2026.04.15 21:19 Son Güncellenme: 2026.04.15 21:29 - SİYASET
Tutuklanan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun da yargılanan isimler arasında olduğu İBB davası duruşması, 22'nci oturumda devam ediyor. Duruşmada KİPTAŞ Genel Müdürü Ali Kurt'un avukatının İmamoğlu'na yöneltilen 'örgüt lideri' suçlamasına ilişkin mahkeme heyetine ''Ekrem Başkan da dün Ali Kurt'a görev teklif ettiğinden bahsetti, örgüt lideri teklif etmez, emreder başkanım'' sözleri dikkat çekti. Duruşmaya verilen aradan önce avukatlarıyla konuşurken jandarmanın kendisine müdahale etmesine tepki gösteren Ekrem İmamoğlu, "Herkes gelip görmeli hatta iktidar temsilcileri de gelip görmeli. Cesaretleri yok, seçime gidemedikleri gibi benim karşıma da gelemezler" dedi. Aranın ardından İmamoğlu'nun yakın koruması Mustafa Akın'ın savunması alındı.
Cumhuriyet'ten Engin Deniz İpek ve Batuhan Serim'in haberine göre, Cumhuriyet Halk Partisi'nin (CHP) cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun da yargılanan isimler arasında olduğu İBB davası, 22'nci oturumunda İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi'nde devam ediyor.
Cumhuriyet, Silivri'de görülen davadan gelişmeleri bildiriyor...
20.05 | DURUŞMA SONA ERDİ
19.30 | İMAMOĞLU İLE MAHKEME BAŞKANI ARASINDA GERGİN DİYALOG
Ekrem İmamoğlu, savunmasının ardından Mustafa Akın'a soru sormak için söz aldı. Bu sırada Mahkeme Başkanı ile aralarında gergin bir diyalog yaşandı.
Ekrem İmamoğlu: "Sayın Başkan, elbette 'yorum yapmayın' diyeceksiniz ama benim koruma arkadaşım Mustafa Bey, yine koruma görevlisi Çağlar Bey, iki tane şoförüm, aynı zamanda tabii ki yine işte baba, oğul, özel kalem, özel kalemdeki insanlar, vesaire... Bu iddianameyi hazırlayan insanlar..."
Mahkeme Başkanı: "Soruyu alalım..."
Ekrem İmamoğlu: "Soruya geleceğim. Çok önemli. Bu iddianameyi hazırlayan insanlar, jammer üzerinden insanları suçlama cahilliğini yaşattı bize. Yani tabii bu cahilliğin bir sebebi onlar değil. Sözümü geri alıyorum. Türkiye'yi yöneten..."
Mustafa Akın: "Başkanım, çok özür diliyorum. Bir şeyi atladım. Efendim, jammer camilerimizde bile mevcut. Haber konusu oldu. Bunu da ayrıca belirteyim."
Ekrem İmamoğlu: "Türkiye'yi yönetenlerin, yöneten zihniyetin, her alanda bizlere yaşattığı fetret döneminin, yargıdaki güveni sıfırlayan fetret paralel anlayışının yansıması olan iftiranamenin en vahşi anındayız şu anda. Bunun tek müsebbibi vardır.
Benim ailem, çoluğum, çocuğum, eşim; burada başka aileler ve benim en yakınımdaki devlete 40 yıl hizmet etmiş insanlara sorulan soruların her birisi iddianamede var. Her birisi. Bunu tekrar sormanızı bile ben ayıplıyorum. Açık ve net söylüyorum. Hem size karşı bunu söylüyorum hem iddia makamına karşı bunu söylüyorum. Net. Ayıplıyorum. Niye biliyor musunuz? Bu soru..."
Mahkeme Başkanı: "Bu sizin takdiriniz..."
Ekrem İmamoğlu: "Tabii ki benim takdirim Sayın Hâkim. Tabii ki benim takdirim. Hiç önemli değil... Nasıl algılarsanız. Sayın Başkanım, hiç önemli değil. Nasıl algılarsanız. Gerçekten utanç vericidir.
Niye derseniz; MOBESE kameralarıyla takip edilerek; emniyet, valilik, içişleri bakanı talimatıyla basına sızdırılan ve buna da yargı 'kovuşturmaya gerek yoktur' diyen anlayışın olduğu dönemde İstanbullulara hizmet ettik. 20 milyona. Hakim Bey, bunları anlamazsanız, sorumun karşılığını anlayamazsınız.
Bakın tekrar söylüyorum; restorandan çıkıp, adım adım MOBESE kameralarından görüntülerimi... Bakın tekrar söylüyorum Sayın Başkan. Görüntülerimin tekrar tekrar basında gösterilmesine vesile olan emniyet, valilik... Ben bunu valiyle de konuştum. İçişleri Bakanlığının bütün yetkilileri ve buna da yargı tarafından 'kovuşturmaya gerek yoktur' kararı alındığı bir dönemde ben görev yaptım.
İkincisi; Erzurum'da bizi taşlıyorlar. Polisler de buradan seyrediyor. Ben anons yapıyorum. Sayın Başkan bunu dinlemezseniz bakın. İstirham ederim. Burada neler dinliyorsunuz? Niye sabır göstermiyorsunuz buna. Bakın bu çok önemli. 50 kişi ellerinde granitlerle atarken... Beyefendi söylemedi. Mustafa Bey bu konuda tedavi gördü 1,5 ay.
200'e yakın polisin burada seyrettiği bir ortamda, ben 20 milyon insana hizmet ettim. Şimdi bunu böyle algılarsanız, eğer hala jammerı sorgularsanız, ben de sizi sorgularım. Çok net.
Mahkeme Başkan: "Ekrem Bey, şöyle bir araya gireyim. Savunmanızda soracağız, sorgulayacağız. İddianamede bu yönde bir isnat var."
Ekrem İmamoğlu: "Ben bir isnadı sorguluyorum. Ben de bir isnadı sorguluyorum. Oradaki soruyu deşerseniz..."
Mahkeme Başkanı: "İddianamede bir isnat varsa, soracağız bunu... Soruyu deşerseniz diye bir cümle olmaz ki... Ne yapalım, üstünü mü kapatalım?"
Ekrem İmamoğlu: "Hayır, kapatmayın efendim... Bir kamera bantlamadan burada aylarca güvenlik görevlisi yatıyor. Aylardır. Hangi vicdana bu sığar? Bana bir tane suçlu gösterin kamera bantladı diye hapis yatan. Bir tane... Şu Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nde..."
Mahkeme Başkanı: "Sorunuz var mı?"
