Bursa
Açık
15.8°
Başka Gazete

Bursa'da "Üç Fidan" anması

2026.05.05 19:42 Son Güncellenme: 2026.05.05 20:08 - BURSA

Bursa'nın Nilüfer ilçesinde, 6 Mayıs 1972'de idam edilen Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan anısına düzenlenen "Üç Fidan" anma programı kapsamında yürüyüş gerçekleştirildi.

Bursa'da "Üç Fidan" anması

Başka Gazete / Kardelen Cancı

Nilüfer Kent Konseyi öncülüğünde düzenlenen etkinlikte katılımcılar, Üç Fidan Parkı'na yürüdü. Program, 1 dakikalık saygı duruşuyla başladı. Yürüyüşün ardından söyleşi düzenlenirken, konuşmacılar arasında Oğuzhan Müftüoğlu, Mustafa Yıldırtürk, Önder İşleyen ve Levent Tüzel yer aldı.

Etkinlikte ilk konuşma, gençlik örgütleri adına gerçekleştirildi.

Gençlik örgütleri adına yapılan konuşma şu şekilde:

"6 Mayıs 1972; Dünya'da yükselen "68 Hareketi"nin Türkiye'deki genç önderlerinden Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan'ın idam edildikleri tarih. O günden bu yana her yıl 6 Mayıs ve çevresindeki hafta, devrimci gençliğin, ilerici ve demokrat kesimlerin toplandığı, bu cinayetin lanetlendiği, Denizlerin ve arkadaşlarının bıraktığı mirası büyüttüğü anmalarla geçer. Çünkü 1968 yılı, dünya çapında gençlik hareketinin ve devrimci uyanışların doruk noktası oldu.

Fransa'dan ABD'ye, Japonya'dan Türkiye'ye kadar, gençler mevcut düzene karşı isyan edip, toplumsal eşitsizliklere karşı seslerini yükselttiler. Türkiye'deki 68 hareketi de bu küresel devrimci dalganın bir parçasıydı. Denizler, Mahirler, İbolar ise bu hareketin tarihsel sorumluluklarını bilen gençlerdi.

6 Mayıs'ta idam edilen devrimci önderler, halkın ve gençliğin iradesinin karşısına konan cellatlara boyun eğmeyip yaşamlarını Türkiye halklarının eşit ve özgür bir ülke kurma mücadelesi için adadılar.

Demokratik bir üniversite için boykotlar ve işgaller örgütleyerek, işçi grevlerinde, köylü mitinglerinde yoksulların yanında olup emperyalizme karşı "Tam bağımsız Türkiye" hayalini haykırdılar. İstanbul'a gelen 6. Filoyu protesto edip Dolmabahçe'de Amerikan askerlerini denize dökmüşlerdi. Onlar, emperyalizm ve yerli işbirlikçilerine karşı cesurca mücadele etmiş, halkların hakları için kararlı bir duruş sergilemişlerdi. Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan, idam edilmeleri sürecinde bir adım bile geri atmamış, düşüncelerinden ödün vermemişlerdir.

Denizlerin 50 yıl önce başlattıkları mücadele, hiç durmadan devam etmektedir. Bugün, o dönemin emperyalizme ve işbirlikçilere karşı başlattığı mücadele, hâlâ güncelliğini korumaktadır. 70'lerde onlar nasıl emperyalizme ve yerli işbirlikçilerine karşı durduysa, bugün de biz gençler, aynı kararlılığı, halkın geniş kesimlerini yok sayan, muhalifleri susturmaya çalışan zihniyete karşı durmaktayız. Şüphesiz ki gençliğin anti-emperyalist ve anti-faşist mücadele geleneği, sadece geçmişin hatırası değil; yaşadığımız baskı, sansür ve hukuksuzluk ortamına karşı bugünün de gerçeğidir.

Bugün Türkiye'yi yönetenler gizlemeye bile gerek duymadan Ortadoğu'da ABD çizgisinde hareket etmekte, ABD'nin bölge politikalarında ABD için yol temizliği yapmaktadır. Saray rejimi hiçbir zaman Ortadoğu'daki halklardan yana olmamıştır ve bundan sonra da olmayacaktır. Bölgede ve ülkede barış mücadelesi, işçi sınıfı ve halklarımızın elinde yükselecektir. Bu barbarlığı ancak birleşerek, Denizlerden devraldığımız bağımsızlık, demokrasi ve sosyalizm mücadelesiyle durdurabiliriz.

