2026.07.20 18:51 Son Güncellenme: 2026.07.20 19:32 - BURSA
Nilüfer'deki imar yolsuzluğu iddialarıyla ilgili aralarında Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey'in de bulunduğu 63 sanığın yargılandığı dava bugün başladı. Yaklaşık 3 saat süren bir savunma yapan Bozbey zaman zaman duygusal anlar yaşadı, uzun süre sonra ilk kez ailesiyle bayram sofrasına oturamadığını söylerken konuşmakta zorlandı, gözyaşlarını tutamadı. Bozbey, "111 gündür sevgili eşimden, ailemden koparıldım. Bursa öksüz bırakıldı. Büyükşehir Belediye Başkanı seçilince birlik, beraberlik duygusu güçlendi. Bursaspor 2 kez üst üste şampiyon oldu. İnşallah Süper Lig'e çıkacak. Suçumuz Bursa'yı tek yürek haline getirmek mi? İftira atanlar, yalan söyleyenler suç örgütü kurmuş. Asıl sebebin ne olduğunu Bursalılar biliyor. Altın yere düşse de yine altındır. Turgay Erdem'e 'tek imza' ile ilgili talimat vermedim. Emin Adanur ihalesiz iş istedi, vermedim, onu reddedince aramızda husumet başladı" dedi.
Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 'Suç İşlemek Amacıyla Örgüt Kurma, Yönetme ve Suç İşlemek Amacı ile Kurulan Örgüte Üye Olma, Rüşvet, Suçtan Kaynaklanan Mal Varlığı Değerlerini Aklama ve İmar Kirliliğine Neden Olma' suçları iddiasıyla yürütülen soruşturma kapsamında aralarında Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey'in de olduğu çok sayıda kişi geçen 31 Mart'ta gözaltına alınmıştı. 63 sanığın yargılandığı dava bugün başladı. Yaklaşık 3 saat süren 54 sayfalık bir savunma yapan Bozbey, hakkındaki tüm iddiaları reddetti.
İşte Bozbey'in savunmasının bir bölümü:
Sayın Başkan, değerli heyet,
Hepinize kolaylıklar diliyorum
Hem mahkeme heyetine hem de salonda bulunan herkese saygılarımı sunuyorum. Gerçekten Bursa'nın en önemli davalarından birinin başladığını düşünüyorum. İnanıyorum ki bu dava sonunda hukukun üstünlüğü bir kez daha tecelli edecektir.
Öncelikle bir teşekkürle başlamak istiyorum.
Gözaltında kaldığımız dört gün boyunca bizlere insanca davranan, cezaevinde bulunduğumuz süre içerisinde bizlerle yakından ilgilenen tüm personele ve kurum müdürlerine huzurlarınızda teşekkür ediyorum.
Savunmama geçmeden önce Mustafa Bozbey kimdir, bunu sizlerle paylaşmak istiyorum.
Ben yaklaşık 27 yıldır siyasetin ve kent yönetiminin içerisindeyim. Bunun 22 yılı belediye başkanlığı göreviyle geçti. Bu nedenle bugün burada yargılanan kişinin kim olduğunu anlatmanın önemli olduğunu düşünüyorum. Çünkü biz gökten zembille inmediğimiz gibi tesadüfen de bu görevlere gelmedik.
Ben Mustafa Bozbey.
1962 yılında Bursa'nın Nilüfer ilçesine bağlı Özlüce Mahallesi'nde doğdum. İlkokulu Özlüce İlkokulu'nda okudum. Ortaokul ve liseyi Bursa Cumhuriyet Lisesi'nde tamamladım.
1980 yılında Eskişehir Anadolu Üniversitesi Mühendislik-Mimarlık Fakültesi İnşaat Mühendisliği Bölümü'ne başladım. 1984 yılında bölüm birincisi olarak mezun oldum.
Mezuniyetimin üzerinden henüz bir hafta bile geçmeden şantiyede inşaat mühendisi olarak çalışmaya başladım. Çünkü hayalim bir an önce mesleki birikimimi artırmak, çalışmak ve aileme destek olmaktı.
Benim hayat anlayışımda çalışmak ibadettir.
Hayatım boyunca emeğin ne olduğunu yaşayarak öğrendim. Ortaokul birinci sınıftan itibaren her yaz mutlaka bir işte çalıştım. Esnafın yanında çalıştım, muhasebecinin yanında çalıştım, radyo tamircisinde çalıştım, marangoz makineleri satan bir iş yerinde çalıştım. Pazarcılık yaptım. Üniversite yıllarında da çalışmayı hiç bırakmadım.
1978 yılının yazında, lise ikinci sınıfa geçerken Altıparmak'ta bir çiçekçide çalışmaya başladım. Çiçekçilik mesleğini üniversiteden mezun oluncaya kadar, yaklaşık yedi yıl boyunca sürdürdüm. Üniversiteye hazırlanırken de, üniversitede eğitimime devam ederken de bu işi bırakmadım. Bursa'da ve Eskişehir'de eğitim gördüğüm dönem boyunca tatillerde ve bayramlarda yine çiçekçilik yaptım.
Eğitim hayatımın ve günlük ihtiyaçlarımın önemli bir bölümünü kendi alın terimle karşıladım.
Yedi yıl boyunca özellikle bayram sabahlarında herkes ailesiyle bayramlaşırken ben sabahın erken saatlerinde dükkânı açıyor, çiçekleri hazırlıyor ve mezarlık ziyaretine giden vatandaşlara satış yapıyordum. Bunun karşılığında da emeğimin hakkını alıyordum.
Bugün ise ömrümü adadığım bu şehre hizmet etmenin bedeli olarak dört duvar arasında bulunuyorum.
1986 yılında üniversitedeki hocalarımın teşvikiyle yüksek lisans eğitimine başladım. Bir yandan aktif olarak çalışıyor, diğer yandan yüksek lisansımı sürdürüyordum.
1988 yılında yüksek lisansımı tamamlayarak İnşaat Yüksek Mühendisi unvanını aldım.
O dönemde üniversitedeki hocalarım akademik kariyer yapmam konusunda ısrarcı oldular. Ancak ben bu teklifi kabul etmedim. Çünkü hayalim kendi işimi kurmak, üretmek ve girişimci olmaktı.
1989 yılında Bozbey İnşaat'ı kurdum. Şirketimiz proje ve yapı alanlarında faaliyet göstermeye başladı. Bursa'nın farklı bölgelerinde birçok projeye imza attık.
1996 yılında ise Koz İnşaat Turizm AŞ'yi kurduk. Amacımız daha büyük projeler üretmek ve yeni yatırımlara yönelmekti.
Şirketlerimiz büyürken Bursa'nın farklı bölgelerinde çok sayıda projeyi hayata geçirdik. Kendi köyümüzün önemli bir bölümü de imara açıldı. O bölgede ailemize ait araziler bulunuyordu. Bunlardan biri de Saygınkent Projesi'nin bulunduğu alandı.
Bursa'da ilk kez müteahhitlerin ilgi gösterdiği kule tipi projelerden birini biz gerçekleştirdik. Aynı projede deprem gerçeğini dikkate alarak Bursa'da ilk kez tünel kalıp sistemini kullanan şirket de biz olduk.
Teknolojiye yaptığımız bu yatırımlar sayesinde şirketimiz sürekli büyüdü ve yeni projelere imza attı.
Eğer teknolojiye yatırım yapmak yerine sadece kendi arazilerimize yatırım yapmış olsaydık, bugün çok farklı bir maddi tabloyla karşı karşıya olabilirdik.
1999 yılında Nilüfer Belediye Başkanlığına aday olduğumda şirketlerimizin devam eden yaklaşık iki bin konutluk inşaatı vardı.
İşlerimin yoğunluğu nedeniyle aday olmayı hiç düşünmüyordum. Ancak çok değer verdiğim rahmetli Erhan Kuran'ın ısrarı üzerine aday oldum.
Nilüfer halkının ve rahmetli Bülent Ecevit'e duyduğu güvenin desteğiyle 18 Nisan 1999 tarihinde Nilüfer Belediye Başkanı seçildim.
Böylece doğup büyüdüğüm topraklara hizmet etme fırsatı buldum.
Bana bu imkânı sağlayan rahmetli Başbakan Bülent Ecevit'i her zaman minnetle anıyorum. Mekânı cennet olsun.
Göreve başladığım dönemde Nilüfer'in nüfusu köylerle birlikte yaklaşık 99 bindi. Nilüfer gelişmekte olan, geleceğe hazırlanan bir ilçeydi.
İlk iş olarak kent için büyük bir hedef ortaya koyduk. "Nilüfer; eğitimin, bilimin, kültürün, sanatın ve sporun kenti olacak" dedik. Ardından "Nilüfer'de yaşam ayrıcalıktır" anlayışını benimsedik ve tüm hizmetlerimizi bu vizyon doğrultusunda şekillendirdik.
O dönemde defalarca Bursa'nın merkezinin gelecekte Nilüfer olacağını söyledim. Çünkü buna yürekten inanıyordum.
Bütün çalışmalarımızın temelinde önce insan anlayışı vardı. İnsana duyduğumuz saygı ve sevgi, attığımız her adımın temelini oluşturdu. Sosyal yaşamın geliştiği, kültür ve sanatın desteklendiği, temiz havanın, yeşilin ve sporun ön planda olduğu; kadınlara, gençlere, çocuklara ve yaş almış vatandaşlarımıza yönelik hizmetlerin üretildiği örnek bir kent oluşturduk.
Bugün Bursa'da yaşamak isteyen birçok insanın ilk tercihi Nilüfer'dir. Hatta farklı ilçelerin belediye başkanlarının bile Nilüfer'de yaşadığını biliyoruz.
Nilüfer, uluslararası kuruluşlar tarafından da örnek gösterilen bir ilçe haline geldi. 2017 yılında İngiltere merkezli bir araştırmada dünyanın en yaşanabilir altıncı ilçesi, 2018 yılında ise beşinci ilçesi seçildi. Nilüfer'e olan yoğun ilginin temelinde de bu hizmet anlayışı yatmaktadır.
Belediye başkanlığı görevine başladıktan sonra ilk iş olarak şirketlerimdeki hisselerimi ve yöneticilik görevlerimi devrettim. Şirketlerin faaliyetleri ise profesyonel yöneticiler tarafından sürdürüldü.