Ekrem İmamoğlu: "Kıyak sorularım var hem de."
Mahkeme Başkanı: "Buyurun sorun. Nedir o?"
Ekrem İmamoğlu: "Dinleyecekseniz ve faydalanacaksınız. Emin olunuz."
Mahkeme Başkanı: "Buyurun sorun."
Ekrem İmamoğlu: "Onun için bırakın, bunları biz anlatalım ama siz dinlemezseniz iş buraya gelir. Bakın buraya gelir."
Mahkeme Başkanı: "Yani siz böyle, yani heyete 'ben böyle yaparım, siz bunu dinlerseniz böyle olur' diyemezseniz böyle olur..."
Ekrem İmamoğlu: "Demiyorum Sayın Başkan, hiç öyle demedim. Ben 'böyle yaparım' demiyorum."
Mahkeme Başkanı: "Soruya geçelim."
Ekrem İmamoğlu: "Geçiyorum. Benim anlatımımdan niye geriliyorsunuz. Bakın siz bu şekilde müdahale etmeseniz ben şu an soruya geçmiştim."
Mahkeme Başkanı: "Evet, geçmiştiniz."
Ekrem İmamoğlu: "Onun için ben İstanbul'da en büyük tehdidi ne yazık ki o dönem bu işte kötü emellerije süreci sürükleyen emniyet görevlilerinden de yaşadım, valilikten de yaşadım, İçişleri Bakanı'ndan da yaşadım. Hakkında sözlerim bellidir. Aynı şekilde Türkiye'ye vahşet dönemini yaşatan iddia makamının mensuplarıyla yaşadım. Net."
İMAMOĞLU İLE MUSTAFA AKIN ARASINDAKİ SORU CEVAP
Ekrem İmamoğlu: "Benim hukuka aykırı, gayrimeşru, herhangi bir ahlaka aykırı; devletini, milletini yaralayan, zedeleyen ne bileyim bu tarzda uygulamaların içinde olduğum bir ana 12 sene boyunca şahitlik ettiniz mi?"
Mustafa Akın: "Kesinlikle şahitlik etmedim Başkanım. Aksine, bizim işimize hiçbir zaman karışmadınız. Demin izah ettiğiniz gibi, biz bazen bu zırhlı araçları getirirdik. Sayın Başkan, biz bazen tehditleri hissettiğimiz zaman zırhlı araç getirirdik ama Başkana söylemezdik. Bazen "araba arızalı" der, birkaç gün o zırhlı araçlara bindirirdik. Böyle tedbir alırdık; Başkan da "Niye bu arabaya biniyoruz?" diye bize serzenişte bulunurdu. Ama ben hiçbir şekilde hiçbir gayrimeşru şeye şahit olmadım. Olsaydım zaten burada olmazdık."
Ekrem İmamoğlu: "Bu dosyada, bu "iftiraname" safsatası, foseptik çukuru gibi olan iftiranamede bulunan iddiaların herhangi birisiyle ilgili yaptığım bir talimat, söylediğim bir söz... Hepsini inceleme şansınız yok ama sağ olsun zaten ilk günden beri savcılık her şeyi basına verdi zaten. Bugün, dünden beri bile veriyor; Yeni Şafak'a, şuraya buraya... Onlar da aynı foseptik çukurları Türkiye adına. Onlara verdi ilk günden itibaren. Yalan, dolan, iftira... Evet. Sayın Başkan, 300'e yakın suç duyurum var. 300'e yakın! Tek bir tanesinde "soruşturmaya gerek vardır" ya da tazminatla ilgili bir karar çıkmamıştır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından. Onu da bilginize sunayım; 1 tane bile! Ben de Ekrem İmamoğlu'yum. Sayın Başkan, benim de ailem var biliyor musunuz? Benim de çocuklarım var, haberiniz var.
Gerek bir ilçede gerek Türkiye'nin herhangi bir yerinde, bu programın dışında -hani ani bir şey gelişir vesaire ama- yine gayrimeşru, gayri hukuki, gayri ahlaki ya da kanuna aykırı bir tutum, davranış, bir buluşma, bir yeri ziyaret, gayrimeşru bir alanda bulunma gibi hususlarda bulunduk mu?"
Mustafa Akın: "Kesinlikle Başkanım, hayır. Kesinlikle olmadı. Hatta ben bugün gündemde olduğu için bir konuyu hatırlatmak isterim: Gülistan Doku konusu. Yanlış hatırlamıyorsam 2020 yılıydı; Elazığ'dan Tunceli'ye geçtik."
Ekrem İmamoğlu: "Doğru."
Mustafa Akın: "Elazığ'dan Tunceli'ye geçtik hatta 4-5 saat kaldık."
Ekrem İmamoğlu: "Evet, Dilek Hanım da vardı."
Mustafa Akın: "Evet. Ailesini ziyaret ettik. Sizin bir insani yönünüzü de anlatmak istiyorum."
Ekrem İmamoğlu: "Yok, yok hayır; anladım ben."
Mustafa Akın: "Sayın Başkanım; gittik, buluştuk, aileyi dinledik. Vaktinizi almayalım. Ben bunu çok önemsiyorum, o an müdahale ettiniz... İstanbul'dan dalgıç ekibi gönderdiniz, ben bu kadarını söyleyeyim."
Ekrem İmamoğlu: "Doğrudur, doğrudur. Mustafa Bey, koruma ve polis arkadaşlar ve sürece dair o etrafınızda olan her arkadaşla olan diyaloğunuzda herhangi birisiyle alakalı benim birebir talimatım; 'şunu yap', 'bunu yap', 'gitme', 'etme' vesaire ya da bu tür bir muhataplık benimle beraber yaşadınız mı?"
Mustafa Akın: "Kesinlikle yaşamadım Başkanım. Ben zaten sizinle ilk görüştüğümüzde de çalışmaya başladığımızda da bu konuyu konuşmuştum. Koruma talimatla iş yapmaz. Ben bunun korumanın tarifinde de Sayın Başkanım, net olarak böyle yaptım. Koruma talimatla asla çalışmaz. Eğer talimatla çalışıyorsa işini yapmaz. İnisiyatif alabilmeli ve inisiyatifi kullanmalıdır. Ben görev yaptığım yıllar içerisinde bizim liyakatımıza güvendiği için başkanıma tekrar teşekkür ediyorum. Ben çok insanla çalıştım. Gerçekten yani hani CV derler ama CV değil, önünüzde benim bilgi ve nerelerde görev yaptığım var. İsmini bahsetmediğim kişiler MİT'çidir, bunu da söyleyeyim size. O kişilerle de çalıştım. Onun için birçok alanı bilirim. Ama sayın başkan asla bizim koruma alanımıza müdahale etmemiştir. Sadece bazen daraldığını bize hissettirmiştir. O anda da biz ekip olarak onu birazcık rahatlatmak için, vatandaşla baş başa bırakmak için biraz koruma alanını genişletmişizdir. Bu da korumada sıkça uygulanan bir yöntemdir. Bulunduğunuz alana göre hareket edersiniz."