Bugün, dışarıda ve içeride Türkiye; kapitalistler ve onları temsil eden AKP hükümetinin yarattığı tek adam rejimiyle tehdit altındadır. Ülkeyi yönetenler, bizi yoksulluğa, sefalete mahkûm etmektedir. MESEM'lerde ucuz iş gücü olarak sömürüyor, iş cinayetlerinde verdiğimiz canların üzerine servetler biriktiriyor. Orta Vadeli Şimşek Programı'yla bugünümüzü ipotek altına almakta; geleceğimizi çalmaktadır. Üniversitelerde gericiliği örgütlüyor, kayyum rektörlerle üniversiteleri yönetmeye çalışmaktadır.

Bugün Denizleri idam edenler hâlâ dünyanın dört bir yanında iktidardadır; NATO gibi savaş birlikleri, medya tekelleri, ticaret örgütleriyle emperyalist kapitalist sistemi ve onun sömürü düzenini dünyanın en ücra köşesine kadar yaymak için bütün ülkelerde hükümetleri, yerli askeri ve ticari örgütleriyle seferber olmuş durumdalardır. Dünyanın her yerinde ezilen halklara, işçi-emekçi yığınlara, gençlere işsizlik, yoksulluk ve savaştan başka bir şey vadetmemektedirler.

Denizleri idam ettiren ve onların takipçisi sermaye güçleri hâlâ iktidardadır. Bu nedenle onların sömürü düzenlerini yerle bir edene, başka bir dünyayı yaratana, dünya halklarının özlemlerine ulaşana kadar Denizlere verdiğimiz sözü tutmak için, emperyalizme ve onların yerli iş birlikçilerine karşı mücadeleyi sürdüreceğiz.

AKP, 70'lerde Denizlerin idam kararını Meclis'te onaylayan zihniyetle, 6. Filoya secde edenlerle aynı soydandır. Denizleri anmayı suç saymakta, anmalara katılanları dava etmekte ve her fırsatta Denizlerin mücadelesini karalamaya çalışmaktadır. Ancak Denizlerin mirasını sahiplenen gençlik, bu saldırılara karşı dimdik duracak, AKP'nin istediği gibi itaatkâr bir kuşak olmayacak ve gericiliğe karşı mücadeleyi sürdürecektir.

Tıpkı Denizlerin yargılandığı ve idama gönderildiği süreçte olduğu gibi, bugün de mahkemeler adaletin değil, iktidarın çıkarlarının temsilcisi hâline gelmiştir. Türkiye'de tek adam rejiminin yarattığı baskı ortamı, halkın iradesini yok sayan uygulamalarla birlikte derinleşmektedir. Tüm bu koşullar, Denizlerin başlattığı mücadele çizgisinin neden hâlâ yakıcı bir ihtiyaç olduğunu göstermektedir.
Ancak Denizlerin başlattığı anti-emperyalist mücadele geleneğini sahiplenen bugünün gençleri, emperyalizme ve AKP'ye karşı mücadeleyi bırakmayacaktır. 60'lı ve 70'li yıllarda Denizler gibi "Tam bağımsız Türkiye" için mücadele edenler, bugün de bu mücadelenin mirasını taşımaya devam edecekler.

Gençliğin anti-emperyalist mücadelesi sadece bir tercih değil, aynı zamanda bir zorunluluk olmuştur. Mücadele tüm zorluklara göğüs geren devrimci gençliğe emanettir. Bizler, Denizlere verdiğimiz sözü unutmadık. Denizlere sözümüz devrim olacak. Mücadelemiz, eşitliğin, kardeşliğin ve özgürlüğün ülkesi kurulana kadar sürecektir. Mücadeleleri, inançları ve kararlılıkları, mücadelemize ışık tutacak...

Bizler bugün fakültelerde, sınıflarda, atölyelerde kaygılara ve yorgunluklara sarılmış tüm arkadaşlarımıza sesleniyoruz. Gelin hep birlikte Denizlerden kalan mirası, onların bu topraklara serptiği mücadele tohumlarını beraber yeşertelim. Bu ülkede zulüm gibi cuntalar da ilk değildir. Cuntalar var oldukça onların karşısına dikilecek Denizler, Mahirler, Erdallar olacaktır. Şimdilerde Denizlerin ismini ağzına almaya cüret eden iktidar bilmeli ki Denizlerin mirası saraylarının, hanedanlıklarının sonu olacak.

Gençlik örgütleri adına yapılan bu konuşmanın sonuna gelirken, Denizleri neden anıyoruz sorusunu bir daha yinelemekte fayda görüyoruz. Biz devrimci gençler Denizleri anarken 68 nostaljisinin çok ötesinde bir şey görüyoruz. Bugün bu miras demokrasi ve özgürlük mücadelesi ile Marksist-Leninist ideoloji ile gençliğin örgütlü mücadelesi ile kavranabilir. Yalnızca yılın bir günü anmak ve anlamak değildir.