Belediyedeki çalışma düzenini incelediğimde önemli bir eksiklik dikkatimi çekti. İşçilerin sendikası vardı ancak memurların sosyal desteklerden yararlanabilecekleri benzer bir yapıları bulunmuyordu. Oysa çalışanların daha mutlu, daha verimli ve daha nitelikli hizmet üretebilmeleri için desteklenmeleri gerektiğine inanıyordum.
Bu düşünceyle hem belediye çalışanlarına sosyal destek sağlamak hem de ihtiyaç sahibi Nilüferlilere katkıda bulunmak amacıyla Nilüfer Sosyal ve Kültürel Yardımlaşma Vakfı'nı, yani Nil Vakfı'nı kurduk.
Nil Vakfı'nı ailemize ait taşınmazlar ve nakdi katkılarla oluşturduk. İlk olarak oto pazarı işletmeciliği yaptık. Buradan elde edilen gelirlerle belediye çalışanlarına bayram desteği sağladık, personelimizin aileleriyle birlikte tatil yapabilmelerine katkı sunduk. Aynı zamanda ihtiyaç sahibi vatandaşlarımıza da destek olduk.
Bu destekler uzun yıllar boyunca devam etti ve çok sayıda sosyal projeyi birlikte hayata geçirdik.
Nilüfer'in örnek bir kent haline gelmesinde emeği bulunan tüm çalışma arkadaşlarıma bir kez daha teşekkür ediyorum.
Nil Vakfı yalnızca oto pazarı işletmeciliğiyle sınırlı kalmadı. Kreşler işlettik, eğitim alanında faaliyet gösterdik, özel okul işletmeciliği yaptık.
2000 yılında Türkiye'de henüz hiçbir belediyenin uygulamayı dahi düşünmediği Toplam Kalite Yönetim Sistemi'ni Nilüfer Belediyesi'nde hayata geçirdik.
Amacımız yalnızca hizmet üretmek değildi. Aynı zamanda sürdürülebilir, hesap verebilir, şeffaf ve denetlenebilir bir yönetim modeli oluşturmaktı.
Bu çalışmalar sonucunda Nilüfer Belediyesi yalnızca Türkiye'de değil, Avrupa'da da örnek gösterilen bir kurum haline geldi. İnsan odaklı projelerimiz, kalite anlayışımız ve yenilikçi uygulamalarımız sayesinde yurt içinden ve yurt dışından çok sayıda ödül aldık.
Ancak bizim için en büyük başarı, Nilüfer halkıyla belediye arasında güçlü bir güven bağı kurabilmekti. Belediyeyi halkla birlikte yönetmeyi ilke edindik. Mahallelerde hayata geçirilen projelerin vatandaşların bilgisi ve katılımıyla şekillenmesini sağladık.
Çünkü en doğru kararı o mahallede yaşayan insanların vereceğine inanıyorduk.
Bu anlayış doğrultusunda mahalle komitelerini oluşturduk ve seçimle belirlenmelerini sağladık. Böylece katılımcı demokrasiyi yalnızca söylemde değil, uygulamada da hayata geçirdik.
Türkiye'de ilk kez belediye meclisi ihtisas komisyonlarının görev ve sorumluluklarını ayrıntılı biçimde tanımlayan sistemi oluşturduk ve meclis kararıyla yürürlüğe koyduk.
Herhangi bir mahallede proje yapılacağı zaman ilgili komisyon üyeleri, kent konseyi ve mahalle komisyonlarıyla bir araya geliyor, proje birlikte değerlendiriliyor ve ortak karar doğrultusunda uygulamaya geçiliyordu.
Yıllar boyunca uyguladığımız bu katılımcı yönetim modeli yalnızca Bursa'da değil, Türkiye'de ve dünyada örnek gösterildi.
Nilüfer Belediyesi, 2016 yılında Avrupa Konseyi tarafından Avrupa Diploması ile ödüllendirilen Türkiye'deki tek belediye oldu. 2017 yılında ise Avrupa Şeref Bayrağı'na layık görüldü.
İşte Nilüfer böyle gelişti. İşte Nilüfer böyle büyüdü. İşte Nilüfer bu vizyoner anlayış sayesinde örnek bir kent haline geldi.
Diğer taraftan şirketlerimizin faaliyetleri de devam ediyordu. Ancak 2008 yılının ortalarında, ortaklarımızla birlikte aldığımız kararla Bozbey İnşaat AŞ olarak dönemin ekonomik koşulları nedeniyle konkordato ilan etmek zorunda kaldık. 2009 yılında ise hukuki sürecin devamı olarak iflas kararı verildi. Bu süreç uzun yıllar devam etti.
Yaşanan bu süreçte sahip olduğumuz mal varlığının önemli bir bölümünü kaybettik. Evet, malımızın ve mülkümüzün önemli bir kısmını kaybettik. Ama insanlığımızı, onurumuzu ve hemşehrilerimize olan sevgimizi asla kaybetmedik.
Yaşadığımız tüm bu zorluklara rağmen hemşehrilerime hizmet etme kararlılığımdan hiçbir zaman geri adım atmadım. Tam tersine, bu sıkıntılı dönemde de alnım açık bir şekilde Nilüfer halkının karşısına çıktım ve onların iradesine güvendim.
Nitekim Nilüferliler de bana güvendi ve 2009 yılında yeniden belediye başkanı olarak seçtiler. Böylece yolumuza kaldığımız yerden devam ettik.
Görev yaptığımız yıllar boyunca Nilüfer'e yeni hizmetler kazandırdık. İnsan odaklı, yenilikçi ve katılımcı projelerimiz kısa sürede yalnızca Bursa'da değil, Türkiye'nin birçok yerinde konuşulmaya başlandı. Hatta yurt dışındaki birçok belediye de projelerimizi örnek aldı.
Mahalle spor salonları yaptık. Her mahalleye halı saha kazandırdık. Okullar inşa ettik, mevcut okulları onardık. Camilerin bakım ve temizliklerini yaptık. Çocuklara süt dağıttık, müzik eğitimi ve müzik aleti desteği sağladık.
165 park yaptık. Yürüyüş yolları oluşturduk. Örnek yol uygulamalarını hayata geçirdik. Yaklaşık 162 kilometrelik bisiklet yolu inşa ettik.
Katılımcı yönetim anlayışını yaygınlaştırdık. Okullara hayvan barınakları kazandırdık. Engellilere yönelik projeler geliştirdik. Kadınlara yönelik projeler ürettik. Kadın Yaşam Merkezi'ni kurduk. Olgun Gençlik Merkezi'ni hizmete açtık. İki huzurevi yaptık. İki ayrı Dernekler Yerleşkesi'ni hayata geçirdik.
"Başkan Burada" projesi kapsamında her cuma bir mahalleyi ziyaret ederek vatandaşlarımızla doğrudan bir araya geldik.
Yaklaşık 700 derneğin faaliyet gösterebildiği Dernekler Yerleşkesi'ni kurarak Türkiye'ye örnek bir model oluşturduk. Aynı şekilde Bursa Akademik Odalar Birliği Yerleşkesi de bizim dönemimizde hayata geçirildi.
Bu projenin önemi şuradadır: Türkiye'de hâlâ benzeri bulunmayan bir uygulamadır. Yirmi yedi akademik odanın aynı yerleşkede faaliyet göstermesini sağlayan bu projeyle ticaret alanını kamu kullanımına dönüştürdük. Oysa birçok yerde kamu alanları ticari alanlara çevrilirken biz tam tersini yaptık.
Yine Türkiye'de ilk kez belediyenin stratejik planını hazırlayan ve uygulayan kurumlardan biri olduk.
Kentin kültürel kimliğini güçlendirmek amacıyla birçok projeyi hayata geçirdik. Derneklerin, sivil toplum kuruluşlarının ve kent dinamiklerinin birlikte çalışabileceği ortamlar oluşturduk.
Milli ve dini bayramların coşkuyla kutlandığı bir kent oluşturduk. Özellikle 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı kutlamalarıyla Nilüfer, Türkiye'ye örnek gösterilen ilçelerden biri haline geldi.
Sayamayacağım kadar çok yenilikçi projeyi hayata geçirdik. Bu nedenle Nilüfer, ödüllere doymayan örnek ve lider kent olarak anılmaya başladı.
Tüm bu çalışmalar sonucunda Nilüfer; katılımcı yönetim anlayışı, insanı merkeze alan hizmetleri, kültür ve sanat faaliyetleri, çocuklara, kadınlara, gençlere ve dezavantajlı gruplara yönelik projeleriyle Bursa'nın cazibe merkezi haline geldi.
İnsanlar Nilüfer'de yaşamaktan mutluluk duymaya başladı.
Dört dönem üst üste Nilüfer Belediye Başkanı seçilmem asla tesadüf değildir. Bu güvenin temelinde ortaya koyduğumuz hizmet anlayışı ve insana bakışımız vardır. Üstelik her seçimde oy oranımızı artırarak yeniden göreve geldik.
Bu nedenle bana güvenen tüm Nilüferlilere huzurlarınızda bir kez daha teşekkür ediyorum.
Bu yıllar boyunca Bursa Büyükşehir Belediye Başkanlığı benim en büyük hedeflerimden biri oldu. Çünkü hayatım boyunca kendime büyük hedefler koydum. O hedeflere ulaşabilmek için çok çalıştım ve emek verdim.
2019 seçimlerinde güçlü bir kampanya yürüttük. Ancak seçim sonuçları istediğimiz gibi olmadı.
Bunun üzerine hiç vakit kaybetmeden yeniden çalışmaya başladım. Bir yandan Bursa'nın sorunlarına yönelik teknik çalışmalar yaptık, diğer yandan vatandaşlarımızla bir arada olmaya devam ettik.
2019 ile 2024 yılları arasında ticari faaliyetlerimi sürdürdüm, danışmanlık yaptım, vakıf çalışmalarımızla ilgilendim. Ancak Bursa'nın gündemini hiçbir zaman yakından takip etmeyi bırakmadım.
Düğünlerde, cenazelerde, derneklerde, esnaf ziyaretlerinde hemşehrilerimizle birlikte oldum.
Hayatım boyunca hiç kimseyi ötekileştirmedim. Ben insanlar arasında siyasi görüşüne, yaşam tarzına ya da kimliğine göre ayrım yapmadım. Benim için yalnızca iyi insanlar ve kötü insanlar vardır. Gerisi teferruattır.