19.15 | "KİPTAŞ'TAN EV ALMAK SUÇ DEĞİL... PARASINI VERMİŞ Mİ? VERMİŞ. NOKTA"
Mustafa Akın son olarak, Eylem 30 kapsamında; iş insanı Ali Şükrü Malaz'ın Pendik'teki arsasının usulsüz şekilde elinden alındığı, burada yapılan konut projesine Adem Soytekin'in dahil edildiği ve konutların zararına satıldığına (aynı zamanda CHP kurultayı için verildiği) yönelik iddiaya karşı savunma yaptı. Mustafa Akın burada kendine eniştesi üzerinden daire almak ve kamu zararına ortak olmakla suçlanıyor. Ancak Ali Kurt, dünkü savunmasında buranın ekspertiz değerinin altında değil, yüzde 30 üstünde satıldığını, Akın'ın satış sözleşmesi üzerinden kanıtlarıyla mahkemede göstermişti. Akın şunları söyledi:
"Benim gibi sözde 'özel vasıflı örgüt üyesi' olarak nitelendirilen; aşırı önemli, bakın aşırı önemli... 'Birbirine riayet eden' olarak konumlandırılan birinin akrabası üzerinden kendine ev alması gibi bir aptallığı yapacağını düşünmek bile iddianamenin içerisindeki çelişkileri bir kez daha ortaya koydu. Ben ne söyleyeyim? Ben aptal mıyım? 40 yılını devletine vermiş birisi olarak konuşuyorum. Ben aptal birisine mi benziyorum?
Ayrıca KİPTAŞ'tan ev almanın suç olmadığını da biliyorum. Bizim eski dönemden kalan sürücü arkadaşlarımızın da evleri var; rahmetli Kadir Topbaş döneminden kalan. Rahmetli Kadir Topbaş döneminde özel kaleminde çalışan hepsinin evi var orada.
Ayrıca benim eniştem yurt dışında yaşıyor, evlatlarıyla beraber. Bizim, benim gibi burada bulunan herkes gibi sizlerin de Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı; Emlak Konut'tan da TOKİ'den, KİPTAŞ'tan, X firmalardan, yerel firmalardan parasını verir, istediği evini satın alır, satabilir. Bu ne beni ilgilendirir? Parasını vermiş mi? Vermiş. Nokta. Başka söyleyeceğim hiçbir şey yok. Bu eylemi de kesinlikle kabul etmediğimi beyan ediyorum."
19.00 | "BAŞKANIN EVİNE YANLIŞLIKLA GİDEN 2 KETTLE'IN 'DEVLET MALI' DİYEREK LOJMANA GERİ TESLİM EDİLMESİNİ SÖYLEDİM"
Mustafa Akın, 19 Mart sonrasında İBB Başkanlık Konutu'nun kameralarının sökülmesine ilişkin talimatı vermekle suçlandığı Eylem 17'ye karşı şu savunmayı yaptı:
"Başkanlık konutu 19 Mart'tan önce, yani 15 Mart'ta taşınmış olacaktı. Sayın Başkan kendi ikametine geçiş yapacaktı ama o esnada yeni konutta meydana gelen bir su kaçağından dolayı parkelerin şiştiği ortaya çıkmıştır. Bundan dolayı oranın tadilatı gecikti, sonrasında da 19 Mart sabahı Sayın Başkan'ın gözaltına alınması süreci yaşanmıştır.
Sayın Başkan gözaltına alınıp Vatan Emniyet'e götürüldükten sonra, yanlış hatırlamıyorsam 21'i akşamıydı, konutta bulunan arkadaşlar; ikamette görevli olan koruma ve sürücü arkadaşlarımız ve kameraların kontrollerinden, arıza ve yapım onarımından sorumlu olan Davut Bildik arkadaşımızla beraber bir toplantı yaptık. Konutta envantere, yani İBB'ye ait olan bütün eşyaların ilgili birimlerine teslim edilmesi kararını aldık. Bunu hep beraber aldık.
Üzerimizde zimmetli bir şey kalmasını istemedik, bu gayet doğaldır. Şunu da belirteyim, yanlışlıkla Sayın Başkan'ın yeni evine iki tane kettle gidiyor. Bana bunu arkadaşlarım söylediğinde hemen dedim ki bir arkadaşıma, 'Derhal onu Başkan'ın evinden alın, lojmanına geri teslim edin.' Çünkü o devletin malıdır. Kimseye hesabını bile sormadı. Ama biz bu kadar hassas düşünüyoruz.
Konuttaki kamera kayıt cihazı da kolluk kuvvetinin 19 Mart sabahı yapması gereken görevi daha sonra, 36 gün sonra gerçekleştirmeye çalışmasından kaynaklıdır. Burada bizim hiçbir dahilimiz yoktu. Biz aldığımız konutu boşaltma tedbirinden sonra, Davut Bildik arkadaşımızla üzerine düşen görevi yerine getirip, konutta bulunan kayıt cihazlarını eksiksiz ve tam olarak ilgili birime teslim etmiştir. Ve ayrıca cihazların bulunması konusunda da polis arkadaşlarımızın o gün orada arama emirleri olmamasına rağmen, bizim arkadaşlarımız bizzat yardımcı olmuşlardır. Cihazlar bulunduktan sonra kendilerine orada, yani bizim İSBAK biriminde nasıl çalışıldığına dair kısa bir bilgilendirme bile verilmiştir.
Yani burada da bizim hiçbir kastımız ya da bir bilgi, belge saklama gibi bir şeyimiz söz konusu değildir. Zaten üzerinden 36 gün geçmiştir; üzerinde zaten kayıt yapan cihazlar var. Bu cihazların çalışma sistemi budur yani; 25-27 gün kayıt yapar, sonra da üzerinden tekrar kayıt yapmaya başlar. Dolayısıyla hakkımdaki bu suçlamaları da somut dayanaktan yoksun, yalnızca soyut verilere dayanan suçlamalardır. Bu suçlamaları kabul etmiyorum."
18.50 | 'KAMERALARIN BANTLANMA OLAYINA GELECEK OLURSAK...'
