2026.04.29 12:55 Son Güncellenme: 2026.04.29 15:25 - BURSA
CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, Bursa'daki açıklamasında hükümetin ekonomi politikalarını ve sağlık sistemini sert sözlerle eleştirerek, yüksek enflasyon, derinleşen yoksulluk ve hastanelerin özelleştirilmesini "yanlış politikaların sonucu" olarak nitelendirdi ve erken seçim çağrısı yaptı.
Bursa'daki sağlık alanlarının özelleştirilmesine tepki için Memleket Hastanesi önünde yapılan açıklamaya CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, CHP Bursa İl Başkanı Nihat Yeşiltaş, CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal ve çok sayıda partili katıldı.
CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın yaptığı açıklmada şu ifadeleri kullandı:
Sevgili arkadaşlar, Türkiye'de dört yüz on bin tutuklu ve hükümlü var. Cezaevi kapasitesi yalnızca üç yüz bin.
Demek ki bu mesele, tutuklu olan CHP'lilerle alakalı bir mesele değil. İnsanları tutukluyorsunuz, insanlara hüküm veriyorsunuz; devlet onları yatıracak yatak veremiyor cezaevlerinde. İnsanlar, üç vardiya değişerek, bir kapasitenin iki katı büyüklüğündeki yerlerde yatak paylaşmak zorunda kalıyorlar.
Başka bir şey daha söyleyeyim, daha önemli bir şey: Türkiye'de altı yüz bin, yedi yüz bin kişi hâlen ceza yargılaması altında. Uzun yıllara dayalı istatistikler, bunların yarısının tutuklanabileceğini ve hüküm giyebileceğini gösteriyor.
Demek ki bugünkü cezaevi kapasitesinin bir katı kadar daha, bir iki yıl içerisinde hüküm giyebilecek vatandaşımız var. Çözüm nedir? Çözüm, yeni cezaevleri yapmak mıdır? Elbette değildir.
Demek ki Türkiye'de bu toplumsal çürümenin sebeplerini görmek zorundayız.
Cinsel suçlar ne oldu da patladı? Uyuşturucu suçları nasıl patladı? Sanal bahis, kumar hangi eller vasıtasıyla semirtildi ve bir para kazanma aracına dönüştürüldü?
Açıkça söylüyorum: Bunların ipini çekin, bunların tamamının altından Cumhur İttifakı çıkar. Eğer sen sadece torbacıyla değil de gerçek anlamda uyuşturucuyla mücadele edersen, bu memlekette uyuşturucu ortaokullara inmez.
Daha dün internetle ilgili bir düzenleme geçirildi. Arkadaşlar, sanal bahsi ve kumarı yasaklayamadılar. Çünkü bunlardan para kazanıyorlar.
Ben şimdi söylüyorum: Sadece çöken adalet düzeni değildir, sadece çöken ceza infaz kurumları değildir.
Türkiye'nin vicdanını kanatmaktadırlar. Bunları bir an evvel göndermek zorundayız arkadaşlar.

Birileri diyordu ki "faiz sebep, enflasyon sonuçtur" diyerek, dünyanın başka hiçbir yerinde bir iktisadi kriz yokken Türkiye'de kendi elleriyle bir kriz yarattılar. An itibarıyla yüzde otuzların altına inemeyen, sabitlenmiş bir enflasyon var. Bu enflasyonun üzerinde faiz oranları var.
Bu memleket, dünyanın yirminci büyük ekonomisi arasında; otuz milyon insan açlık sınırının altında kalmaktan çorba kaynatamıyor. Emeklilerimiz, asgari ücretle çalışanlar, işsizler; bunlar yoksulluk sınırının altında değil, açlık sınırının altında. Bu ekonomiyi yirmi üç yılda buraya kim getirdi arkadaşlar? Türkiye, bir taraftan otuz milyon insanını süründürürken, bir taraftan dünyanın en çok dolar milyarderi artışına sahne olan memleket hâline geliyor.