Denizleri anlamak demek anti-emperyalist mücadeleyi anlamak demektir.

Denizleri anlamak demek NATO'ya ve savaşlar dünyasına hayır demektir.

Denizleri anlamak demek gençlerin parasız, bilimsel, demokratik eğitim mücadelesini yükseltmek demektir.

Denizleri anlamak demek güvenceli iş, insanca bir yaşam için mücadele demektir.

Bugün, onların son sözlerini hatırlamak da hatırlatmak da kıymetlidir;

Şimdi sizlere Yusuf Aslan, Hüseyin İnan ve Deniz Gezmiş'in son sözlerini okuyacağım.

Yusuf Aslan:

"Ben halkımın bağımsızlığı ve mutluluğu için şerefimle bir defa ölüyorum. Sizler, bizi asanlar şerefsizliğinizle her gün öleceksiniz."

"Biz halkımızın hizmetindeyiz, sizler Amerika'nın hizmetindesiniz."

"Yaşasın devrimciler, kahrolsun faşizm!"

Hüseyin İnan:

"Ben şahsi hiçbir çıkar gözetmeden, halkın mutluluğu ve bağımsızlığı için savaştım. Bu bayrağı bu ana kadar şerefle taşıdım, bundan sonra bu bayrağı halkıma emanet ediyorum."

"Yaşasın işçiler, köylüler"

"Yaşasın devrimciler"

"Kahrolsun faşizm"

Deniz Gezmiş:

"Yaşasın Türkiye halklarının bağımsızlığı"

"Yaşasın Marksizm-Leninizm'in yüce ideolojisi"

"Yaşasın Türk ve Kürt halklarının bağımsızlık mücadelesi. Kahrolsun emperyalizm"

Nilüfer Kent Konseyi Yürütme Kurulu Başkanı Berkay Aydın, CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal ve Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir de etkinlikte konuşma yaptı.

Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir'in konuşması şu şekilde:

"Gençlik kolları, kadın kolları, ilçe başkanlarımız, yöneticilerimiz, sevgili yol arkadaşlarım. Nilüferimizin en güzel parkında ve en anlamlı parkında Üç Fidan Parkı'nda, Üç Fidan Anma Etkinliği'ne hepiniz hoş geldiniz. İyi ki buradasınız.

İyi ki burada birlikte değerlerimizi paylaşıyoruz. İyi ki bu kadar arkadaşla aynı pencereden bakıyoruz. Bugün denizleri anıyoruz.

Tam bundan 54 yıl önce bir yürüyüş vardı. Anti-emperyalist bir yürüyüş vardı. O yürüyüş bugün hala sürüyor.

Öyle ki bugünkü siyaset içindeki birçok insana baktığımızda küçük menfaatler için yakın gelecek kişisel çıkarlar için birbirimizin ayaklarına takılıyoruz, birbirimizin ilerlemesini engellemeye çalışıyoruz. Ve o günleri düşününce gerçekten hiçbir kişisel menfaat beklemeden, Türkiye'mizin en güzel üniversitelerinde okurken ve de kendi gelecekleri güvence altındayken o okullarda okuduğu için ve garanti altındayken ülkesi için milleti için halkı için, halkları için kendi hayatlarını verebilecek kadar idealistlerdi.

Gerekliğinde Filistin Dağları'nda da savaştılar. Geldiler Türkiye'deki halklar içinde savaştılar. Böyle bir grubun arkadaşların yol arkadaşları olmak belki de hayatımızın en anlamlı kısmı.

O nedenle bir kere daha Deniz Cezmiş'in Yusuf Aslan'ın ve Hüseyin İnan'ın ve onların yol arkadaşlarının önünde bir kez daha saygıyla eğiliyorum. O günde tam bağımsız Türkiye diyorduk. Amerikan emperyalizmi diyorduk. O günde eşitlik, özgürlük, adalet diyorduk. 54 yıl sonra geldiğimiz noktada yine eşitlik, adalet, özgürlük diyoruz. Yine tam bağımsız Türkiye diyoruz. Yine diktatörlüklere tek adam rejimlerine karşı bir arada olmak ve birlikte mücadele etmek gerektiğini tekrar konuşuyoruz.

Bu hem farkında olmamız gereken bir durum hem de biraz bizleri hüzünlendiren durum. Bugünden de yine hepimizin üstünde özellikle belediye başkanlarımızın üstünde tabii ki diğer başka arkadaşlarımızın gençlerimizin, sokaklarda mücadele eden devrimci arkadaşlarımızın da üstünde ama daha çok belediye başkanlarımızın üstünde özel bir operasyon yapılıyor.

