 'asıl sebeplerle' açık açık yüzleşip, onlara çare üreteceğiz? Bu iki faciadan çıkan sonuç açıktır: Türkiye'de hem güvenlik hem de emniyet sorunu vardır. Türkiye, genel bir 'asayiş krizi' yaşamaktadır. 

"Hepimizin, gözümüzden sakındığımız evlatlarımız var"

Mafya Dizisi çeke çeke, akşamları da bunları izlete izlete, çocuklarımızı bu rollere özendire özendire, sokakları mafya düzenine mahkum ettiler. Türkiye'yi Latin Amerika'ya çevirdiler. Meşru olanı, makul olanı, muteber olanı bitirdiler. Diplomasına güvenmiyor çocuk, iş bulacağına inanmıyor, yuva kurmayı hayal dahi edemiyor. Cebi boş, babasına bakıyor, pazarda sebze arayan annesine bakıyor. Sürünen dedesine bakıyor. Diğer yanda da plazaları izliyor, spor arabalara, villalara, teknelere bakıyor. Ve diyor ki orada; 'Sizi bu hayattan kurtaracağım. Size bunu yaşatan ülkeden intikam alacağım'. Kumar reklamları düşüyor önüne, bahis sitelerinin mesajları geliyor. Neden olmasın diyor? Ne kaybederim diyor? Çünkü seçimle iş başına gelenler, onlara kaybedecek bir şey bırakmadı. Onlara seçenek bırakmadı. Kazanmanın her yolunu mübah, her günahı da helal kıldılar. Bu sebeple, ortada kırılması gereken, katılaşan bir döngü vardır. Şahısları, siyaseti, partileri, ideolojiyi, mezhepleri veya etnik kimlikleri bir kenara bırakın. Hepimizin, gözümüzden sakındığımız evlatlarımız var. Buna bir baba olarak isyan ediyorum. And olsun, yemin olsun! Türkiye'yi bir suç cennetine çevirenleri, masumlara her gün kabus yaşatanları affetmeyeceğim. 3 yılda bir af çıkartanları; katili, torbacıyı, sapığı baş tacı edenleri, talimatla iş yapanları, yasaları uygulamayıp devlet gücünü kendilerine zırh yapanları asla affetmeyeceğim. Siz de affetmeyin. Çocuğunuz ekmek almaya giderken, okula, işe giderken, eliniz yüreğinizdeyse, affetmeyin. Sorumsuz yetkili iktidarı, affetmeyin.

 "1920 Almanya'sı gibi, el arabasıyla para taşıyoruz"

Son 20 yıllık tablo tüm çıplaklığıyla gösteriyor ki; millî paramızı enflasyon karşısında pul edip milleti bu adaletsiz sistemin içine hapsettiniz. En büyük paramız, 200 lira. Bugün tıraş bile olamıyorsun, ekmek arası peynir zeytin koyduramıyorsun. 1920 Almanya'sı gibi, el arabasıyla para taşıyoruz. Bugün inatla yeni banknot basmıyorsunuz da. Siz sadece bize, piyasaya işkence ediyorsunuz. Kurultay konuşmamda, komünist parti bürokrasisi diye tarif ettiğim budur işte.

"Bize karşı mangalda kül bırakmazken, mangalda yakılan silahlardan medet umuyorlar"

Geçtiğimiz hafta sonu Suriye'de yaşanan gelişmeler, 1,5 senedir devam eden ve bizlere devlet aklı olarak pazarlanan ihanet sürecinin, mimarlarının, ortaklarının ve komisyoncularının bütün maskelerini düşürmüştür. Bir gün aniden, menşei tarafımca malum bir hikâye uydurdular. Ve dediler ki: 'Bölgemizdeki jeopolitik gelişmeler, Türkiye'yi PKK ve onun elebaşıyla müzakere etmeye zorluyor'. Bununla da yetinmediler, 'Başkalarının oyununu bozmak için, biz yeni bir oyun kuruyoruz' dediler. Oysa biz bu hikâyeyi yazanların, kimler olduğunu biliyorduk. Ve ilk andan itibaren; 'bu hikaye, ne millidir, ne de yerlidir' dedik. Bu hikâye, 'emperyalizmin 100 yıl sonraki ikinci taarruzudur, bu bir kalkışmadır, bu senaryada Türkiye'yi yönetenlere biçilen rol, başrol değil; en iyi ihtimal figüranlıktır' dedik. Bu hikâyenin bir gereği olarak, teröristbaşını meclise getiremediler ama Meclis'teki komisyon üyelerini, İmralı'ya, Öcalan'ın ayağına götürdüler. İhanet sürecini tezgahlayanlar, halen Öcalan'a büyük bir rol atfediyor, 'kurucu önder' diye referans veriyor, bize karşı mangalda kül bırakmazken, mangalda yakılan silahlardan medet umuyorlar.