Bu şehirde yalnızca oy kazanmadım; insanların sevgisini, güvenini ve duasını kazandım. Sokakta yürürken bana uzanan binlerce el, bana gülümseyen binlerce insan benim en büyük zenginliğimdir.
İşte bu güven sayesinde 2024 yılında Bursa halkı bana büyük bir sorumluluk verdi ve her iki seçmenden birinin oyunu alarak Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı seçildim.
Burada özellikle bir hususu daha ifade etmek istiyorum.
Yüksek Seçim Kurulu verilerine göre Bursalılar, Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçiminde belediye meclisi seçiminden yaklaşık 160 bin daha fazla oy vererek bana ve çalışma arkadaşlarıma önemli bir sorumluluk yüklemiştir. Bu güveni, omuzlarımızda kutsal bir emanet gibi taşıyarak görev yaptık.
Bursa'yı bize emanet eden tüm hemşehrilerime huzurlarınızda bir kez daha teşekkür ediyorum.
Amacımız, Nilüfer'de hayata geçirdiğimiz başarılı uygulamaları Bursa'nın 17 ilçesine yaymak, örnek ve lider bir Bursa oluşturmaktı. Bursa'nın yalnızca Türkiye'de değil, uluslararası alanda da hak ettiği değeri görmesini, tarihini, kültürünü ve potansiyelini dünyaya tanıtmasını hedefledik.
Bu doğrultuda çalışmalarımıza başladık. Tam da Bursa'nın Avrupa'da daha fazla konuşulmaya başladığı, uluslararası organizasyonlara ev sahipliği yapması için önemli adımlar attığımız bir dönemde görevden uzaklaştırıldık ve tutuklandık.
Ben bugün burada; 20 yılı Nilüfer Belediyesi'nde, 2 yılı Bursa Büyükşehir Belediyesi'nde olmak üzere toplam 22 yıllık belediye başkanlığı geçmişiyle karşınızdayım.
Hayatım boyunca hiçbir zaman kişisel çıkarı kamu yararının önüne koymadım. Koymam da.
Nilüfer Belediye Başkanlığı görevim boyunca uzun yıllar makam aracı dahi kullanmadım. Kendi aracımı kullandım. Yakıtını da, bakımını da kendi cebimden karşıladım.
22 yıllık belediye başkanlığı hayatım boyunca kamu zararına yol açacak hiçbir kararın içinde olmadım. Benim önceliğim her zaman kamu yararı, kent yararı ve hemşehrilerimin menfaati olmuştur.
Buna rağmen bugün haksız suçlamalarla karşı karşıyayım.
31 Mart 2026 sabahı, eşimden, çocuklarımdan, ailemden ve birlikte çalıştığım arkadaşlarımdan koparılarak gözaltına alındım.
Oysa Sayın Savcılık beni ifadeye davet etmiş olsaydı, bugüne kadar olduğu gibi yine gider, ifademi verirdim. Ben bu ülkenin bir vatandaşıyım. 22 yıl belediye başkanlığı yapmış bir insan olarak hiçbir zaman kaçmadım, kaçmayı da düşünmedim.
Nitekim daha önce de yargılandığım dosyalar oldu. Savcılık makamı her çağırdığında giderek ifademi verdim. Çünkü ben adalete güveniyorum.
Bu süreçte şahsımla, ailemle ve çalışma arkadaşlarımla ilgili sosyal medyada çok sayıda gerçek dışı paylaşım yapıldı. Hakkımızda iftiralar atıldı.
Bunların hiçbirini kabul etmiyorum.
Bu iftiraları atanları huzurlarınızda kınıyorum. Tamamı hakkında hukuk önünde gerekli girişimlerde bulunacağım.
Hayatım boyunca çocuklarıma ve torunlarıma bırakmak istediğim en büyük miras; mal varlığı değil, lekesiz bir geçmiş, şerefli bir isim ve onurlu bir yaşam olmuştur.
Evet, zaman zaman maddi kayıplar yaşadım. Ancak manevi olarak çok büyük kazanımlar elde ettim.
Bugün benim en büyük kazancım; yaklaşık 860 bin Bursalının oyunu alarak Büyükşehir Belediye Başkanı seçilmiş olmaktır.
Bana güvenen, destek veren ve bu görevi layık gören tüm hemşehrilerime bir kez daha teşekkür ediyorum.
Göreve başladıktan sonra ekip arkadaşlarımızla birlikte öncelikle belediyenin mevcut durumunu anlamaya çalıştık.
Önceki dönem yöneticileriyle görüştük. Daire başkanlarından bilgi aldık. Kurumun tüm yapısını ayrıntılı biçimde incelemeye başladık.
Yaklaşık yedi-sekiz ay süren çalışmalar sonucunda belediyenin mali tablosunu net biçimde ortaya koyduk.
İncelemelerimiz sırasında daire başkanlıkları arasında yeterli koordinasyonun bulunmadığını gördük. Birçok konuda yöneticiler arasında sağlıklı bilgi paylaşımı yapılmadığını tespit ettik. Hatta bazı alanlarda ilgili genel sekreter yardımcılarının dahi yeterli bilgiye sahip olmadığını gördük.
Göreve başladığımız ilk günlerde sahip olduğumuz bilgi birikimi ve tecrübeyle sorunları altı ay gibi kısa bir sürede çözebileceğimizi düşünüyorduk.
Ancak kurumun karşı karşıya bulunduğu mali yükün büyüklüğü ve sorunların derinliği nedeniyle sürecin beklediğimizden daha uzun süreceğini gördük.
Buna rağmen ekip arkadaşlarımızla birlikte yoğun bir çalışma yürüttük.
Görevi devraldığımızda Bursa Büyükşehir Belediyesi yaklaşık 1 milyar dolar seviyesinde bir borç yüküyle karşı karşıyaydı. Bunun yanında SGK ve vergi borçları gibi önemli kamu borçları da bulunuyordu.
Bütün bu olumsuz tabloya rağmen iki yıl boyunca hem hizmet üretmeye devam ettik hem de geçmiş dönemden kalan mali yükleri azaltmak için önemli adımlar attık
31 Aralık 2025 itibarıyla uzun yıllardır ödenmeyen SGK ve vergi borçlarının tamamını kapattık.
Üstelik bunu yaparken Bursa'nın 17 ilçesi ve 1060 mahallesinde hizmet üretmeyi de hiç aksatmadık.
Sayın Başkan,
"Hizmet ürettik" derken soyut ifadeler kullanmıyorum.
Mahkemenizin huzuruna; tamamı resmi kayıtlarla, denetim raporlarıyla ve mali verilerle doğrulanabilecek yatırım sonuçlarını sunuyorum.
Yaptığımız her yatırım kamu yararı gözetilerek gerçekleştirilmiştir.
Geçmiş dönemden devraldığımız mali yükü azaltırken, aynı zamanda Bursa'nın geleceğini şekillendirecek yatırımları da hayata geçirdik.
Burada özellikle bir hususu daha ifade etmek istiyorum.
Yüksek Seçim Kurulu verilerine göre Bursalılar, Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçiminde belediye meclisi seçiminden yaklaşık 160 bin daha fazla oy vererek bana ve çalışma arkadaşlarıma önemli bir sorumluluk yüklemiştir. Bu güveni, omuzlarımızda kutsal bir emanet gibi taşıyarak görev yaptık.
Bursa'yı bize emanet eden tüm hemşehrilerime huzurlarınızda bir kez daha teşekkür ediyorum.
Amacımız, Nilüfer'de hayata geçirdiğimiz başarılı uygulamaları Bursa'nın 17 ilçesine yaymak, örnek ve lider bir Bursa oluşturmaktı. Bursa'nın yalnızca Türkiye'de değil, uluslararası alanda da hak ettiği değeri görmesini, tarihini, kültürünü ve potansiyelini dünyaya tanıtmasını hedefledik.
Bu doğrultuda çalışmalarımıza başladık. Tam da Bursa'nın Avrupa'da daha fazla konuşulmaya başladığı, uluslararası organizasyonlara ev sahipliği yapması için önemli adımlar attığımız bir dönemde görevden uzaklaştırıldık ve tutuklandık.
Ben bugün burada; 20 yılı Nilüfer Belediyesi'nde, 2 yılı Bursa Büyükşehir Belediyesi'nde olmak üzere toplam 22 yıllık belediye başkanlığı geçmişiyle karşınızdayım.
Hayatım boyunca hiçbir zaman kişisel çıkarı kamu yararının önüne koymadım. Koymam da.
Nilüfer Belediye Başkanlığı görevim boyunca uzun yıllar makam aracı dahi kullanmadım. Kendi aracımı kullandım. Yakıtını da, bakımını da kendi cebimden karşıladım.
22 yıllık belediye başkanlığı hayatım boyunca kamu zararına yol açacak hiçbir kararın içinde olmadım. Benim önceliğim her zaman kamu yararı, kent yararı ve hemşehrilerimin menfaati olmuştur.
Buna rağmen bugün haksız suçlamalarla karşı karşıyayım.
31 Mart 2026 sabahı, eşimden, çocuklarımdan, ailemden ve birlikte çalıştığım arkadaşlarımdan koparılarak gözaltına alındım.
Oysa Sayın Savcılık beni ifadeye davet etmiş olsaydı, bugüne kadar olduğu gibi yine gider, ifademi verirdim. Ben bu ülkenin bir vatandaşıyım. 22 yıl belediye başkanlığı yapmış bir insan olarak hiçbir zaman kaçmadım, kaçmayı da düşünmedim.
Nitekim daha önce de yargılandığım dosyalar oldu. Savcılık makamı her çağırdığında giderek ifademi verdim. Çünkü ben adalete güveniyorum.
Bu süreçte şahsımla, ailemle ve çalışma arkadaşlarımla ilgili sosyal medyada çok sayıda gerçek dışı paylaşım yapıldı. Hakkımızda iftiralar atıldı.
Bunların hiçbirini kabul etmiyorum.
Bu iftiraları atanları huzurlarınızda kınıyorum. Tamamı hakkında hukuk önünde gerekli girişimlerde bulunacağım.
Hayatım boyunca çocuklarıma ve torunlarıma bırakmak istediğim en büyük miras; mal varlığı değil, lekesiz bir geçmiş, şerefli bir isim ve onurlu bir yaşam olmuştur.