Birçok belediye başkanımız suçunun ne olduğunu bilmeden evlerinden sabaha karşı alınıp hapislere doğru götürülüyor. Bir şekilde tutsak ediliyor. Bunun Ekrem İmamoğlu'yla başlayan daha doğrusu Ahmet Özer başkanımızla başlayıp Ekrem İmamoğlu'yla devam eden ve birçok belediye başkanımız bir çok belediye bürokratımız birçok sosyal demokrat insanımız tek tek toparlanıp hapislere tıkanmış durumda.

En sonunda hem Bursa'da Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Mustafa Bozbey ve devamında Ataşehir Ataşehir Belediye Başkanımız Onursal Adıgüzel yine aynı şekilde içeri alındı. Elbette ki hepimiz yargılanabiliriz. Elbette ki mahkemelere çıkabiliriz. Ama kimse ötekileştiren, aşağılaştıran, kimlik  sorunu yaşatan bir aşağılık muameleye tabi tutulmak durumunda değil. Hepimiz yargılanabiliriz. Burada bir takım sorunlar olmuş olabilir. Başka yerde de sorunlar olmuş olabilir.

Ben şöyle düşünüyorum. Evet bazı sorunlar var. Evet imarla bilmem neyle ilgili sorunlar olabilir. Bunlar da mahkemelerde yararlanabilir.

Ama Bursa'dan baktığımda orada Downtown  diye bir garabet dururken ve hiç kimse sorgulanmazken, burada Korupark'taki sıfır imalat olan yerde 3 bin daire ve Bursa'nın en büyük AVM'si orada dururken BursaGaz'ın satışı orada dururken Fikirtepe orada dururken Etimesgut'ta Esenyurt'taki bina yükselişleri orada dururken ki buraya göre Nilüfere göre beş altı kat daha yüksek bir imalat vardır. Orada onlar dururken hani burada Cumhuriyet Halk Partili belediye başkanlarını yargılamaya çalışmak bence haksızlık, hukuksuzluk ve adaletsizliktir. Evet Ankara'da kimse yargılanmazken, Melih Gökçek yargılanmazken buradaki arkadaşlarımızın yargılanıyor olması tamamen bir siyasi operasyondur diye düşünüyorum.

Bütün bunların arkasında düşündüğümüz şudur. Esasında belediye başkanlarımızın, belediye yönetimlerimizin performansıyla birlikte partinin yükselişi fazlalaşınca ve hızlıca yükselmeye başlayınca buna karşılık bir operasyon ihtiyacı oldu. Her ilde önderlik yapan arkadaşlarımızı birer birer siyasetin dışında itme mücadelesi olarak bunu görüyorum.

Ve şunu düşünüyorum, bu bir siyasi operasyondur. Eğer siyasi operasyonsa hepimiz sonuna kadar siyasi olarak bu arkadaşlarımıza da sahip çıkmamız gerekiyor.

Bugünler geçecek arkadaşlar. Bugünlerde daha çok ihtiyaç duyduğumuz dayanışma. Bugünlerde daha çok ihtiyaç duyduğumuz birbirimize sarılma, birbirimize dokunma, birlikte mücadele etmek, konfor alanlarından çıkıp sahada mücadele etmek, evlerde, sokaklarda, sivil toplum örgütleriyle birlikte sendikalarla, odalarla hep birlikte yoğun bir mücadeleye girmemiz gerekiyor. Birbirimizle mücadele ederek bir yere varamayız.

Varamadığımızı da yıllardır görüyoruz. 1950'den beri bu ülkeyi sağlık siyaset anlayışları yönetiyorsa bu bizim eksikliğimizdir. Başkalarının eksikliği değildir.

O yüzden bugün Deniz Gezmişleri, 3 fidanı burada anarken gerçekten onların değerlerini mikrofonlarda değil düşüncelerini değerlendirinle değerlerini yaşayarak sürdürmek gerekiyor. Slogan atmak çok kolay ama slogandan öteye ihtiyacımız var. O anlayışı anti-terörist mücadeleyi ve hem sivil toplum örgütlerinde sendikalarda, akademik odalarda hem de siyasi partilerimizde ve belediyelerimizde yalnızca halkının çıkarlarını düşünen anlayışı sadece o yurdumuzun insanlığın, bölgemizin insanlığın daha iyi özgür ve bağımsız yaşama anlayışını yerleştirmek için mücadelemizi yukarılara doğru taşımamızı gerekiyor.