Mustafa Akın, savunmasında, kendisine yönelten suçlamalara yanıt verdi. Akın, Eylem 15 kapsamında; MAKYOL sahibi Adnan Çebi'nin ortağı olduğu Le Meridien Hotel'de yapılan "örgütsel" toplantılar öncesi gizliliği sağlamak amacıyla birçok toplantıda kameraları kapattırma, sinyal kesici (jammer) kullanma ve örgütsel faaliyetlere ilişkin delilleri karartarak örgütün gizliliğine riayet etmekle suçlanıyor.
Jammer cihazlarının Kadir Topbaş döneminde envantere eklendiğini hatırlatarak savunmasına başlayan Akın:
"Sayın Başkanım; elimizde bulunan jammer cihazları, bahsettiğim üzere rahmetli Kadir Topbaş döneminde alınan jammer cihazlarıdır. Bu otelin tepesinde ve etrafında dört tane baz istasyonu var. Otelin tepesindeki baz istasyonu da İstanbul'un en büyük baz istasyonlarından bir tanesi. Burada, bu cihazları kullanmanız mümkün değil. Çünkü baz istasyonlarının özellikleri, bu tür cihazların çalışmasını engeller.
Kameraların bantlanma olayına gelecek olursak; bu durum, sadece Sayın Başkan'ın toplantı öncesi ya da sonrası üzerinde kıyafet değiştirdiği alana bakan kameranın kapatılması olayıdır. Yani Sayın Başkan'ın özel hayatının gizliliğini ve itibarını korumak için, yaşadığımız daha evvelki olaylardan dolayı bu kararı aldık. Bunlara da kısaca bir örnek vereyim size; Balıkçı Kahraman, The Marmara Oteli... Ayrıca İsmail Küçükkaya olayı, hepiniz basından biliyorsunuzdur. Oradaki görüntülerin de nasıl alındığı da ayrıca vahim bir olaydır.
Bunlar, kamuoyunda Sayın Başkan'ın itibarını sarsacak yanlış algılamalara yöneltecek, maksatlı belli medya mensupları tarafından kullanıldığı için, biz bu tedbirleri, koruma ekibi olarak, özellikle ve özellikle toplantı yaparak, bundan sonra uygulamalarımızı ona göre gerçekleştirdik. Tüm koruma arkadaşlarımız, polis arkadaşlarımız bu konuları bilirler; isterseniz herhangi birisini davet edip sorabilirsiniz.
Ayrıca iddia edildiği üzere, toplantı ve toplantıya katılanların gizlenmesi gibi bir amaç ile hareket edilmiş olsa, otelin giriş-çıkış kısmına bakan kameralar da kapatılmaz mıydı Sayın Başkanım? Biz otele çakarlı arabalarla geliyoruz. Yanımızda iki tane resmi polis ve Valilik onayıyla bizimle beraber çalışan güvenlik görevlisi koruma arkadaşlarımız, özel kalemimiz, saha koordinatörü arkadaşımız var. Otele girerken bir tek davul zurna eksik. Öyle gizli bir toplantı olur mu Allah aşkına? Mümkün değil, hayatın olağan akışına aykırı.
Ayrıca keza gizli bir durum mevcut olsa, devlet erkanının toplantı için sık sık kullandığı bu otel mi tercih edilirdi? Gizli bir durum olsa, bahsi geçen otelin dördüncü katında bulunan VIP girişinden girilmez miydi? Gizli bir toplantı yapacak olan VIP girişinden girer; kimse sizi görmez, özel karşılanırsınız, asansöre binersiniz ve ineceğiniz yere gidersiniz."
18.45 | UZMAN MÜTALAASI MAHKEMEYE SUNULDU
Mustafa Akın, eski Emniyet Müdürü Hanefi Avcı'nın, kendisinin sorumlu tutulduğu eylemlerde "suç olmadığı" kanaatine vardığı 10 sayfalık uzman mütalaasının, mahkemeye sunulduğunu açıkladı.
18.40 | DURUŞMA YENİDEN BAŞLADI
Ara sona erdi. Duruşma yeniden başladı.
17.20 | "OLMAYAN BİR ÖRGÜT YARATILIYOR"
Ekrem İmamoğlu'nun dördüncü dalga operasyonda tutuklanan koruma müdürü Mustafa Akın:
"Yıllarını devletine ve milletine hizmet etmekle geçirmiş biri olarak, bir vatansever olarak bana isnad edilen özel vasıflı örgüt üyesi suçlamasını kesinlikle kabul etmiyorum.
Dosyaya gizlilik verilmek için 11 ayımı burada geçirten yapıyı kınıyorum. Ben olmayan bir örgütün ne üyesi oldum ne de öyle bir faaliyetin içinde bulundum. İddia edildiği gibi bulunmam da mümkün değildir.
Ben bir örgüte üye olsam, 25 yaşında sırtına kefenini giymiş bir emniyet teşkilatı personeli olarak 2012'de, örgütlerin cirit attığı dönemde istifa eder miydim? Üye olurdum ve terfi alırdım. Bir örgütün içinde bulunmak gibi bir gayem olsa görevime devam eder ve orada rahatça çalışırdım. Ama ben yanlışları sezdiğim için 2012'de emekli oldum.
Bugünkü bu benim onur ve haysiyetime zarar veriyor. 11 aydır neden buradayım? Liyakatli arkadaşlarım neden burada? İşini yapmaktan dolayı mı? Lütfen bizi bir şeylere alet etmeyin. Lütfen buna müsaade etmeyin. Sayın Başkan sizin vicdanınıza güveniyorum.
12 metrekare (koğuş) beni öldürmez, hiç de korkmam. Ben dağda yaşamış bir insanım. Ağrı Dağı'nın 3200 metresine çıkmış bir insandım, bu tutsaklık beni fikir ve düşüncelerimden vazgeçiremez. Ben Ağrı Dağı'nda koyun sürüsüyle buz üstünde yatmış bir adamım. Burası ne ki? Hiçbir şey değil. 12 metrekare benim için lüks. Onu da alabilirler. Uğraşıyorlar zaten ama alabilirler. Dert etmem.
Ben görevden bitlenmiş gelerek evinin kapısında üniformalarını soyunup evine öyle giren biriyim. Başöğretmen eşim burada, sorabilirsiniz. Ben bunları niçin, kimin için yaptım? Burada olmak için mi yaptım? Biz bunları hak etmiyoruz Sayın Başkan. Böyle giderse yarın sizler için, devletimiz için kendi feda edecek koruma bulunamaz, bahanecilik başlar. Bulamazsınız. Liyakatli koruma, sürücü bulamazsınız.