Evet, zaman zaman maddi kayıplar yaşadım. Ancak manevi olarak çok büyük kazanımlar elde ettim.
Bugün benim en büyük kazancım; yaklaşık 860 bin Bursalının oyunu alarak Büyükşehir Belediye Başkanı seçilmiş olmaktır.
Bana güvenen, destek veren ve bu görevi layık gören tüm hemşehrilerime bir kez daha teşekkür ediyorum.
Göreve başladıktan sonra ekip arkadaşlarımızla birlikte öncelikle belediyenin mevcut durumunu anlamaya çalıştık.
Önceki dönem yöneticileriyle görüştük. Daire başkanlarından bilgi aldık. Kurumun tüm yapısını ayrıntılı biçimde incelemeye başladık.
Yaklaşık yedi-sekiz ay süren çalışmalar sonucunda belediyenin mali tablosunu net biçimde ortaya koyduk.
İncelemelerimiz sırasında daire başkanlıkları arasında yeterli koordinasyonun bulunmadığını gördük. Birçok konuda yöneticiler arasında sağlıklı bilgi paylaşımı yapılmadığını tespit ettik. Hatta bazı alanlarda ilgili genel sekreter yardımcılarının dahi yeterli bilgiye sahip olmadığını gördük.
Göreve başladığımız ilk günlerde sahip olduğumuz bilgi birikimi ve tecrübeyle sorunları altı ay gibi kısa bir sürede çözebileceğimizi düşünüyorduk.
Ancak kurumun karşı karşıya bulunduğu mali yükün büyüklüğü ve sorunların derinliği nedeniyle sürecin beklediğimizden daha uzun süreceğini gördük.
Buna rağmen ekip arkadaşlarımızla birlikte yoğun bir çalışma yürüttük.
Görevi devraldığımızda Bursa Büyükşehir Belediyesi yaklaşık 1 milyar dolar seviyesinde bir borç yüküyle karşı karşıyaydı. Bunun yanında SGK ve vergi borçları gibi önemli kamu borçları da bulunuyordu.
Bütün bu olumsuz tabloya rağmen iki yıl boyunca hem hizmet üretmeye devam ettik hem de geçmiş dönemden kalan mali yükleri azaltmak için önemli adımlar attık.
31 Aralık 2025 itibarıyla uzun yıllardır ödenmeyen SGK ve vergi borçlarının tamamını kapattık.
Üstelik bunu yaparken Bursa'nın 17 ilçesi ve 1060 mahallesinde hizmet üretmeyi de hiç aksatmadık.
Sayın Başkan,
"Hizmet ürettik" derken soyut ifadeler kullanmıyorum.
Mahkemenizin huzuruna; tamamı resmi kayıtlarla, denetim raporlarıyla ve mali verilerle doğrulanabilecek yatırım sonuçlarını sunuyorum.
Yaptığımız her yatırım kamu yararı gözetilerek gerçekleştirilmiştir.
Geçmiş dönemden devraldığımız mali yükü azaltırken, aynı zamanda Bursa'nın geleceğini şekillendirecek yatırımları da hayata geçirdik.
Göreve geldiğimizde Bursa Büyükşehir Belediyesi ve iştiraklerinin toplam borcu yaklaşık 12,9 milyar TL seviyesindeydi. Uyguladığımız mali disiplin sayesinde 2025 yılı sonunda bu borç yaklaşık 8,9 milyar TL seviyesine geriledi.
Bütçe gelirlerine oranla borç yükü yüzde 37 seviyesindeyken bunu yüzde 28 seviyelerine indirdik. Bu tablo, belediyenin mali yapısını güçlendirmek adına attığımız adımların somut bir göstergesidir.
Bütün bunları yaparken hizmet üretmekten de vazgeçmedik.
İçme suyu altyapısında yaklaşık 195 kilometrelik yeni hat inşa ettik. Yaklaşık 60 kilometrelik yağmur suyu hattını tamamladık. Bursa'nın yıllardır kronik hale gelen altyapı sorunlarını çözmek amacıyla yoğun bir çalışma yürüttük.
Sadece mevcut sorunları çözmekle kalmadık, kentin geleceğini planlayan yatırımları da hayata geçirdik.
Ulaşım alanında önemli projeler geliştirdik. Vatandaşlarımızın ve muhtarlarımızın taleplerini dikkate alarak birçok ulaşım yatırımını başlattık. Yaklaşık 300 kilometrelik yol yapımı ve bakım çalışmalarını gerçekleştirdik.
Ancak bizim en önem verdiğimiz konulardan biri Bursa'nın geleceğini planlamaktı.
Bu nedenle Türkiye'de örnek gösterilecek nitelikte, Bursa'nın gelecek vizyonunu ortaya koyacak 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı'nı hazırladık.
Ne yazık ki bu planın hâlâ ilgili meclislerde onaylanmamış olması, bir Bursa sevdalısı olarak beni derinden üzmektedir.
Çünkü çevre düzeni planı olmadan Bursa'nın geleceğini sağlıklı şekilde planlamak, kentin sorunlarını kalıcı olarak çözmek mümkün değildir.
Görev süremiz boyunca ulaşım alanında da önemli projeler geliştirdik.
Bursa'yı ilk kez metrobüs sistemiyle tanıştıracak projeyi hazırladık. Güzergâh planlamalarını tamamladık ve uygulama aşamasına getirdik. Ancak yaşanan süreç nedeniyle bu projeyi hayata geçirme imkânı bulamadık.
Sosyal belediyecilik anlayışımızı yalnızca altyapı ve ulaşım yatırımlarıyla sınırlı bırakmadık.
Kent Lokantaları'nı açtık. İhtiyaç sahibi vatandaşlarımızın uygun fiyatla sağlıklı yemek yiyebilmesini sağladık.
İstihdam projeleri geliştirdik. İşe yerleştirdiğimiz her vatandaşımızın evine giren ekmek, bizim için en büyük mutluluk kaynaklarından biri oldu.
Gençlerimizi hiçbir zaman yalnız bırakmadık.
2024-2025 eğitim öğretim yılında 10 bin öğrencimize eğitim desteği sağladık. 2025-2026 eğitim öğretim yılında da yine 10 bin öğrencimize destek verdik.
Böylece iki yıl içerisinde toplam 20 bin gencimizin eğitimine katkı sunduk.
Burada özellikle "kurs" değil, doğrudan eğitim desteğinden söz ediyorum.
Bütün bu mali başarılar, borçların azaltılması ve aynı zamanda milyarlarca liralık yatırımın gerçekleştirilebilmiş olması, kamu kaynaklarının doğru kullanıldığının en açık göstergesidir.
Harcanan her kuruş Bursa halkının yararı için kullanılmıştır.
Ortaya koyduğumuz bu mali tablo ve yatırım sonuçları, hakkımızda ileri sürülen iddialara verilecek en güçlü cevaplardan biridir.
Göreve geldiğimizde Bursa'da önemli bir değişim başladı.
Birbirinden uzak duran insanlar yeniden aynı masada buluşmaya başladı. Kentte birlik ve beraberlik duygusu güçlendi.
Bu olumlu atmosfer Bursa'nın en önemli marka değerlerinden biri olan Bursaspor'a da yansıdı.
Bursaspor üst üste iki kez şampiyon oldu. İnşallah bu yıl da Süper Lig hedefine ulaşacaktır.
Bizim dönemimizde Bursa'da milli ve dini bayramlar yeniden büyük bir coşkuyla kutlanmaya başlandı.
Bursaspor'un elde ettiği başarı da aslında Bursa'nın yeniden kenetlenmesinin ve ortak bir hedef etrafında birleşmesinin önemli göstergelerinden biridir.
Biz Bursa'yı birleştirdik.
Biz Bursa'yı yeniden ortak değerleri etrafında buluşturduk.
Şimdi ben sizlere soruyorum:
Bizim suçumuz bu mudur?
Suçumuz, Bursa'yı yeniden bir araya getirmek midir?
Göreve geldiğimiz ilk günden itibaren insanı merkeze alan bir yönetim anlayışı benimsedik.
İki yıl gibi kısa bir sürede Bursa'nın uluslararası alanda daha fazla tanınması için yoğun çaba gösterdik.
Çocuklara, kadınlara ve gençlere yönelik projeler geliştirdik. Kadın kooperatiflerini destekledik. Üreticimizin yanında olduk. Çiftçimizin, emekçimizin ve alın teriyle çalışan herkesin yanında yer aldık.
Kadınların üretime daha fazla katılabilmesi ve aile bütçelerine katkı sağlayabilmeleri için önemli destek programları uyguladık.
Ramazan ayında 1060 mahallenin tamamına ulaşmaya gayret ettik.
Mahalle mahalle dolaştık, vatandaşlarımızla aynı sofrayı paylaştık.
Yıllardır asfalt bekleyen mahallelerin ve kırsal bölgelerin yol sorunlarını çözmeye başladık.
25-30 yıldır çözüm bekleyen birçok ulaşım ve altyapı sorununu kısa sürede çözüme kavuşturduk.
İki yıllık görev süremizde altyapı yatırımlarının önemli bir bölümünü tamamladık, kalan projeleri de yatırım programına aldık.
Sayın Başkan,
Yaşadığım Özlüce Mahallesi'nin kanalizasyonunun Ayvalıdere'ye aktığını 2025 yılının Ekim ayında öğrendim.
Bunu öğrendiğimde gerçekten büyük bir üzüntü yaşadım. Çünkü o bölge benim doğup büyüdüğüm yerdir. Dedemin de arazilerinin bulunduğu, çocukluğumun geçtiği topraklardır.
Sorunu öğrenir öğrenmez ilgili birimlere gerekli talimatları verdim ve çalışmaların başlatılmasını sağladım. Bildiğim kadarıyla bu çalışmaların önemli bir bölümü de tamamlandı.
Üstelik sorun yalnızca Özlüce ile sınırlı değildi.
Kent merkezinde ve birçok mahallede benzer altyapı problemleri bulunuyordu. Ovaakça bölgesinde, Ahmetbey Mahallesi'nde ve farklı noktalarda yıllardır çözülemeyen altyapı eksiklikleri vardı.
Biz bütün bu sorunlara ilişkin projelerimizi hazırladık ve çözüm süreçlerini başlattık.