"Tıpkı birinci ihanet sürecinde olduğu gibi yine bayrağımıza el uzatıldı"

Geride bıraktığımız bir buçuk senede, eli kanlı bir katilin üzerine barış güvercini kostümü giydirilerek, akil bir adammış gibi konuşturuldu. Her sözü medyada yer buldu. Oysa, bu ülkenin serdengeçtileri, askeri, polisi, köy korucusu, insan üstü bir gayretle, terörün belini kırmıştı. Yani zaten güvenlik güçlerimizin başarısı, sanki Öcalan canisi tarafından hediye edilmiş gibi sunuldu. Öcalan, Suriye PKK'sına da çağrı yapar  zannettiler. Yapmadı, yapamadı, zaten yapamazdı. Siyasi sözcüleri de zaten çıkıp ilan etti; 'silah bırakma çağrısı YPG'yi kapsamıyor' dedi. Bizx anlatamadık, dinletemedik, teröristten medet ummaktan bunları vazgeçiremedik. Şimdi ortalama zekaya sahip bir insanın sorması gereken soru şudur: 'Eğer ülke içindeki PKK varlığını, bizim askerimiz, bizim polisimiz bitirdiyse ve Suriye'deki PKK varlığı, yine askeri güçle bastırıldıysa, Öcalan ile müzakere etmek, onu meşrulaştırmak, cumhuriyetin temel niteliklerini tartışmaya açmak, terör örgütünün Mecliste'ki ulaklarını, medyadaki uşaklarını şımartmak, kimin işine yaradı? Bu orta oyununda yine aynı yere geldik tam da tahmin ettiğimiz gibi, tam da ikaz ve ihtar ettiğimiz gibi. Tıpkı birinci ihanet sürecinde olduğu gibi. Yine bayrağımıza el uzatıldı. O gün, Diyarbakır'da kolordumuzun nizamiyesindeki bayrağımızı indirenler, bu kez de Nusaybin'de aynı ihanete cüret ettiler. Bu durumdan daha vahimi ise, o bayrağı indirenlere karşı ne yapıldığıdır? Türkiye'de devlet refleksi bu kadar mı körelmiştir? Bayrak indirene edilecek muamele nasıl unutulmuştur? Bu cüretkarlık nereye kadar gidecek, bu mevzi nereye kadar çekilecektir. 

"Bu iş, federatif bir yapıya, bir terör devletinin kuruluşuna doğru gidiyor"

Her iki ihanet sürecinin sebebi de sonucu da aynıdır. İlk günden söyledim; PKK Kürtlerin temsilcisi değildir. Bu ülkenin Kürtlerini PKK'yla özdeşleştirmeyin dedim. Kürtler, vatansever, millieyetperver, bayraklarına aşık ve vatanlarına bağlı insanlardır dedik. Böyle giderse, örgütün 40 yılda yapamadığını, 1 yılda siz yaparsınız dedim. Allah'tan Kürt kardeşlerimizin feraseti, bu akıl almazlığa direndi. Şimdi kalkmış, Suriye'deki gelişmeleri sanki zafermiş gibi sunmaya kalkıyorlar. İçindeki en etkili silahlı unsur olan PKK'yı perdelemek için uydurdukları SDG, Fırat'ın batısından süpürülünce, bunu uluslararası bir başarı gibi sunuyorlar. SDG'nin dağılması, içindeki YPG unsurlarının süpürülmesi elbette gereklidir. Ama dikkatinizi çekerim, yine mutfakta biri var ve yine bize başka bir film izletiyorlar. Şam hükümetiyle mutabakata varamayan YPG, kendine 'Doğal bölge' ilan ettiği alana çekiliyor. PKK, medya diye ilan ettiği alanlarda Türkiye'ye 40 yıl kan kusturdu. Yeni bir alan mı yaratılıyor diye kimse sormuyor mu? Bu iş, federatif bir yapıya, bir terör devletinin kuruluşuna doğru gidiyor. Türkiye'yi yeni ve daha büyük bir beka sorununa doğru itiyor.