12 yıllık görev süremde ne böyle bir örgüte ne de böyle bir örgütün oluşumuna şahit oldum. Ben örgütlerle mücadele etmiş bir insanım, ne örgütü? Olmayan bir örgüt yaratılıyor. 12 yılda şahit olmaz mıydım? Olurdum. Söylediklerimde bir tane yalan bulamazsınız."
Duruşmaya ara verildi. Aradan sonra Akın, hakkındaki iddialara ilişkin savunma yapacak.
Ekrem İmamoğlu'nun dördüncü dalga operasyonda tutuklanan koruma müdürü Mustafa Akın, İmamoğlu'nun, İBB'nin envanterindeki yaklaşık 100 milyon liralık zırhlı Mercedes'lere binmek yerine kendi aracını kullandığını, yakıtını da cebinden ödediğini anlattı:
"Ben Sayın Ekrem İmamoğlu ile göreve başladığım 2014 yılından beri, Sayın Ekrem İmamoğlu, kendi aracını kullanmaktadır. Kendi aracını makam aracı olarak kullanmaktadır. Ve yakıtını da kendisi karşılamaktadır. Sayın Ekrem İmamoğlu, Biz ekranda gördüğünüz araçları (mahkemedeki perdeye yansıtılan araçlar) belli süreler içerisinde kullandık, makam araçları arıza yaptığında ya da gerek gördüğümüz zamanlarda çok kısa sürelerde kullandık. Bu araçlar çok masraflı araçlardır."
Akın, iki zırhlı aracın da, hayatını kaybeden ve eski İBB Başkanı Kadir Topbaş döneminde envantere eklendiğini belirterek şunları söyledi:
"İstanbul Büyükşehir Belediyesi envanterinde, 2 adet bu gördüğünüz Mercedes S600 marka BR10 zırh seviyesine sahip özel yapım araçlar mevcuttur. Bu gördüğünüz araçlar bombaya karşı bile etkilidir. Sayın Cumhurbaşkanımızın Başbakanken yaşadığı bir olayı hatırlarsınız, aracının içerisinde kaldı ve balyozla bile zorla kırabildiler.
Bu araçlardan birisi 2015 model, KİPTAŞ himayesindedir, Diğeri de 2017 model, İGDAŞ himayesindedir. Tarihlerinden de anlayacağınız gibi rahmetli Kadir Topbaş döneminden kalmadır. Onun döneminde özel siparişle Almanya'da yapılmış araçlardır. Ve Sayın Kadir Topbaş bu araçları sürekli makam aracı olarak kullanırdı, hiçbir beis yoktur, onu da belirteyim. Yani VIP'nin en temel hakkı olan yaşam hakkının korunması için, 'korumadan tasarruf etmeye gerek yoktur' demişlerdir. Bence de yoktur.
Bu araçların şu anda bir tanesi 100 milyonun üzerindedir. Tam rakamını bilemiyorum, belki de 150 milyondur bir tanesi. Burada 'kamu zararı vardır' gibi bir imada bulunmuyorum ama 150 milyona yakındır bir tanesi. Yani iki tanesi 300 milyon TL. Ve durduğu yerden masraf olan araçlardır. Çünkü yaz lastikleri de kurşun geçirmez kauçuktur; komple atarsınız dört lastiği."
Jammer (sinyal kesici) konusuna da değinen Akın:
"Ayrıca o dönemde rahmetli Sayın Kadir Topbaş'ın koruması ve kollanmasında çalışan arkadaşlar bize bir iyilik daha yapmış. Jammer dediğimiz sinyal kesici cihazlar o dönemde alınmıştır. Bizim de işimizi kolaylaştırmışlardır. Yine teşekkür ediyorum kendilerine öngörülerinden dolayı. Koruma ve kollamayı bilerek hareket ettikleri için yine teşekkür ediyorum. Biz, gerektiği takdirde önleyici ve caydırıcı tedbir olarak bu cihazları yanımızda bulundurduk Sayın Başkan."
ZIRHLI ARAÇLAR: ''RAHMETLİ KADİR TOPBAŞ DÖNEMİNDEN KALMADIR''
Akın, iki zırhlı aracın da, hayatını kaybeden ve eski İBB Başkanı Kadir Topbaş döneminde envantere eklendiğini belirterek şunları söyledi:
"İstanbul Büyükşehir Belediyesi envanterinde, 2 adet bu gördüğünüz Mercedes S600 marka BR10 zırh seviyesine sahip özel yapım araçlar mevcuttur. Bu gördüğünüz araçlar bombaya karşı bile etkilidir. Sayın Cumhurbaşkanımızın Başbakanken yaşadığı bir olayı hatırlarsınız, aracının içerisinde kaldı ve balyozla bile zorla kırabildiler.
Bu araçlardan birisi 2015 model, KİPTAŞ himayesindedir, Diğeri de 2017 model, İGDAŞ himayesindedir. Tarihlerinden de anlayacağınız gibi rahmetli Kadir Topbaş döneminden kalmadır. Onun döneminde özel siparişle Almanya'da yapılmış araçlardır. Ve Sayın Kadir Topbaş bu araçları sürekli makam aracı olarak kullanırdı, hiçbir beis yoktur, onu da belirteyim. Yani VIP'nin en temel hakkı olan yaşam hakkının korunması için, 'korumadan tasarruf etmeye gerek yoktur' demişlerdir. Bence de yoktur.
Bu araçların şu anda bir tanesi 100 milyonun üzerindedir. Tam rakamını bilemiyorum, belki de 150 milyondur bir tanesi. Burada 'kamu zararı vardır' gibi bir imada bulunmuyorum ama 150 milyona yakındır bir tanesi. Yani iki tanesi 300 milyon TL. Ve durduğu yerden masraf olan araçlardır. Çünkü yaz lastikleri de kurşun geçirmez kauçuktur; komple atarsınız dört lastiği."
''JAMMERLAR DA O DÖNEMDE ALINMIŞTIR''
Jammer (sinyal kesici) konusuna da değinen Akın:
"Ayrıca o dönemde rahmetli Sayın Kadir Topbaş'ın koruması ve kollanmasında çalışan arkadaşlar bize bir iyilik daha yapmış. Jammer dediğimiz sinyal kesici cihazlar o dönemde alınmıştır. Bizim de işimizi kolaylaştırmışlardır. Yine teşekkür ediyorum kendilerine öngörülerinden dolayı. Koruma ve kollamayı bilerek hareket ettikleri için yine teşekkür ediyorum. Biz, gerektiği takdirde önleyici ve caydırıcı tedbir olarak bu cihazları yanımızda bulundurduk Sayın Başkan."
