2026.10.09 16:59 Son Güncellenme: 2026.10.09 17:08 - YAŞAM
Küba Devrimi'nin simge isimlerinden Ernesto "Che" Guevara, 9 Ekim 1967'de Bolivya'nın La Higuera köyünde öldürüldü. Latin Amerika'dan dünyanın dört bir yanına uzanan devrimci mücadelelerin sembollerinden biri haline gelen Che'nin ölümünün üzerinden 59 yıl geçti.
Arjantin'in Rosario kentinde 14 Haziran 1928'de dünyaya gelen Ernesto Guevara de la Serna, tıp eğitimi sırasında yaptığı Latin Amerika yolculuklarında kıtadaki yoksulluk ve eşitsizlikle yakından karşılaştı. Bu deneyimler, siyasal düşüncesinin ve ilerleyen yıllarda vereceği mücadelenin şekillenmesinde önemli rol oynadı.

1955'te Meksika'da Fidel Castro ve Kübalı devrimcilerle tanışan Guevara, Fulgencio Batista diktatörlüğüne karşı mücadeleye katıldı. 1959'da başarıya ulaşan Küba Devrimi'nin önderlerinden biri olan Che, devrimin ardından Küba'da çeşitli görevler üstlendi, sanayi bakanlığı yaptı ve ülkeyi uluslararası platformlarda temsil etti.
Ancak daha sonra görevlerinden ayrılarak devrimci mücadeleyi başka coğrafyalara taşımayı seçti. Önce Kongo'da, ardından Bolivya'da gerilla mücadelesine katıldı.

YARALI YAKALANDI, ERTESİ GÜN ÖLDÜRÜLDÜ
Che'nin son çatışması 8 Ekim 1967'de Bolivya'nın Quebrada del Yuro bölgesinde yaşandı. Bolivya ordusuna bağlı özel birlikler tarafından kuşatılan gerilla grubuyla çıkan çatışmada Che bacaklarından, ardından kolundan vuruldu ve silah kullanamaz hale geldikten sonra yakalandı.
Yürüyemeyecek durumda olan Che, askerler tarafından yaklaşık 7 kilometre uzaklıktaki La Higuera köyüne götürülerek küçük bir okul binasında tutuldu.
Ertesi gün Bolivya yönetimi Che'nin öldürülmesine karar verdi. 9 Ekim 1967'de, henüz 39 yaşındayken okul binasında asker Mario Terán tarafından vurularak öldürüldü. Che'nin ölümünün çatışma sırasında gerçekleştiği izlenimini vermek amacıyla vücuduna ateş edildiğine ilişkin anlatımlar daha sonra birçok araştırmada yer aldı.
Terán, yıllar sonra infaz anını "hayatının en kötü anı" olarak anlatacaktı. Che'nin son sözlerine ilişkin farklı aktarımlar bulunsa da en çok bilinen anlatımlardan biri, karşısındaki askere "Ateş et, korkak! Yalnızca bir insanı öldüreceksin" dediği yönünde oldu.
Che'nin öldürülmesinde ABD'nin Bolivya ordusuna verdiği destek de yıllar boyunca tartışıldı. ABD belgeleri, Che'yi yakalayan Bolivya birliklerinin ABD Özel Kuvvetleri tarafından eğitildiğini ve CIA görevlilerinin bölgede bulunduğunu ortaya koydu.
CESEDİNİN YERİ 30 YIL BOYUNCA GİZLİ KALDI
Che'nin cesedi ölümünün ardından Vallegrande'ye götürüldü ve kamuoyuna gösterildi. Kimliğinin doğrulanması için elleri kesilerek parmak izleri alındı.
Bolivya yönetimi uzun süre Che'nin cesedinin nerede olduğunu açıklamadı. Ailesinin cenazeyi alma talebi de karşılıksız kaldı ve yetkililer farklı dönemlerde cesedin yakıldığı yönünde açıklamalar yaptı.
Gerçek mezar yeri ancak onlarca yıl sonra ortaya çıktı. 1995'te Bolivyalı bir generalin Che ve beraberindeki gerillaların Vallegrande yakınlarında gizlice gömüldüğünü açıklaması üzerine bölgede kapsamlı bir araştırma başlatıldı.
5 Temmuz 1997'de Che ve arkadaşlarına ait olduğu belirlenen kalıntılar bulundu. Elleri olmayan bir iskeletin ortaya çıkarılması da kimlik tespitindeki önemli bulgulardan biri oldu.
Che'nin kalıntıları Küba'ya götürüldü ve 17 Ekim 1997'de, Küba Devrimi açısından simgesel öneme sahip Santa Clara kentindeki anıt mezara, binlerce kişinin katıldığı törenle yeniden gömüldü.

CHE'Yİ ÖLDÜREN ASKER KÜBALI DOKTORLAR TARAFINDAN TEDAVİ EDİLDİ
Che'yi vuran Mario Terán'ın yaşamındaki dikkat çekici gelişmelerden biri ise yaklaşık 40 yıl sonra yaşandı.
Terán, 2006'da gözlerindeki katarakt nedeniyle görme yetisini kaybetme noktasına geldiğinde, Bolivya'da ücretsiz sağlık hizmeti veren Kübalı doktorlar tarafından ameliyat edildi ve yeniden görmeye başladı.
Böylece Che'yi öldüren asker, yıllar sonra Küba'nın Latin Amerika'da yürüttüğü ücretsiz sağlık programından yararlanan milyonlarca kişiden biri oldu. Terán 2022'de, 80 yaşında hayatını kaybetti.
"HER BİRİMİZ, TEK BAŞINA DEĞERSİZİZ"
Che'nin öldürülmesi dünya çapında büyük yankı yaratırken düşünceleri ölümünün ardından Latin Amerika'nın çok ötesine yayıldı.
Çocuklarına bıraktığı mektupta, "Her birimiz, tek başına değersiziz" diyen Che, onlara "Dünyanın her yerinde, herkese karşı yapılan her türden haksızlığı yüreğinizin derinliklerinde duyun" öğüdünü verdi.
DEVRİMCİ MÜCADELENİN SİMGELERİNDEN BİRİ OLDU
Doktor, gerilla ve siyasetçi kimlikleriyle Che Guevara, yaşamını emperyalizme ve sömürüye karşı mücadeleye adadı. Küba'dan Kongo'ya, Bolivya'dan dünyanın farklı coğrafyalarına uzanan yaşamı, ölümünün ardından da sol ve devrimci hareketler üzerinde güçlü bir etki bıraktı.
Aralık 1964'te Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada da Latin Amerika halklarının kurtuluş mücadelesinden söz eden Che, siyasi partilerin ve entelektüellerin desteğinin önemli ancak tek başına yeterli olmadığını savundu. Mücadelenin gerçek gücünün sömürülen işçiler, yerli halklar ve topraksız köylülerin kitlesel birliğinden geleceğini söyledi.
CHE'NİN PORTRESİ: DÜNYA DEVRİMİNİN SİMGESİ
Alberto Korda'nın çektiği ünlü portresi 20'nci yüzyılın en tanınan siyasal imgelerinden birine dönüşürken Che'nin adı da eşitlik, bağımsızlık ve toplumsal kurtuluş mücadelelerinin simgelerinden biri haline geldi.
Ernesto Che Guevara, öldürülmesinin üzerinden 59 yıl geçmesine rağmen dünyanın dört bir yanında devrimci mücadelenin en güçlü sembollerinden biri olarak hatırlanıyor.

Kaynak:BirGün