"İnşaat şirketi değil, Türk devletini yönetiyorsunuz"

Büyük Türk Milleti, bugün vatanımız, iktidarın direktifleri sebebiyle vaktiyle alınmayan önlemlerin bedelini ödüyor. Neredeyse 15 yılın bedelidir bu. Güney sınırlarımızda önlem almak, milyonlarca sığınmacı geldikten sonra akıllarına geldi. Bundan 8 yıl önce, ordumuz Afrin'e girdiğinde maalesef Suriye PKK'sı iktidarın can dostu müttefiki tarafından çoktan eğitilip donatılmıştı. Türkiye, bunca bedeli ödedikten sonra, utanmadan zafer nidaları attırıyorsunuz! Öcalan'ın mahdumu, yine aynı müttefikiniz tarafından, general muamelesi gördükten sonra, ondan Silah bırakmasını bekliyorsunuz! Türkiye'nin elini kolunu bağlayanlarla ittifak kurup, hiçbir şey almadan, istedikleri her şeyi verip, muzaffer başkomutan manşetleri attırıyorsunuz. Bugün o bayrağı indirenlerin kim olduğu bellidir. Ben, indirtenlere sesleniyorum! Bayrağın namus olduğunu mu unuttunuz? Orta Doğu'da inşaat ihalesi kovalamayı, 'Büyük Türkiye' hayalleri diye pazarlıyorsunuz. Kendinize gelin, inşaat şirketi değil, Türk devletini yönetiyorsunuz. Artık Türk milletinin, Türk vatanının Türkiye Cumhuriyeti'nin sorumluluğunu yüklenin!

"Meclis'i, teröre umut hakkı dağıtılan yer olmaktan çıkartın"

Bir sözüm de komisyoncularadır. Havaya bakıp ıslık çalan partileredir. Bu orta oyununa artık son verin! Meclisi, teröre umut hakkı dağıtılan yer olmaktan çıkartın. Korsan komisyonlarla, devlet aklı lafının arkasına gizlenmiş kurnazlıklarla, ucu hiçbir yere çıkmayan beyhude hamasetlerle, milletimizi daha da biçare etmeyin. Görmüyor musunuz? Gerçekten anlamıyor musunuz? Amerika ve İsrail'in planı tıkır tıkır işliyor ve göstermelik bazı adımlar dışında siz yalnızca izliyorsunuz. İzlemekle de kalmıyor, yanlışlarınızla emperyalizmin ekmeğine yağ sürüyorsunuz. Bu yoldan dönün. Siyasi hesapları bırakın; Türk milletinin, Türkiye Cumhuriyeti'nin menfaati neyi gerektiriyorsa, onun gereğini yapın. Bu işlerin en başında uyarmış ve söylemiştim. Türkiye, Rakka, Tabka, Haseki ve Sincar hattında bir güvenlik hattı oluşturmalı, Irak PKK'sı ile Suriye PKK'sının güney sınırımızda birleşmesini engellemelidir demiştim. Gördüğünüz gibi yine söylediğimize geldiler. İYİ'ler hep haklı çıkıyor. Yanlış yolun şaşkın yolcularını bir kere daha uyarıyorum. Birinci çözüm süreci denen gaflet, hatırlayınız ki hendek rezaletiyle sona ermişti. Bugün İmralı ulağı ve iktidarınızın hadsiz ortağı DEM Parti aynıyla vaki olabilecek hareketlere soyunmaktadır. Meclis'te, o katil lehine slogan atabilecek kadar şımartılmışlardır. Türk milletine ve Türkiye Cumhuriyeti'ne dönük düşmanlıkları artık çığırından çıkmıştır.