Ancak tam da yıllardır birikmiş sorunları çözmeye başladığımız dönemde görevimizden uzaklaştırıldık.
Oysa bütün bu hizmetler; şeffaf, hesap verebilir ve tamamen kamu yararını esas alan bir anlayışla yürütülüyordu.
İnsan odaklı hizmet anlayışımız Bursa halkı tarafından da büyük bir takdirle karşılandı.
Bugün burada hakkımdaki iddialara dayanak gösterilen bazı beyanları incelediğimde büyük bir üzüntü yaşıyorum.
Müfettiş raporlarında, Sayıştay incelemelerinde ve dosyada yer alan ifadelerde gördüğüm kadarıyla, bu iftiraları atan kişilerin asıl amaçlarının kendi menfaatlerini korumak olduğunu düşünüyorum.
Bu kişiler gerçeğe aykırı, çelişkili ve birbirini doğrulamayan ifadeler vermişlerdir.
Sadece bana değil, aynı zamanda adalet sistemine de zarar vermektedirler.
Sayın Başkan,
Sizlere bütün bunları neden anlattım?
Çünkü savunmamın başında da ifade ettiğim gibi, önce Mustafa Bozbey'in kim olduğunu anlatmak istedim.
Ben gökten zembille inmedim.
Hayatım boyunca çalışarak, emek vererek, üreterek ve insanların güvenini kazanarak bugünlere geldim.
Kendime de, aileme de, birlikte çalıştığım arkadaşlarıma da her zaman dürüst olmayı öğütledim.
Hayatım boyunca emeğimin karşılığını alın terimle kazandım
Bugün de geçmişime baktığımda utanacağım hiçbir şey olmadığını biliyorum.
Bursa'nın dört bir yanında ve ülkemizin birçok yerinde insanların hayatına dokunmuş olmanın huzurunu yaşıyorum.
Görev yaptığım her dönemde büyük bir özveriyle çalıştım.
Benim yönetim anlayışımın temelinde her zaman "önce insan" ilkesi yer aldı.
Çünkü ben, kendime nasıl davranılmasını istiyorsam başkalarına da öyle davranılması gerektiğine inanan bir insanım.
Hayatım boyunca bu anlayıştan hiç vazgeçmedim.
Bugün de aynı inançla huzurlarınızdayım.
Mahkemenizin vereceği karara saygım sonsuzdur.
Ancak vicdanen son derece rahatım.
Çünkü hiçbir zaman kişisel çıkar peşinde koşmadım.
Hiçbir zaman kamu zararına yol açacak bir işin içinde olmadım.
Hiçbir zaman Bursa halkının bana emanet ettiği görevi kötüye kullanmadım.
Bütün kararlarımı hukuk çerçevesinde, kamu yararını gözeterek ve vicdanımın sesini dinleyerek aldım.
Benim en büyük gücüm makamlar değil, bugüne kadar kazandığım güven ve insanların duasıdır.
Adaletin er ya da geç tecelli edeceğine olan inancımı koruyorum.
Bu nedenle mahkemenizin de dosyadaki tüm delilleri tarafsız ve hukuka uygun şekilde değerlendireceğine yürekten inanıyorum.
Huzurlarınızda bir kez daha ifade etmek isterim ki; hayatım boyunca olduğu gibi bundan sonra da doğruluktan, dürüstlükten ve hukuka olan saygımdan asla vazgeçmeyeceğim.
Hepinize sabrınız ve beni dinlediğiniz için teşekkür ediyorum.
Sayın Başkan,
İddianamede bazı şirketler arasındaki para hareketleri ile eşimin hesaplarından geçen paralar suç unsuru gibi gösterilmeye çalışılmıştır.
Öncelikle şunu belirtmek isterim ki; 1999 yılından önce de benim müteahhitlik faaliyetlerim vardı. İnşaat mühendisi olarak uzun yıllar bu mesleği icra ettim. Ailemizin de yıllar içerisinde edindiği önemli miktarda gayrimenkulü bulunmaktadır.
Sadece Saygın Kent Projesi'nde ailemize ait 22 daire ve çeşitli iş yerleri bulunmaktadır. Bunun yanında farklı dönemlerde müteahhitliğini üstlendiğimiz projelerde de dairelerimiz ve çeşitli gayrimenkullerimiz olmuştur.
Zaman içerisinde bu gayrimenkullerin bir kısmını ihtiyaçlarımız doğrultusunda sattık, bir kısmını farklı taşınmazlarla takas ettik, bir kısmını ise değerlendirmeye devam ettik.
Sonuçta biz hem müteahhitlik yaptık hem de inşaat yüksek mühendisi olarak ailemize ait mal varlığını yönetmek ve değerlendirmek zorundaydık. Gayrimenkullerimizi gerektiğinde takas ederek, gerektiğinde satarak aile yaşantımızı sürdürdük.
Ancak özellikle ifade etmek isterim ki; iddianamede bana isnat edilmeye çalışılan rüşvet, suç örgütü ve benzeri suçlamaların hiçbirini kabul etmiyorum.
Bunların tamamı iftiradan, dedikodudan ve suç oluşturma çabasından ibarettir.
Şimdi vakıf ve şirketlerle ilgili durumu açıklamak istiyorum.
Nilvak, ailemizin mal varlığını ve bağışlarını yöneten bir vakıftır. Vakfın kuruluş amacını savunmamın önceki bölümünde de anlattım.
Nilvak'ın temel amacı; Nilüfer'de eğitim gören öğrencilere, ihtiyaç sahibi vatandaşlara ve özellikle gençlere destek olmaktır.
Vakfımız her beş yılda bir Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından denetlenmektedir. Yakın zamanda yapılan denetimlerde de faaliyetlerinin amacı doğrultusunda yürütüldüğü tespit edilmiştir.
Vakfın gelirleri arttıkça ihtiyaç sahiplerine verilen destekler de artırılmıştır. Bu çalışmaları nedeniyle çeşitli kurumlar tarafından takdir belgeleri de verilmiştir.
Nilvak bugüne kadar belediye personeline, çocuklarına, ihtiyaç sahibi Nilüferlilere ve çok sayıda öğrenciye burs desteği sağlamıştır.
Gelirlerini artırabilmek amacıyla da araba pazarı işletmeciliği, kreş işletmeciliği, rehabilitasyon merkezi işletmeciliği ve özel okul işletmeciliği gibi faaliyetlerde bulunmuştur.
Bu faaliyetlerin yürütülebilmesi için de vakfa bağlı şirketler kurulmuştur. Çünkü ticari faaliyetlerin doğrudan vakıf üzerinden değil, vakfa bağlı şirketler aracılığıyla yürütülmesi hukuken gerekliydi.
Bugüne kadar yaklaşık iki bin öğrenciye burs verilmiştir.
Bazen gençler karşıma çıkıp, "Siz beni tanımazsınız ama Nilvak'tan aldığım burs sayesinde eğitimimi tamamladım ve bugün bu noktaya geldim." diyorlar.
İnanın, bundan daha büyük bir mutluluk olamaz.
Vakfın eğitim faaliyetlerini daha sağlıklı sürdürebilmesi amacıyla Özel Eğitim Hizmetleri A.Ş. ile Ünifer Dershanecilik A.Ş. kurulmuştur. Ünifer Dershanecilik Şirketi'nin hisselerinin tamamı Nilvak'a aittir.
Bir taraftan araba pazarı işletmeciliği, diğer taraftan kreş ve özel okul işletmeciliği devam ederken, FİDE A.Ş.'ye ait arsa üzerine yeni bir okul yapılmasına karar verildi.
Bu yatırımın gerçekleştirilebilmesi için banka kredisine ihtiyaç duyuldu. Kredi sürecinde bankanın, Kredi Garanti Fonu (KGF) kapsamında belirlediği bazı şartlar vardı. Bu şartlardan biri de inşaatın belirli bir yüklenici firma aracılığıyla yürütülmesiydi.
Bu nedenle Muhkim Demirtaş'ın sahibi olduğu Serez A.Ş. ile sözleşme imzaladık. İş Bankası'ndan kullanılan kredi, bankanın talep ettiği şekilde doğrudan Serez A.Ş.'ye aktarıldı.
Okul inşaatını gerçekleştirecek yüklenici firma Serez A.Ş. oldu. Serez A.Ş. de alt yüklenici olarak Ekrem Ünlü İnşaat ile sözleşme yaptı ve inşaat bu şekilde yürütüldü.
Okulun Serez A.Ş. üzerinden yaptırılması, yatırımın daha düşük maliyetle tamamlanmasını sağladı.
Doğal olarak FİDE A.Ş. ile Serez A.Ş. arasında cari hesap ilişkisi oluştu. Çünkü krediyi kullanan şirket FİDE A.Ş.'ydi, inşaatı yaptıran ise FİDE A.Ş. adına hareket eden yüklenici Serez A.Ş.'ydi.
Muhasebe kayıtlarının tutulması konusunda muhasebecimizin önerisi üzerine işlemler eşim Seden Bozbey üzerinden yürütüldü.
Bu uygulamanın hukuki açıdan herhangi bir sakınca doğurup doğurmayacağını avukatımıza da sorduk. Kendisi bunun kayıt altına alınabilir ve ispatlanabilir bir işlem olduğunu ifade etti. Biz de bu doğrultuda hareket ettik.
FİDE A.Ş. adına gelen paralar eşim Seden Bozbey'in hesabına geçti ancak tamamı yine FİDE A.Ş. adına kullanıldı.
Bu hesaplardan personel maaşları ödendi, SGK primleri yatırıldı, vergiler ödendi ve şirketin tüm faaliyet giderleri karşılandı.
Bütün bu işlemler resmi muhasebe kayıtlarında yer almaktadır.
Dolayısıyla bugün bu para hareketlerinin "şüpheli hesap" veya "şüpheli para transferi" gibi gösterilmeye çalışılmasını anlamakta gerçekten güçlük çekiyorum.
Eğer burada kötü niyetli bir işlem olsaydı, bütün para hareketleri bu kadar açık, kayıtlı ve denetlenebilir şekilde yürütülür müydü?
Konuşmamın başında Bozbey İMTEZ Şirketi ve Bozbey A.Ş. ile ilgili süreçleri ayrıntılı olarak anlatmıştım. Bu nedenle aynı hususları tekrar etmek istemiyorum.
Ancak şunu özellikle ifade etmek isterim.