Demek ki birileri bal tutup parmağını yalıyor. Her türlü hukuksuzluğun, yolsuzluğun, arsızlığın 23 yıldır içinde olanlar, bugün o suçlarını Cumhuriyet Halk Partisi'ne yöneltmeye çalışıyorlar. Buradan açıkça ilan ediyorum:
Hepinizi biliyoruz. Her birinin hesabını teker teker soracağız. Türkiye'de eğitim sistemi çökmüş.
PISA skorları itibarıyla baktığınızda hem fen okuryazarlığında hem Türkçe hem de matematik okuryazarlığında çocuklarımız OECD ülkeleri arasında en sonuncu. Bunu dert edinen bir Millî Eğitim Bakanı var mı? Yok. Millî Eğitim Bakanı'nın işi gücü, kendi geri zihniyetini Türkiye'ye egemen kılmak.
Arkadaşlar, Kahramanmaraş'ta olanları, Şanlıurfa'da olanları unuttuk mu? Hayır. Bunlar birer münferit olay mı? Hayır. Çocuklar 13-14 yaşında; birer suç makinesine dönüşmüşse, bu çeyrek yüzyıldır bu memleketi yönetenlerin açıkça oluşturdukları suç sistemi burada sorumludur.
Bu bağlamda söylüyorum ki Millî Eğitim Sistemi'ni tümüyle baştan onaracağız. Onu bu hâle getirenlerin, başta Yusuf Tekin olmak üzere, geçmişten bu yana hepsinden teker teker hesap soracağız.
Adaletten bahsettim. Millî Eğitim'den bahsettim. Ekonomiden bahsettim. Gelin, bir de sağlıktan bahsedelim.
Bakın, konuştuğumuz hiçbir şey kendimize ait bir şey değil. Bu memleketin gerçek sorunları. Burada telefonum var.
Gece iki de, üçte beni ararlar. Gece iki de, üçte bu telefon yirmi dört saat açık. Niye arıyor vatandaş? Çocuğuna yoğun bakımda yatak bulamıyor.
O süreler öyle kıymetli süreler ki on beş dakika, yarım saat bir insanın hayata tutunmasına ya da hayattan elini eteğini çekmesine ve öbür dünyaya göç etmesine sebep olabilir. Sen bu memlekette yoğun bakımda yatak bulamayan, insanların randevu alamadığı, temel hastalıklarını tedavi ettiremeyen, cebinde parası olmadığı için hasta olmaktan korkan bir memleket hâline getirdin bu memleketi ve bunun çözümünü nasıl buluyorsun? Sağlık sistemini düzeltmek için hastaneleri satmak.
Arkadaşlar, buna ancak AKP kafası denir. Buna izin verecek miyiz?
Şunu söyleyeyim: Bugün elinizde bir devlet var ve ona yaslanıyorsunuz. Kimse sizden hesap soramaz sanıyorsunuz. Yaptıklarınız yanınıza kalacak sanıyorsunuz. Ben buradan ilan edeyim: Ne kadar kaçarsanız kaçın.
Sandığı kaçırmak için hangi numaranın arkasına saklanırsanız saklanın, bu memleketin yüzde altmış sekizi, yani her üç kişiden ikisi erken seçim istiyor. Getirin sandığı, boyunuzun ölçüsünü verelim sizin.
Getirin sandığı. Bu sandıktan kaçabileceğiniz maksimum süre iki yıl. İki yıldan daha fazla bir süreniz yok.
Burada herkesin huzurunda söz vereyim: Biz siyaseti zengin olmak için yapmıyoruz. Biz siyaseti şan, şöhret kazanmak için de yapmıyoruz.
Açıkça söyleyeyim: Biz bu siyaseti yalnızca Cumhuriyet Halk Partisi yukarıya çıksın diye de yapmıyoruz. Biz bu siyaseti vatan, millet, memleket için yapıyoruz.
Hep beraber yapıyoruz. O nedenle ve açıkça söyleyeyim: Bugün suç işleme özgürlüğüne sahip olduğunu sananlar, o işledikleri suçların her birinin hesabını teker teker verecekler; kayıtlarını tutuyoruz.