Bu açıdan etkinlikleri biz her yıl burada düzenliyoruz. Başka etkinliklerimiz de var. Tabii ki Nilüfer Belediyesi uzun yıllardan beri benimle alakalı değil.

Bu ben devam ettiriyorum. Benden önceki arkadaşlarımız birçok değerlerimize alan etkinlikler yapmış. Bu parkta öyle.

Üç Fidan Parkı adı konduğu zaman bu adı koymak kolay bir dönem değildi o dönemde. Ama belediye başkanımız gayet cesur bir kararla Üç Fidan Parkı Anıtı diye burada hem anıtlar yapıldı hem de parkın adını buraya verdik. Yarın sabah 05.30'da hepinizi anıtımıza bekliyoruz.

Orada 05.30'da şafak nöbeti için beraber geleceğiz. Ve onlarla aynı inançla, aynı dayanışma hızıyla ve dindik ayakta yine onları sabah 05.30'da hep birlikte anacağız. Can Yücel'in dediği gibi;

"En uzun koşuysa elbet Türkiye\'de de Devrim

O, onun en güzel yüz metresini koştu

En sekmez luverin namlusundan fırlayarak ...

En hızlısıydı hepimizin,

En önce göğüsledi ipi...

Acıyorsam sana anam avradım olsun

Ama aşk olsun sana çocuk, aşk olsun" demişti Can Yücel.

Bir kez daha denizleri saygıyla anarken saygıyla önünde eğilirken sevgiyle, minnetle anarken, anıları önünde saygıyla eğilirken, hepinize bu anlaya katıldığınız için çok teşekkür ediyorum. Hepinize hoş geldiniz diyorum. Tekrar saygılar sunuyorum."

Nilüfer kent konseyi yürütme kurulu başkanı Berkay Aydın ise "Kendilerini sınıf adına halk adına adıyan bir kuşaktan bahsedicez fakat burda sadece 3 isim meselesi değil. Günümüz kapitalizminde tekrar tekrar parlayan bir sorun var onu ele alacağız." Şeklinde konuştu. 

CHP Bursa milletvekili Orhan Sarıbal'ın konuşması şu şekilde: 

"Tam bağımsız Türkiye dediler. Niçin? Ne demekti tam bağımsız Türkiye? Bugün çok daha iyi anlayabiliyoruz. Çiftçinin tarlasında taşeron ve köle olmadı.

Bekçi olmadı. Maden işçilerinin emperyalist şirketlerin çıkarları için madende ölmedi. Emeklilerin ne yazık ki açlık sınırı içerisinde yaşama zorlanmadı.

Öğrencilerin okullarında müşteri olmadı. Hastaların hastanelerde müşteri olmadı. Bu ülkenin bütün kaynaklarının bu ülkenin gerçek halklarının çıkarları için kullanılacak bir Türkiye'ydi bağımsız Türkiye özlemi.

O yüzden onlar toprağa düştüler. Ama orada o topraklarda birer tohum, birer fide gibi büyümeye devam ediyorlar. Toprağın altındalar ama yüreğimizde yaşıyorlar.

O yüzden bugün bu anmaların ötesinde onların o yaşam yüceliğini aslında konuşuyoruz. Yaşam yaşam yüceliğini anlatıyoruz birbirimize. Şunu çok açıkça ifade etmek zorundayız.

O gün şunu dediler. Filistin halkının yanında oldular. Kürt ve Türk halkının kardeşliği dediler.

Bugün görüyoruz ki o tarihten bugüne o günkü sınıfsal mücadelenin yerini gericilik, din, mezhep, kimlik siyaseti aldı ve bugün bütün bu aynalar emperyalizmin kapımızın önüne kadar geldiğini göstermektedir. Amerikan emperyalizmi o günden büyük insanlar tarafından teşhis edilmiş altıncı flok kovulmuştu. Bugün o insanları anarken elbette daha büyük cesarete ihtiyacımız var.

Daha büyük dayanışmaya ihtiyacımız var. Daha yüksek sesle kahrolsun faşizm demeye ihtiyacımız var. O yüzden onları anmak elbette kıymetli ve önemli ama asıl olan bu gerici faşist ve emperyalizminin çıkarlarına açık bir şekilde hizmet eden iktidardan kurtulmak özgür bağımsız bir Türkiye'yi yeniden inşa etmek sorumluluğumuz vardır.

Kahrolsun faşizm yaşasın dayanışma. Saygılarımla."

Konuşmaların ardından program, düzenlenen söyleşi ile devam etti.

Söyleşinin ardından Bandista grubu konser verdi.