16.00 | KORUMA MÜDÜRÜNDEN "ERZURUM TAŞLI SALDIRI" VE "BALIKÇI KAHRAMAN" AÇIKLAMASI
Ekrem İmamoğlu'nun dördüncü dalga operasyonda tutuklanan koruma müdürü Mustafa Akın, İmamoğlu'nun Erzurum'da seçim otobüsüne taşlı saldırı ve 'Balıkçı Kahraman' olaylarına ilişkin konuştu:
"(Mahkeme Başkanına) Sizin de korumalarınız var. Arada görüyorum burada. Aslında anlatacaklarımı dinlemelerini de çok isterim. Belki faydam olur.
İddianameye göre tarafıma suç olarak isnat edilen ancak mesleki hükümlülüğüm olan VIP koruma yönetimini anlatmak istiyorum. Seçilmiş Sayın Ekrem İmamoğlu, diğer seçilmişler ve sizler gibi görevlilerin devletimiz tarafından korunmasıdır kısa tarifle.
Bu koruma hizmeti yalnızca fiziki bir koruma olmayıp, VIP (çok önemli kişinin) kişinin sosyal ve özel hayatının, itibarının korunması, kollanması, kişisel verilerinin de kollanmasını ve korunmasını kapsamaktadır. Dünyada net tarifi budur. VIP sadece fiziki koruma değildir. Bizler de bugüne kadar bu tanıma göre görevimizi yerine getirdik.
İki örnek vermek istiyorum. İlki; Erzurum Sayın Başkan'ın yaptığı mitingde otobüsün üzerinde taşlı saldırıya uğramış olmasıdır.
Asıl değinmek istediğim, özel hayatın ve itibarın korunması. Bu sizler için de önemli, eminim korumalarınız dikkat ediyordur.
'Balıkçı Kahraman' olayını eminim hatırlıyorsunuzdur. Restorandaki kayıtların sosyal medya ya da sözde basın mensuplarına servis edilmesi... Burada asıl ilginç olan, beni üzen ve yaralayan, yıllarımı verdiğim teşkilatın MOBESE görüntülerini cep telefonuna kaydedip, kendisini basın mensubu ya da haberci zanneden kişilere servis edilmesidir. Biz İBB olarak şikayetçi olduk, 'kovuşturmaya yer yok' dendi. Ben bu cevabı anlayamıyorum. Yıllarımı feda ettiğim teşkilatımın birilerinin elinde oyuncak olmasına üzülüyorum."
16.00 | İMAMOĞLU'NUN KORUMA MÜDÜRÜ SAVUNMASINA BAŞLADI
İBB operasyonunun dördüncü dalgasında tutuklanan Ekrem İmamoğlu'nun koruma müdürü Mustafa Akın kürsüye gelerek savunmasına başladı.
"OTURUŞUNUZDAN GÖZLEDİM, SIKILDINIZ AMA...''
Ekrem İmamoğlu'nun dördüncü dalga operasyonda tutuklanan koruma müdürü Mustafa Akın, kürsüye gelerek savunmasına başladı.
Akın, Mahkeme Başkanına, "Sıkıldınız farkındayım" diye seslenerek, "Az önce oturuşunuzdan gözledim. Ama bizimki biraz daha farklı konular. Benim anlatacağım konuları biraz daha dikkatli dinlemenizi istirham ediyorum."
15:30 | "ÖRGÜT LİDERİ TEKLİF ETMEZ, EMREDER"
Aradan sonra söz alan Kurt'un avukatlarından Seçkin Akbaşak ise Kurt'un tutuklanma talebiyle hakimliğe sevk edildiği suçlamalarla iddianamede yer alan suçlamaların farklı olduğuna dikkat çekerken "Bunlar zamanında Ali Kurt'a soru sorulmuş olsaydı belki de bugün tutuklu olmayacaktı. Ali Kurt, isnatların somut değil soyut olduğunu delillerle kanıtladı" diye konuştu.
Akbaşak ayrıca, bugün Kurt'la ilgili iktidara yakın Yeni Şafak gazetesinde çıkan haberle ilgili konuştu. Gazetenin, Kurt'un dün tamamlanan savunmasından bir kısım içermeyerek yalnızca "Ali Kurt'un hesabına şüpheli para girişi" başlığı attığını belirten Akbaşak, şöyle konuştu: "İnanılmaz bir olumsuz algı çabası. Basından kötü niyet görüyoruz. Dün parasını vadeli hesabında tuttuğunu belirten müvekkilimin hesabı için 'Vadeliden vadesiz hesabına geçen şüpheli para' yazmışlar başkanım. Biz kime ne anlatıyoruz? İstediğimiz kadar burada anlatalım, duymak istemeyenler yine istedikleri gibi haber yapacak. Biz gerçekten yalnızca sizin adaletinize güveniyoruz."
Daha sonra eylem bazında savunmalara geçen Akbaşak, Ali Kurt'un, kendisi hakkında rüşvet istediği iddiasında bulunan Adem Soytekin'in iddiasını dün çürüttüğünü hatırlattı. Akbaşak "Soytekin ile şoförünün kendi beyanları bile örtüşmüyor. Etkin pişmanlıktan faydalanmaya çalışmışlar, ortak hareket etmeye çalışmışlar ama onu da becerememişler" ifadelerini kullandı.
CHP'li delegere KİPTAŞ'tan konut verildiğine ilişkin iddiaların olduğu eylem 30'a yönelik konuşan Akbaşak, sözlerini şöyle sürdürdü: "Bu eylemde iki iddia var. Birincisi iş insanı Ali Şükrü Malaz'ın tapusuna zorla çöküldüğü iddiası. Bu iddia 2019 sonrasını kapsıyor ama tapu kaydı 2017. Ali Kurt bunun muhattabı bile değil. İkinci iddia ise KİPTAŞ'tan 100 tane dairenin CHP delegerine ucuza satılması. Satış yetkisi KİPTAŞ'ta bile değil, KİPTAŞ'ta olsa bile 2021'de başlayan satışlar 2022'de tamamlanıyor. Kurultay ise 2023'te. CHP kurultayının ne zaman olduğuna baktığında 'Ya bu adam ne diyor?' iki yıl fark var, anlayabilecek durumda. Dolayısıyla bu isnatlar da o an için haber değeri olsa da medyatik olarak önemli olsa da hiçbir gerçekliği yok"
Son olarak Kurt'un örgüt üyeliği iddiasına yönelik de konuşan Akbaşak, "Müvekkilimiz Ertan Yıldız'ın altında örgüt üyesi olarak geçirilmiş ancak kendisi KİPTAŞ'ta kendisi genel müdür, Yıldız ise yönetim kurulu üyesi. Bu nasıl alt üst ilişkisi? Ekrem Başkan da dün Ali Kurt'a görev teklif ettiğinden bahsetti, örgüt lideri teklif etmez, emreder başkanım" ifadelerini kullandı.