Bugün buraları satın alanlara söyleyeyim: Buralar yağma Hasan'ın böreği değil. Burası devletin malı, milletin malı.
Buralara bugün çöktüğünü sananları yarın pişman edeceğiz. Bunu unutmayın.
Arkadaşlar, toplarıyla, tüfekleriyle üstümüze gelsinler. Buradan çok açıkça ilan ediyorum: Bir tarafımız Mustafa Kemal Atatürk, genlerimiz Kuvâ-yi Milliye geni
Bir tarafımız milletin bağrı. Bize oy versin vermesin, milletin bütün haklarını, yararlarını, çıkarlarını savunmak için kanımızın son damlasına kadar mücadele edeceğiz.
Mutlaka kazanacağız, hepinize çok teşekkür ediyorum.
Arkadaşlar, biz hastanede yatmakta olan hasta arkadaşlarımıza acil şifa diliyoruz. Bir an evvel sağlıklarına kavuşsunlar.
Bir an evvel Türkiye'de sağlık sistemi yerine gelsin diye gayret ediyoruz. Çok teşekkür ederim. Sağ olun, var olun.
Kaldığımız yerden devam edelim. Hastamıza acil şifa diliyoruz. Hastanenin önünde olduğumuzun farkındayız.

Yeşiltaş, 16 Mart ve 24 Nisan tarihlerinde yayımlanan Cumhurbaşkanı kararlarıyla başlayan sürecin giderek genişlediğini belirterek, Nilüfer, Yıldırım ve Yenişehir'deki taşınmazların ardından Bursa'nın önemli sağlık alanlarının da özelleştirme kapsamına alındığını ifade etti. Bu kapsamda Memleket Hastanesi'nin yanı sıra Bursa Ağız ve Diş Sağlığı Eğitim ve Araştırma Hastanesi arazisi, Mustafakemalpaşa Tepecik Aile Sağlığı Merkezi ve Ali Osman Sönmez Onkoloji Hastanesi'nin de gündemde olduğu kaydedildi."

CHP Bursa İl Başkanı Yeşiltaş'ın açıklaması ise şu şekilde:
"Türkiye'de sağlık sisteminin adım adım piyasaya teslim edildiğinin ve kamuya ait alanların ranta açılmak istendiğinin en açık göstergelerinden birini ne yazık ki Bursa'da yaşıyoruz.
16 Mart ve 24 Nisan tarihlerinde yayımlanan Cumhurbaşkanı kararlarıyla başlayan ve kapsamı giderek genişletilen bu süreç sistematik bir tasfiye programına dönüştü.
Nilüfer, Yıldırım ve Yenişehir'deki taşınmazlarla başlayan bu dalga; bugün Memleket Hastanesi, Bursa Ağız ve Diş Sağlığı Eğitim ve Araştırma Hastanesi arazisi, Mustafakemalpaşa Tepecik Aile Sağlığı Merkezi, Ali Osman Sönmez Onkoloji Hastanesi gibi Bursa'nın sağlık omurgasını oluşturan kritik alanlara kadar uzandı.
Bu tabloyu doğru okumak zorundayız.
Bu, teknik bir "planlama" ya da masum bir "dönüşüm" değildir. Bu, açık ve net bir şekilde kamu sağlık altyapısının tasfiye edilmesidir. Ve bu tasfiye süreci, AKP iktidarının yıllardır uyguladığı politikaların doğrudan sonucudur.
AKP, sağlık alanını bir kamu hizmeti olmaktan çıkarıp, kar odaklı bir sektör haline getirme hedefini hiçbir zaman gizlemedi.
"Sağlıkta dönüşüm" adı altında yürütülen politikalarla önce kamu hastaneleri sistemli biçimde zayıflatıldı, nitelikli hizmet üretme kapasitesi törpülendi, sağlık çalışanları ağır çalışma koşullarına mahkum edildi, ardından da ortaya çıkan sorunlar gerekçe gösterilerek özelleştirme dayatıldı. Bunu bilinçli yaptılar!