Bozbey İMTEZ Şirketi'ni 1989 yılında kurdum. Bugün itibarıyla şirketin ticari faaliyetleri sonlanma sürecindedir.
Daha sonra, 1996 yılında Bozbey A.Ş.'yi kurduk. Şirketimiz zamanla güçlü bir inşaat ve yatırım şirketi haline geldi.
Ancak 2008 yılında yaşanan ekonomik süreç ve sonrasında yaşadığımız mali sıkıntılar nedeniyle şirketimiz konkordato sürecine girdi. Bu süreçte aile olarak şirketlerimizin ve şahsi mal varlığımızın önemli bir bölümünü kaybettik.
Bunu daha önce de ifade ettim.
Elbette böylesine zor dönemlerde aile olarak sahip olduğumuz bazı gayrimenkulleri ve mal varlıklarımızı, güvendiğimiz yakınlarımızın üzerine devrederek geleceğimizi güvence altına almaya çalıştık.
Bunda gizli ya da hukuka aykırı hiçbir amaç yoktur.
Tamamen ailemizin yıllar boyunca emek vererek oluşturduğu mal varlığını korumaya yönelik tasarruflardır.
Ayrıca Perçem A.Ş. de bu kapsamda kurulmuş şirketlerden biridir.
Ailemizin eski lakabı "Perçem" olduğu için şirketimize bu isim verilmiştir. Ailemizin kökleri 1924 yılında Bursa'ya dayanmaktadır ve çevremizde uzun yıllardır bu lakapla tanınırız.
Ben bu şirkette yüzde 24 oranında ortağım.
Şirket 2021 yılında kurulmuş olmasına rağmen bugün sanki suç örgütünün bir parçasıymış gibi gösterilmeye çalışılıyor.
Şirketin yöneticisi kardeşimdir.
Bana isnat edilen bu değerlendirmelerin hiçbirini kabul etmiyorum.
Ben Mustafa Bozbey olarak belediye başkanlığından sonra hiç mi çalışmayacaktım?
Sadece emekli maaşıyla mı yaşayacaktım?
Ben inşaat yüksek mühendisiyim.
Mesleğim belediye başkanlığı değildir.
Belediye başkanlığı, halkın bana verdiği süreyle sınırlı bir kamu görevidir.
Ancak benim asıl mesleğim mühendisliktir.
İnşaat yapmayı biliyorum.
Müteahhitlik yapmayı biliyorum.
Yıllarca bu alanda çalıştım
Görevim sona erdiğinde yine kendi mesleğimi yapmaya devam edeceğim.
Bunun neresi suçtur?
Bir şirkete ortak olmak, ticaret yapmak, mühendislik yapmak ya da müteahhitlik faaliyetinde bulunmak nasıl suç olarak değerlendirilebilir?
Kimseye muhtaç olmadan, kendi emeğimle yaşamımı sürdürmek istememin nesi yanlıştır?
Ben bugüne kadar nasıl çalıştıysam, belediye başkanlığı görevim sona erdiğinde de yine kendi mesleğimi yaparak yaşamımı sürdüreceğim.
Burada şirket ortaklıkları ve ticari faaliyetlerim dahi suç unsuru gibi gösterilmeye çalışılmıştır.
Bunu anlamakta gerçekten güçlük çekiyorum.
Şimdi ise iddianamede bana yöneltilen en ağır suçlamalardan biri olan "örgüt" iddiasına gelmek istiyorum.
Öncelikle şunu açık ve net ifade ediyorum:
Ben örgüt suçlamasını da, suç örgütü yöneticisi ya da üyesi olduğum yönündeki bütün iddiaları da kesinlikle kabul etmiyorum.
Bu suçlamalar vicdanımı derinden yaralamaktadır.
Gerçekten anlam veremiyorum.
Yüzü aşkın gündür cezaevindeyim.
Bu süre boyunca defalarca kendi kendime düşündüm.
Hayatıma baktım.
Geçmişime baktım.
Kendime şu soruyu sordum:
'Ben hangi örgütün yöneticisi olmuşum?'
Kime baskı kurmuşum?
Kimin hakkını gasp etmişim?
Kime zor kullanmışım?
Kime tehditte bulunmuşum?
Bunların hiçbirinin cevabı yok.
Çünkü böyle bir şey hiç yaşanmadı.
Bu nedenle hakkımdaki örgüt suçlamasını bir insan olarak da, vicdanen de kabul etmiyorum.
Sayın Başkan,
Ben bu ülkede yaşayan sıradan bir vatandaşım.
Bu ülkenin 86 milyon insanının her biri benim için değerlidir.
Elbette suça karışanlar olabilir. Onların durumunu da bağımsız yargı değerlendirir ve hukuk gereğini yapar.
Ancak beni hiçbir somut dayanağı olmayan bir "örgüt" yapısının içerisine yerleştirmeye çalışılmasını kabul etmiyorum.
17 yıl önceye, yani 2 Nisan 2009 tarihine gidiliyor ve o dönemde verdiğim bir idari görevlendirme yazısı bugün sanki suç örgütünün deliliymiş gibi dosyaya konuluyor.
Oysa 2009 yerel seçimlerinde Nilüfer halkı bizi yeniden göreve getirdi ve üçüncü dönem belediye başkanlığı görevimize başladık.
Seçimlerin ardından belediye meclisi yeniden oluştu.
Önceki dönemde görev yapan bazı meclis üyeleri yeniden seçildi, bazı arkadaşlarımız ise ilk kez meclis üyesi oldu.
Ben de diğer bütün belediye başkanları gibi mazbatamı alarak yeni dönemde görevime başladım.
Bilindiği üzere her seçim döneminde belediye başkanı da, belediye meclis üyeleri de yeniden mazbata alır ve yeni dönem resmen başlamış olur.
5393 sayılı Belediye Kanunu'nun belediye başkanına verdiği yetkiye dayanarak, memur başkan yardımcılarının yanında belediye meclisi üyeleri arasından başkan yardımcıları görevlendirme hakkımız bulunmaktadır.
Bu kapsamda üç belediye meclis üyesini başkan yardımcısı olarak görevlendirdik.
Bunlardan biri de Sayın Turgay Erdem'di.
Sayın Turgay Erdem mimardır.
Meslek odasında yöneticilik yapmış, Mimarlar Odası Bursa Şube Başkanlığı görevinde bulunmuş, teknik konulara hâkim ve önceki dönemde de belediye başkan yardımcılığı yapmış tecrübeli bir isimdi.
Dolayısıyla yeniden görevlendirilmesi son derece doğal bir idari tasarruftu.
Üstelik bu görevlendirme benim tek başıma verdiğim bir karar değildir.
Belediye Kanunu'nun öngördüğü usul çerçevesinde belediye meclisinin onayıyla gerçekleştirilmiştir.
Görev süresi de yalnızca ilgili seçim dönemiyle sınırlıdır.
Yeni seçim yapıldığında bütün bu görevlendirmeler kendiliğinden sona erer.
Kanun bunu açıkça düzenlemektedir.
Buna rağmen, 2009 yılında tamamen idari işleyişin sağlıklı yürütülmesi amacıyla yaptığımız bu görevlendirmenin bugün "örgüt yapılanması" gibi gösterilmeye çalışılması hukuken de vicdanen de kabul edilemez.
Koordinatör başkan yardımcılığı görevlendirmesinin amacı çok açıktı.
Belediye başkan yardımcıları arasındaki koordinasyonu sağlamak...
Müdürlükler arasında bilgi akışını güçlendirmek...
Yapılan hizmetlerin eş güdüm içinde yürütülmesini sağlamak...
Başkan yardımcılarının birbirlerinin çalışmalarından haberdar olmasını temin etmek...
Müdürlükler arasında ortaya çıkabilecek koordinasyon eksikliklerini gidermek...
Gerektiğinde görev dağılımlarını yeniden düzenlemek...
Hizmet kalitesini artırmak...
Ve en önemlisi de benim belediye binasında masa başında oturmak yerine vatandaşın içinde daha fazla vakit geçirebilmemi sağlamaktı.
Ben halkın içinde olmayı tercih eden bir belediye başkanıydım.
Vatandaşla birebir temas kuruyor, mahalleleri geziyor, sorunları yerinde dinliyordum.
Bu nedenle belediye içerisindeki idari koordinasyonun güçlü olması gerekiyordu.
Koordinatör başkan yardımcılığı uygulaması tamamen bu ihtiyacı karşılamak amacıyla oluşturuldu.
İddianamede ileri sürüldüğü gibi sadece imar işleriyle ilgili kurulmuş özel bir yapı hiçbir zaman söz konusu olmadı.
Tam tersine, bu görevlendirme belediyenin bütün birimlerini kapsayan idari bir koordinasyon mekanizmasıydı.
Bu gerçeğin göz ardı edilerek söz konusu yazının suç delili gibi değerlendirilmesini kabul etmem mümkün değildir.
Sayın Başkan,
Koordinatör başkan yardımcılığı uygulamasının neden gerekli görüldüğünü anlayabilmek için o dönemde Nilüfer'in yaşadığı gelişimi de değerlendirmek gerekir.
1999 yılında göreve başladığımızda Nilüfer'in nüfusu yaklaşık 99 bin civarındaydı.
Bursa'nın nüfusu yaklaşık 2 milyon 100 bin, Türkiye'nin nüfusu ise yaklaşık 63 milyondu.
2009 yılına geldiğimizde Nilüfer'in nüfusu yaklaşık 181 bine ulaştı.
2019 yılına gelindiğinde ise bu sayı yaklaşık 283 bine yükseldi.
Görüldüğü üzere Türkiye'nin ve Bursa'nın nüfus artış hızının çok üzerinde bir artış Nilüfer'de yaşandı.
On yıl içerisinde Nilüfer'in nüfusu neredeyse üç katına yaklaşan bir artış gösterdi.
Elbette böylesine hızlı büyüyen bir ilçede vatandaşların hizmet beklentileri de aynı oranda arttı.
Yeni mahalleler oluştu.
Yeni yollar, parklar, sosyal tesisler, kültür merkezleri ve altyapı yatırımları yapılması gerekti.
Vatandaşlarımız artık daha hızlı, daha kaliteli ve daha koordineli hizmet bekliyordu.
İşte 2009 seçimlerinden sonra idari yapıda yaptığımız düzenlemenin temel nedeni de buydu.