15.20 | ''ANLATIMLAR BİRBİRİYLE ÇELİŞİYOR''
Ali Kurt'un avukatı Şerif Dede, savunmasında isnatların üç ana proje üzerinden kurgulandığını belirterek, süreçlerin tamamının hukuki çerçevede ve şeffaf yürütüldüğünü söyledi. Yeşilpınar, Pendik Arkatlı ve Sarıyer Ayazağa projelerinde ihalelerin çok sayıda şirketin davet edilmesiyle yapıldığını, en uygun tekliflerin seçildiğini ifade eden Dede, sözleşmelerde tarafların yükümlülüklerinin açıkça düzenlendiğini vurguladı.
Dede, KİPTAŞ'ın hem kâr üretmek hem de dar gelirli vatandaşlar için konut üretmek amacıyla faaliyet gösterdiğini belirterek, projelerde yüklenicilerin rekabet ettirildiğini ve sürecin kamu yararı gözetilerek yürütüldüğünü kaydetti.
Savunmada, suçlamalara dayanak gösterilen delillerin yetersiz olduğu ileri sürüldü. Özellikle 500 bin dolarlık rüşvet iddiasına ilişkin para akışının kimden kime, nasıl gerçekleştiğinin ortaya konulamadığı, anlatımların birbiriyle çeliştiği belirtildi.
İrtikap suçunun unsurlarının oluşmadığını savunan Dede, müştekinin baskı altında kalmadığını, aksine iddia edilen talepleri kabul etmediğini ve iradesinin etkilenmediğini ifade etti. Hak ediş ödemelerinde de gecikme olmadığı, sürecin sözleşmeye uygun yürütüldüğü kaydedildi.
Petek Okulları meselesinde ise Ali Kurt'un sözleşmeye aykırılık nedeniyle açılan dava sonucunda kamu malını korumak adına tahliye işlemi yaptığı, olayda herhangi bir suç unsuru bulunmadığı savunuldu.
Dolandırıcılık iddiasına ilişkin olarak da, ortada kamu zararı ya da hileli bir davranış bulunmadığı, aksine işlemlerin Kurt'un görevinden önce başladığı ve KİPTAŞ'ın kâr ettiği belirtildi.
Dede, dosyada somut ve kesin delil bulunmadığını, suçlamaların yalnızca varsayım ve etkin pişmanlık beyanlarına dayandığını savunarak, "İrtikap için zor kullanma, rüşvet için menfaat, dolandırıcılık için zarar yok" dedi.
14.45 - DURUŞMA TEKRAR BAŞLADI
Verilen aranın ardından duruşma yeniden başladı. Ali Kurt'un diğer avukatı savunma yapıyor.
İBB davasında tutuklu KİPTAŞ Genel Müdürü Ali Kurt'un avukatı Şerif Dede, müvekkiline yöneltilen suçlamalara ilişkin savunmasında iddiaların somut delillere dayanmadığını vurguladı. Dede, KİPTAŞ'ın 43 projesinden yalnızca birinde Adem Soytekin'in tek başına yer aldığını, iki projede ise adi ortak olduğunu belirterek "çok sayıda iş verildiği" iddiasının doğru olmadığını söyledi.
KİPTAŞ taşınmazlarının düşük bedelle tanıdıklara satıldığı yönündeki iddialara da değinen Dede, dosyada buna ilişkin tek bir örnek, eylem ya da tanık beyanı bulunmadığını ifade etti. Taşınmazların daha yüksek bedellerle el değiştirdiği iddiasının da hiçbir somut veriyle desteklenmediğini belirten Dede, "Bir tane bile örnek yok" dedi.
Savunmada, iddianamede yer alan "milyarlarca liralık haksız kazanç" ve "örgüt" iddialarının da somutlaştırılmadığı vurgulandı. Dede, "Hangi örgüt, hangi eylem, kim, nerede, ne zaman? Somutlaştırılmadığı sürece bunlar masaldır" ifadelerini kullandı.
KİPTAŞ'ın hukuki statüsüne de dikkat çeken Dede, kurumun ihale yapmadığını, özel hukuk hükümlerine tabi olduğunu belirterek ihaleye fesat suçlamasının temelsiz olduğunu savundu.
Tape kayıtlarında Ali Kurt'a ilişkin yalnızca "yağmaya engel olduğu" yönünde bir ifadenin yer aldığını aktaran Dede, müşteki beyanlarının da suçlamalarla bağlantı kurmadığını dile getirdi. Kaçma ve delil karartma şüphesi iddialarının da somut olgulara dayanmadığını belirten Dede, müvekkilinin operasyon sonrası kaçma imkânı varken kaçmadığını ifade etti.
Dede, dosyada herhangi bir tanık ya da müşteki üzerinde baskı kurulduğuna dair somut bir veri bulunmadığını da sözlerine ekledi: "Şu an burada yargılanan sanıklardan herhangi birinin, bir şüpheli, tanık ya da müşteki üzerinde baskı kurduğuna dair bir şehir efsanesi dahi olsa, bütün akrabaları tutuklanır. Bunu nasıl yapacaklar?"
13.00- DURUŞMAYA ARA VERİLDİ: İMAMOĞLU İLE AMCASI ARASINDA DİKKAT ÇEKEN DİYALOG
İBB Davasının duruşmasına ara verildi.
Ekrem İmamoğlu araya giderken avukatlarıyla konuşuyordu, jandarma acele etmesini söyleyerek müdahale etti, İmamoğlu tepki gösterdi. Önce oturarak ardından olanı yüksek sesle eleştirerek...
Salondan çıkarken, "Bakın ben ters davranmıyorum ama terslik istiyorsanız ona göre davranırım" dedi.
Ardından yürümekte zorlanan 90 yaşındaki amcasını gördü ve ona seslendi, "Üzülme, senin çektiklerin yanında bunlar ne ki? Bu memlekette herkes layığını bulur. Onlar da bulacak. Ben layık olduğum yerde, milletimin gönlündeyim" dedi.