Şehir hastaneleri modeli de bunun en çarpıcı örneği...
Milyarlarca liralık garanti ödemeleriyle
kamu bütçesi yıllarca yük altına sokuldu, sağlık hizmeti şirketlerin kar planlarının bir parçası haline getirildi.
Şimdi aynı anlayış,
Bursa'nın merkezinde yer alan ve halkın doğrudan erişim sağladığı sağlık alanlarını hedef alıyor.
Bugün "özelleştirme kapsamına alma" kararı verilen bu yerlerin yarın hangi projelere,
hangi sermaye gruplarına devredileceği sorusu ortada
ve bu soruya bugüne kadar tatmin edici tek bir yanıt verilmedi.
Bursa'nın ve Güney Marmara'nın en eski kamu hastanesi olan Memleket Hastanesi'ni yıllar önce kapattınız.
İnşaatı yıllardır devam ediyor.

Bursalılar bir an önce burasının hizmete girmesini beklerken siz şimdi
Bursa'nın hafızasını satmaya kalkıyorsunuz.
Evet Memleket Hastanesi, sadece bir sağlık kurumu değil.
Hayatın en gerçek anlarının yaşandığı, sevinçlerin ve hüzünlerin iz bıraktığı bir duraktı.
Burada atılan ilk nefesler, verilen mücadeleler ve edilen vedalar,
yıllar içinde sayısız insanın hafızasında yer etti; hastaneyi şehrin ortak duygularını taşıyan bir mekana dönüştürdü. Burası, Bursalıların anılarıyla anlam kazandı.
Şimdi bu hastanenin önünde soruyoruz ve sormaya devam edeceğiz:
Bursa'nın en kıymetli sağlık alanlarını hangi gerekçeyle özelleştirme kapsamına alıyorsunuz? Şehir hastanesinin ayakta kalması için gözünüzü daha nerelere dikeceksiniz?
Bu alanların geleceğine kimlerle, hangi çıkar ilişkileri doğrultusunda karar veriyorsunuz?
Bursa'da ve Türkiye'nin dört bir yanında kamuya ait alanları satarak kendinize seçim bütçesi mi yaratmaya çalışıyorsunuz? Eğer hedefiniz buysa hiç uğraşmayın, kamu alanlarını satmayı bırakın! Çünkü bu halk sizi zaten ilk seçimde gönderecek, gönderecek, gönderecek.
Gerçek şu ki; bu politikalarla kazanan halk olmuyor. Bu politikalarla kazanan, kamu kaynaklarını kendi çevresine aktaran dar bir çıkar grubu oluyor. Kaybeden ise Bursa'da hastanelerde yatak bulamayan, randevu alamayan, her geçen gün nitelikli sağlık hizmetine erişmekte zorlanan yurttaşlarımız oluyor.

Sağlık hizmeti bir haktır.
Anayasal bir haktır. Ancak parası olanın daha hızlı,
daha kaliteli hizmet aldığı;
parası olmayanın ise sistemin dışına itildiği bu düzen kabul edilemez.
Kamu hastanelerini işlevsizleştirip sonra "bakın çalışmıyor" diyerek özelleştirme yolunu açmak, halkın aklıyla alay etmektir.
Bizler Bursa'da bu sürecin karşısında durmaya devam edeceğiz.
Bu kentin sağlık altyapısının talan edilmesine, geleceğinin ipotek altına alınmasına sessiz kalmayacağız.
Bu kararların iptali için mücadeleyi sonuna kadar sürdüreceğiz!
Hiç kimse şunu unutmasın: Bu ülkenin hastaneleri, sağlık merkezleri, arazileri bir avuç iktidar sahibinin tasarrufunda değildir. Bunlar 86 milyonun ortak değeridir.
Bursa'nın iradesine çöktünüz, Bursa'nın suyuna çöktünüz, Bursa'nın yeşiline çöktünüz, şimdi Bursanın malına çökmeye çalışıyorsunuz! Artık yeter. Düşün Bursa'nın yakasından. Düşün halkın yakasından!"