Koordinatör başkan yardımcılığı uygulaması tamamen belediyenin iç işleyişini daha verimli hale getirmek amacıyla oluşturuldu.
Bu uygulamanın sonuçlarını da çok kısa sürede gördük.
Belediye içerisindeki koordinasyon güçlendi.
Başkan yardımcıları ve müdürlükler arasında bilgi akışı hızlandı.
Projeler daha planlı yürütülmeye başlandı.
Kaynaklar daha etkin kullanıldı.
Hizmet kalitesi yükseldi.
Vatandaş memnuniyeti arttı.
Yeni ve yenilikçi projeler üretildi.
Kamu kaynakları daha verimli kullanıldı.
Bir işin ilk seferde doğru yapılmasına yönelik çalışma kültürü oluştu.
Dolayısıyla koordinatör başkan yardımcılığı uygulaması, iddianamede ileri sürüldüğü gibi herhangi bir örgütsel yapılanmanın değil; tamamen kamu hizmetinin daha etkin yürütülmesine yönelik idari bir organizasyon modeliydi.
Ne yazık ki iddianamede bu görevlendirmenin yalnızca imar birimleriyle ilgili olduğu yönünde bir değerlendirme yapılmış.
Oysa böyle bir durum hiçbir zaman söz konusu olmadı.
Bu görevlendirme belediyenin bütün hizmet birimlerini kapsıyordu.
İdari işleyişin daha sağlıklı yürütülmesi amacıyla hazırlanmış açık bir görevlendirme yazısından ibarettir.
Üstelik söz konusu görevlendirme yalnızca 2009-2014 görev dönemini kapsamaktadır.
Bunun dahi göz ardı edilerek bugün suç isnadına dayanak yapılmasını anlamakta güçlük çekiyorum.
5393 sayılı Belediye Kanunu son derece açıktır.
Kanunun belediye başkanına verdiği yetki çerçevesinde yapılmış bir idari görevlendirmenin bugün suç delili gibi değerlendirilmesi doğru değildir.
Bunun ya belediye mevzuatının yeterince değerlendirilmemesinden ya da bu görevlendirmeye farklı bir anlam yüklenmeye çalışılmasından kaynaklandığını düşünüyorum.
Sayın Başkan,
O dönem Nilüfer'de nüfus artışı devam ederken personel sayımız aynı hızda artmıyordu.
Vatandaşlarımızın talepleri her geçen gün çoğalıyordu.
Özellikle imar, ruhsat ve teknik hizmetler konusunda belediyemize yoğun başvurular yapılıyordu.
Bu yoğunluk karşısında çalışma arkadaşlarımız büyük bir özveriyle görev yaptı.
Amaç hiçbir zaman herhangi bir kişiye ayrıcalık sağlamak değildi.
Tam tersine, artan hizmet talebini karşılamak ve vatandaşlarımızın mağduriyet yaşamamasını sağlamaktı.
Sayın Başkan,
O dönemde Nilüfer Belediyesi olarak en hassas olduğumuz konuların başında deprem gerçeği geliyordu.
Özellikle 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi'nden sonra Türkiye'de yapı güvenliğine bakış tamamen değişti.
Biz de Nilüfer Belediyesi olarak bu konuda önemli adımlar attık.
İnşaat Mühendisleri Odası Bursa Şubesi ile protokol yaptık.
Amacımız, 1999 yılı öncesinde inşa edilen yapıların deprem güvenliği açısından incelenmesini sağlamaktı.
Bu protokol kapsamında hazırlanan teknik raporlar belediyemize ulaştırıldı.
Gelen raporlar gösteriyordu ki özellikle eski yapı stokunun bulunduğu bölgelerde deprem riskini azaltacak çalışmaların bir an önce yapılması gerekiyordu.
Bu nedenle yönetim olarak kentsel dönüşüm konusunda büyük hassasiyet gösterdik.
Katıldığım her toplantıda, her platformda bu sorunun nasıl çözülebileceğini anlattım.
Benim önerim şuydu:
İmar yoğunluğunu artırmadan, mevcut hakları koruyarak dönüşüm yapılmalıydı.
Bunun için de bina sahiplerine uzun vadeli ve düşük faizli kredi desteği sağlanmalı, yüklenici firmalara ise belirli vergi kolaylıkları getirilmeliydi.
Bu şartlar oluştuğu takdirde vatandaş cebinden ilave para çıkarmadan binalarını yenileyebilir ve Bursa daha güvenli bir kent haline gelebilirdi.
Bu görüşlerimi birçok kez yazılı ve sözlü olarak kamuoyuyla paylaştım.
Ancak sonraki süreçte farklı söylemler ortaya çıktı.
Bazı çevreler, emsal artışıyla kentsel dönüşümün daha kolay gerçekleştirileceğini savunmaya başladı.
Basında da bu yönde açıklamalar yer aldı.
Bunun üzerine çok sayıda site ve apartman yönetimi belediyemize başvurarak emsal artışı talep etmeye başladı.
Evlerini boşaltan vatandaşlar bir an önce yeni binalarına kavuşmak istiyor, bu nedenle belediye üzerinde ciddi bir baskı oluşuyordu.
Ruhsat işlemlerinin hızlandırılması yönünde yoğun talepler geliyordu.
Biz ise Nilüfer Belediyesi olarak imar yoğunluğunu artırmadan çözüm üretme anlayışımızı sürdürdük.
Vatandaşlarımızın mağdur olmaması için elimizden gelen gayreti gösterdik.
Çalışma arkadaşlarımızın sayısı her zaman yeterli değildi.
Buna rağmen vatandaşlarımızın taleplerini karşılayabilmek için büyük bir özveriyle çalıştık.
Sayın Başkan,
Bu süreçte Türkiye'de örneği çok az bulunan önemli bir uygulamayı daha hayata geçirdik.
İnşaat Mühendisleri Odası Bursa Şubesi, Mimarlar Odası Bursa Şubesi, Makine Mühendisleri Odası Bursa Şubesi ve Elektrik Mühendisleri Odası Bursa Şubesi ile birlikte çalışacak bir teknik denetim modeli oluşturduk.
Belediye meclisimizin aldığı karar doğrultusunda bu odaların teknik katkılarından yararlanmayı amaçladık.
Hedefimiz çok açıktı.
Projelerin teknik açıdan daha sağlıklı incelenmesini sağlamak...
İmar uygulamalarında hata yapılmasını önlemek...
Vatandaşlarımızın güvenli yapılarda yaşamasını temin etmek...
Ancak ne yazık ki bu uygulama daha sonra çeşitli hukuki süreçlere konu oldu ve devam ettirilemedi.
Oysa bizim tek amacımız kamu yararını korumaktı.
Yapı denetim sistemiyle ilgili de önemli tespitlerimiz vardı.
Kanun gereği yapı denetim kuruluşlarının, projelerin ruhsat aşamasından yapı kullanma izin belgesi alınmasına kadar geçen süreçte çok önemli sorumlulukları bulunmaktadır.
Projelerin ruhsata uygun yürütülmesini sağlamak, aykırılıkları tespit etmek ve gerekli uyarıları yapmak öncelikle onların görevidir.
Ben görev yaptığım süre boyunca yapı denetim kuruluşlarını bu sorumlulukları konusunda birçok kez uyardım.
Bugün de aynı kanaatteyim.
Ülkemizde bazı yapı denetim kuruluşları, kanunun kendilerine yüklediği görevleri gerektiği gibi yerine getirememiştir.
Dosyada yer alan birçok teknik değerlendirme de aslında yapı denetim sisteminin nasıl işlediğinin dikkate alınmadan yapıldığını göstermektedir.
Bütün bu süreç boyunca attığımız her adımın amacı; kamu yararını korumak, vatandaşlarımızın güvenli yapılarda yaşamasını sağlamak ve Nilüfer'in planlı gelişimini sürdürmekti.
Bunun dışında hiçbir amaç taşımadık.
Sayın Başkan,
Özetle ifade etmek gerekirse, dosyada asıl sorumlusuymuşum gibi gösterildiğim imar uygulamalarına ilişkin suçlamaların hiçbirini kabul etmiyorum.
Bu değerlendirmelerin hukuki değil, suç oluşturma anlayışının bir sonucu olduğunu düşünüyorum.
Biraz önce de ifade ettiğim gibi, yıllar içerisinde yaptığım açıklamalar, katıldığım toplantılar ve basında yer alan beyanlarım da göstermektedir ki; biz hiçbir zaman imar kirliliğini teşvik eden bir yönetim anlayışı içerisinde olmadık.
Tam tersine, yoğunluk artışına karşı çıktık.
Attığımız imzaların tamamı kamu yararı gözetilerek, kentsel dönüşüm sürecinde mağdur olan vatandaşlarımızın sorunlarını çözmek ve hizmetlerin aksamamasını sağlamak amacıyla atılmıştır.
Şimdi iddianamede yer alan ve "30 olay" olarak değerlendirilen başlıklara tek tek cevap vermek istiyorum.
Öncelikle şunu açıkça ifade ediyorum:
Bu 30 olay kapsamında bana yöneltilen suçlamaların hiçbirini kabul etmiyorum.
Dosyayı incelediğimde, birçok iddianın varsayımlara, yanlış değerlendirmelere ve gerçeği yansıtmayan beyanlara dayandırıldığını gördüm.
Özellikle ilk olaydan itibaren bazı kişilerin gerçek dışı ifadeleri üzerinden bir suç kurgusu oluşturulmaya çalışıldığını düşünüyorum.
Bunlardan ilki Sayın Emin Adanur'un beyanlarıdır.
Emin Adanur'u uzun yıllardır tanırım.
2024 yılının sonlarına kadar bana "abi" diye hitap eden bir kişiydi.
Altınşehir Mahallesi'nde kardeşime ait olan bir inşaat projesini üstlenmek istedi.
Ben belediye başkanı sıfatıyla değil, aile büyüğü olarak kardeşimle görüşmesini söyledim.
Daha sonra kardeşim ile Emin Adanur'un şirketi arasında görüşmeler yapıldı ve inşaatın yapımına ilişkin kat karşılığı sözleşme imzalandı.
Bu sözleşmede hangi aşamada kaç dairenin satılabileceği açık şekilde düzenlenmişti.
İnşaatın ilerleme seviyesine göre belirli oranlarda satış hakkı tanınıyordu
Ancak süreç içerisinde inşaat planlanan şekilde ilerlemedi.