"Kazdığımız bu siperin en çok da Kürtler için bir savunma hattı olduğunu belirtmiştim"

Biz, bu ihanet sürecine dair yaklaşımımızı tarif ederken, her kim hangi kimlikle kendini nasıl tarif ediyorsa, bu Cumhuriyeti kuran herkesi, cumhuriyet fikrinde buluşmaya çağırdık. Bu çağrıyı yaparken de, kazdığımız bu siperin en çok da Kürtler için bir savunma hattı olduğunu belirtmiştim. Çağrımı yineliyorum ve yine belirtiyorum: Türkiye partisi olmamakta ısrarcı olan malum ulaklar, Kürtleri yine bir karanlık çukura davet ediyorlar. Bu, Kürtlere yapılabilecek en büyük kötülüktür. Ben, sizi bu Cumhuriyet'ten ayrı görmek niyetiyle, akıl vermek, üst perdeden konuşmak gibi bir niyet içinde konuşmuyorum. Konuşmam konuşamam! Kimseyi de konuşturtmam. 

"Mehmetçik kanıyla padişahçılık oynayanlar, yeter"

Herkes aklını başına devşirsin. Cumhuriyetçi devlet aklında: Politikanın öznesi devlettir. Muhatabı diğer devletlerdir. Güvenliğin aracı, kurumlar ve egemenliktir. Halklar ve topluluklar hakların konusu ama jeopolitiğin aktörü değildir. Terör örgütleri ve terörist ise asla muhatap sayılamazlar. Bizim fikrimiz hürriyet, karakterimizse İstiklaldir. Yanlış pusulaları, bize ufuk diye tayin ettiğiniz yeter! Kimlikçilik, mezhepçilik, bölgecilik yeter. Türk'ün mührüyle, Napolyon pozları kesenler, yeter. Mehmetçik kanıyla padişahçılık oynayanlar, yeter. 

"Türkiye bir kışkırtma planıyla karşı karşıyadır"

Millet olmak nedir? Millet kalmak nedir? Bir milleti korumak nedir? Anlamayanlara artık yeter! Bize bunu ikinci defa yaşatıyorsunuz! Siz kimsiniz? Siz kendinizi ne zannediyorsunuz? Artık yeter! İhanet sürecinin ortaklarına sesleniyorum; ben doğru konuşmakla kendimi mecbur hissediyorum. Çünkü benim eğri dava arkadaşım yok. Teröristten medet umup, şereften taviz vermek sizin tercihinizdir. Ben ona karışmam ama milletimizin ve Cumhuriyetimizin şerefine leke düşüremezsiniz. Türkiye bir kışkırtma planıyla karşı karşıyadır. Sinir uçlarına basılmak, tahrik edilmek istenmektedir. Aziz milletimiz bu tuzağa düşmeyecektir. Aklını, izanını, ferasetini ve basiretini yitirmeyecektir. Bu vesileyle milletimize bir kere daha itidal tavsiye ediyorum. Herkes müsterih olsun bayrağa el uzatanın akıbeti bellidir ve tarih bunun örnekleri ile doludur.

"Bu bayrak kandır, candır, vatandır, hepimizindir"

Ben, bir kere daha hatırlatayım: Bu bayrak; Malazgirt şehitlerinin al kanlarına yansıyan hilal ve yıldızdır. Bu bayrak; peygamberin müjdesi,  İstanbul'un fethinde, Ulubatlı Hasan'ın can pahasına surlara diktiği bayraktır. Bu bayrak; Çanakkale'de, uğruna ölüm emri verilen bayraktır. Bu bayrak; Sakarya'da, Türk'ün talihini ve tarihi değiştiren bayraktır. Bu bayrak; Kocatepe'de, ilk hedefi işaret eden bayraktır. Bu bayrak; İzmir'de, düşmanı denize döken bayraktır. Bu bayrak; dünyaya Cumhuriyetimizi ilan eden bayraktır. Bu bayrak; mazlum milletlerin bağımsızlık meşalesini yakan bayraktır. Bu bayrak; 15 Temmuz ihanetinde, milletiyle birlikte devleti sokaktan toplayan bayraktır. Bu bayrak kandır, candır, vatandır, hepimizindir. Ve herkes bilir ki; 'Bir kere kalkan Bayrak, bir daha yere inmez'"

İyi Parti'nin grup toplantı öncesinde sıralara Türk bayrakları konuldu. 

Kaynak:ANKA