İmalatlarda eksiklikler ortaya çıktı.
Teslim süreleri konusunda sorunlar yaşandı.
Bu nedenle taraflar arasında ciddi anlaşmazlıklar oluştu.
O dönemde Emin Adanur beni birkaç kez telefonla aradı.
Kardeşimle görüşmemi ve kendisine ilave daire satışı konusunda yardımcı olmamı istedi.
Ben de yalnızca durumunu kardeşime ilettim.
Bunun dışında hiçbir yönlendirmem ya da müdahalem olmadı.
Sonrasında sözleşmeden kaynaklanan sorunlar daha da büyüdü.
Kardeşim, sözleşmeye aykırı davranıldığını ve fazla satış yapıldığını ifade ederek duruma itiraz etti.
Yaşanan bu süreç sonunda ailemizin önemli ölçüde maddi zarara uğradığını öğrendim.
Buna rağmen Emin Adanur, projeyi tamamlamadığı halde farklı taleplerde bulunmaya devam etti.
Biz bu talepleri kabul etmedik.
Ben Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı olduktan sonra da birkaç kez benimle görüşmek istedi.
Kendisini kabul ettim.
İlk görüşmemizde bana işlerinin kötü olduğunu, belediyeden iş almak istediğini söyledi.
Ben de Büyükşehir Belediyesinin bütün ihalelerinin açık ve şeffaf şekilde yapıldığını, isteyen herkesin bu ihalelere katılabileceğini anlattım.
Ancak o bana açıkça, "Ben öyle istemiyorum." dedi.
İhalesiz şekilde iş verilmesini talep etti
Ben ise bunun mümkün olmadığını, bugüne kadar hiçbir kimseye ihalesiz iş vermediğimi ve vermeyeceğimi açık şekilde ifade ettim.
Bir süre sonra Emin Adanur yeniden yanıma geldi.
Ben bugüne kadar makamıma gelen hiç kimseyi geri çevirmemeye özen gösterdim. Bursa'da beni tanıyan herkes bunu bilir. Mümkün olduğu ölçüde herkesi dinlemeye çalışırım.
Ancak bu ikinci görüşmede de aynı taleplerini yineledi.
Daha önce de söylediğim gibi, belediyeden kendisine iş verilmesini istedi.
Ben yine aynı cevabı verdim.
Büyükşehir Belediyesinin tüm ihaleleri şeffaf ve herkese açıktır.
İsteyen herkes yasal şartları yerine getirerek bu ihalelere katılabilir.
Ancak ihalesiz bir şekilde herhangi bir iş verilmesi mümkün değildir.
Bunu kendisine açık ve net bir şekilde ifade ettim.
Bunun üzerine bana, "Bana iş verecek misin, vermeyecek misin?" diye sordu.
Ben de, "Senin istediğin şekilde bir iş vermem mümkün değil. Bugüne kadar nasıl hukuka uygun hareket ettiysem bundan sonra da aynı şekilde hareket edeceğim. İhalesiz iş vermem söz konusu olamaz." dedim.
Bu cevabım üzerine bana öfkelenerek, "Tamam, bundan sonra sen göreceksin. Sana neler yapacağımı göreceksin." diyerek beni tehdit etti.
Kapıyı sert bir şekilde çarpıp makamdan ayrıldı.
Bu görüşmeye ilişkin tanıklarımız da bulunmaktadır.
O günden sonra kendisiyle bir daha hiçbir görüşmem olmadı.
Ancak çok geçmeden sosyal medya üzerinden hakkımda gerçek dışı paylaşımlar yapmaya başladı.
Ağır ithamlarda bulundu.
Asılsız iddialar ortaya attı.
Bu paylaşımların tamamı hakkında suç duyurusunda bulunduk.
Açılan davalar sonucunda bu paylaşımlar nedeniyle hakkında mahkûmiyet kararları da verildi.
Buna rağmen iftiralarına devam etti.
Sadece beni değil, ailemi de hedef alan gerçek dışı iddialarda bulundu.
Bugün dosyada yer alan bazı beyanların da bu iftiraların devamı niteliğinde olduğunu görüyorum.
Kendisinin Mustafa Bozbey ile ilgili ileri sürdüğü iddiaların hiçbirini kabul etmiyorum.
Tamamının husumetten kaynaklandığını ve suç isnadı oluşturma amacı taşıdığını düşünüyorum.
Bu nedenle söz konusu beyanların hiçbirine itibar edilmemesi gerektiğine inanıyorum.
İddia konusu yapılan daireyle ilgili olarak da hiçbir bilgim bulunmamaktadır.
04 Ağustos 2025 tarihli inceleme raporunda da açıkça görüleceği üzere, söz konusu taşınmazla ilgili herhangi bir emsal artışı tespit edilmemiştir.
İddia edilen dairenin hangi şartlarda satın alındığı konusunda gerekli açıklamaları da Serez A.Ş.'nin sahibi Muhkim Demirtaş yapacaktır.
Ayrıca dikkat edilmesi gereken önemli bir husus daha vardır.
Söz konusu ruhsat 4 Temmuz 2017 tarihinde alınmıştır.
İddia konusu dairenin Serez A.Ş. tarafından satın alınması ise 6 Aralık 2017 tarihinde gerçekleşmiştir.
Yani ruhsatın alınmasından yaklaşık altı ay sonra yapılan sıradan bir ticari satın alma işlemi, bugün rüşvet gibi gösterilmeye çalışılmaktadır.
Ben bunu kabul etmiyorum.
Ortada ruhsat verilmiş, süreç tamamlanmış, aradan aylar geçmiş ve daha sonra gerçekleşmiş ticari bir satın alma vardır.
Hayatın olağan akışına uygun olan da budur.
Bunun rüşvet olarak nitelendirilmesi hukuken de mantıken de mümkün değildir.
Tamamen aramızda oluşan husumet nedeniyle, akrabam Muhkim Demirtaş üzerinden böyle bir kurgu oluşturulmaya çalışıldığını düşünüyorum.
Bu iddiaların tamamı iftiradan ibarettir.
Hiçbirini kabul etmiyorum.
Sayın Başkan,
İddianamenin 138 ve 139. sayfalarında yer alan birinci olaya ilişkin değerlendirmelerin ve hukuki nitelendirmelerin hiçbirini kabul etmiyorum.
Burada yer verilen HTS kayıtları üzerinden de benimle çeşitli kişiler arasında bir irtibat kurulmaya çalışılmıştır.
Oysa beni Bursa'da tanıyan herkes bilir.
Ben kardeşlerimle de, akrabalarımla da, dostlarımla da, vatandaşlarımızla da her zaman görüşen bir insanım.
Telefonla görüşmüş olmak ya da aynı çevrede bulunmak tek başına suçun delili olamaz.
Dosyada yer alan HTS kayıtlarının bu şekilde yorumlanmasını doğru bulmuyorum.
Bu kayıtlar üzerinden suç oluşturulmaya çalışıldığını düşünüyorum.
Biraz önce de ifade ettiğim gibi, Sayın Emin Adanur'un ortaya attığı iddiaların tamamı husumetten kaynaklanmaktadır.
Hakkımda yaptığı her bir gerçek dışı paylaşım ve her bir iftira nedeniyle ayrı ayrı hukuki yollara başvurduk.
Bundan sonra da başvurmaya devam edeceğiz.
Çünkü bu iftiralar yalnızca bana değil; eşime, çocuklarıma, torunlarıma ve tüm aileme de zarar vermiştir.
Elbette bunların hukuk önünde bir karşılığı olacaktır.
Şimdi iddianamede yer alan 19'uncu olaya değinmek istiyorum.
Bu olayda da hakkımda tamamen gerçek dışı yeni bir iddiayla karşı karşıyayım.
Adı geçen Hüseyin Arslan isimli kişiyi tanımıyorum.
Kendisini ne sosyal hayatımdan ne de ticari hayatımdan tanırım.
Bugün bana kimdir diye sorsanız yine tanımadığımı söylerim.
Sanıyorum 2023 yılının ilk aylarında telefon numarama ulaştı ve beni aradı.
Kendisiyle ilk ve tek görüşmemiz de bu telefon konuşmasıdır.
Görüşme sırasında bir iş merkezi ve bazı dükkânlarla ilgili konuları anlatmaya çalıştı.
Hatta uzun yıllardır tanıdığım Mehmet Ziya Arslan'ın yeğeni olduğunu söyledi.
Ben de kendisine açıkça, sözünü ettiği dükkânlarla hiçbir ilgimin olmadığını, bu taşınmazların nasıl alınıp satıldığı konusunda herhangi bir bilgim bulunmadığını ifade ettim.
Konuşmanın devamında üslubu sertleşti.
Beni tehdit etmeye varan ifadeler kullanmaya başladı.
Ben de bu şekilde konuşmaya devam etmesi halinde hakkında suç duyurusunda bulunacağımı söyledim ve telefon görüşmesini sonlandırdım.
Daha sonra çevremden öğrendiğim kadarıyla, bu kişinin kendi ailesi içerisinde de ciddi sorunlar yaşadığı, hatta çeşitli adli olaylara karıştığı ifade edildi.
Bütün bunları neden anlatıyorum?
Çünkü bugün dosyada yer alan beyanlarının, şahsıma yönelik husumetinin bir sonucu olduğunu düşünüyorum.
Ailesiyle yaşadığı anlaşmazlıkları ve kendi özel meselelerini benim üzerimden çözmeye çalışmaktadır.
Bu nedenle hakkımda ileri sürdüğü iddiaların hiçbirini kabul etmiyorum.
Daha önce de kendisi hakkında hukuki süreç başlattım.
Mahkeme tarafından da hakkında mahkûmiyet kararı verilmiştir.
Dolayısıyla bugün dosyada yer alan beyanlarının güvenilir olmadığı kanaatindeyim.
Sayın Başkan,
Bu olayda da rüşvet suçunu oluşturacak hiçbir somut olgu bulunmamaktadır.
Ruhsat tarihleri ile taşınmazın satın alınma tarihleri ortadadır.
Resmî kayıtlar incelendiğinde iddia edilen şekilde bir menfaat ilişkisinin bulunmadığı açıkça görülecektir.
Bu nedenle bu olay kapsamında yöneltilen suçlamaların tamamını reddediyorum.