Ardından izleyicilere dönerek, "Sizin buradaki varlığınız çok değerli. Herkes gelsin izlesin ister vatandaş, ister aile yakını, ister İBB çalışanı... hatta iktidar mensupları da gelip izlemeli... ama gelemezler. Seçime gidemedikleri gibi benim de karşıma gelemezler." diye tepki gösterdi.
11.30 | "EKREM BEY ÇALIŞMA ARKADAŞI SEÇME KONUSUNDA MAHİRMİŞ"
Ali Kurt'un avukatı Şerif Dede:
"Soruşturma aşamasında CMK'nın tüm kuralları ihlal edilmiş. İddianame açık, anlaşılır olmak zorunda. Belki anlaşılmasın diye böyle yazıldı. Ali Kurt'un soruşturma aşamasında suçlandığı konular ile ilgili herhangi bir soru sorulmadı. Evrensel hukuk kuralı vardır, 'Hiç kimse suçsuzluğunu ispata zorlanamaz.' Soruşturma aşamasında bize haklarımız hatırlatılmadı, delillerimizin toplanılmasına izin verilmedi.
Ekrem Bey (İmamoğlu); bürokrat, çalışma arkadaşı seçme konusunda mahirmiş. Tebrik etmek lazımmış. Sorgulanan yöneticilerin hepsi, işini çok iyi yapan insanlar. 16 milyonun Başkanı bugün itibarıyla, ben de oy verdim size. Böyle olduğunu bilerek vermedim ama bunu görmek insanın içine su serpiyor. Burada görmek bambaşka bir şey ama nasip böyleymiş."
"SAVCILIK DA ANLAYAMAMIŞ Kİ ANLAŞILACAK ŞEKİLDE ANLATAMAMIŞ"
Ali Kurt'un avukatı Şerif Dede, savunmasına şöyle devam etti:
"3738 sayfa iddianame. İnsan istese romanı yazamaz. İlk defa dün Cumhuriyet Savcılığının sanık lehine hareket etmiş olduğunu gördük. Savcılık dün ilk defa Ali Kurt için 'sizin lehinize' dedi. Sayın Soruşturma Savcıları, Cumhuriyet'in Savcıları oldukları için tüm Türk halkının savcılarıdır. Soruşturma aşamasında bunu göremedik. Size teşekkür ederim. İnsan tepki verir, bir duruşmada siz, 'biz bunu anlamadık' dediniz.
143 eylem, 143 ayrı ağır ceza mahkemesi dosyası var önünüzde... (Eylem 13'e ilişkin Mahkeme Başkanının sözünü hatırlatarak)'Biz anlayamadık, anlatın da anlayalım.' Demek ki savcılık da anlamamış ki, anlaşılacak şekilde anlatılamamış."
Mahkeme Başkanının İBB İddianamesini sürecin en başında savcılığa iade etmesi gerektiğini söyleyen Dede, "Ama iade etmiş olsaydınız da felaket olurdu. Çünkü bu sefer o iddianamenin yeniden hazırlanması aylar, belki yıllar bulacaktı ve tutuklu sanıklar Silivri'de olacaktı" diye ekledi.
İddianamede adı dahi geçmeyen ancak 1 yıldır tutuklu bulunan isimler olduğuna dikkat çeken Dede, "Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nde 8 aydır bir insan neden cezaevinde olduğunu bilmeden tutulabilir mi? Anlaşılabilir bir yönü var mı?" diye sordu.
AVUKATTAN STAR WARS GÖNDERMESİ: "BİZ İYİ TARAFTAKİ 'JEDİ' OLMAK İSTİYORUZ"
KİPTAŞ Genel Müdürü Ali Kurt'un avukatlarından Şerif Dede, dikkat çeken bir Star Wars (Yıldız Savaşları) göndermesi yaptı:
"İyi tarafta da yer alabiliriz, kötü tarafta da yer alabiliriz. Tercih meselesi. Star Wars (Yıldız Savaşları) filmini izlediniz mi bilmiyorum. İyi ve kötü taraf vardır. Biz oradaki karanlık-kötü taraf değil iyi taraf olmak, Jedi tarafı olmak istiyoruz."
İBB davasında tutuklu KİPTAŞ Genel Müdürü Ali Kurt'un avukatı Şerif Dede, müvekkiline yöneltilen suçlamalara ilişkin savunmasında iddiaların somut delillere dayanmadığını vurguladı. Dede, KİPTAŞ'ın 43 projesinden yalnızca birinde Adem Soytekin'in tek başına yer aldığını, iki projede ise adi ortak olduğunu belirterek "çok sayıda iş verildiği" iddiasının doğru olmadığını söyledi.
KİPTAŞ taşınmazlarının düşük bedelle tanıdıklara satıldığı yönündeki iddialara da değinen Dede, dosyada buna ilişkin tek bir örnek, eylem ya da tanık beyanı bulunmadığını ifade etti. Taşınmazların daha yüksek bedellerle el değiştirdiği iddiasının da hiçbir somut veriyle desteklenmediğini belirten Dede, "Bir tane bile örnek yok" dedi.
Savunmada, iddianamede yer alan "milyarlarca liralık haksız kazanç" ve "örgüt" iddialarının da somutlaştırılmadığı vurgulandı. Dede, "Hangi örgüt, hangi eylem, kim, nerede, ne zaman? Somutlaştırılmadığı sürece bunlar masaldır" ifadelerini kullandı.
KİPTAŞ'ın hukuki statüsüne de dikkat çeken Dede, kurumun ihale yapmadığını, özel hukuk hükümlerine tabi olduğunu belirterek ihaleye fesat suçlamasının temelsiz olduğunu savundu.
Tape kayıtlarında Ali Kurt'a ilişkin yalnızca "yağmaya engel olduğu" yönünde bir ifadenin yer aldığını aktaran Dede, müşteki beyanlarının da suçlamalarla bağlantı kurmadığını dile getirdi. Kaçma ve delil karartma şüphesi iddialarının da somut olgulara dayanmadığını belirten Dede, müvekkilinin operasyon sonrası kaçma imkânı varken kaçmadığını ifade etti.
Dede, dosyada herhangi bir tanık ya da müşteki üzerinde baskı kurulduğuna dair somut bir veri bulunmadığını da sözlerine ekledi: "Şu an burada yargılanan sanıklardan herhangi birinin, bir şüpheli, tanık ya da müşteki üzerinde baskı kurduğuna dair bir şehir efsanesi dahi olsa, bütün akrabaları tutuklanır. Bunu nasıl yapacaklar?"
11.00 | "BU DAVA BİTER Mİ, ÖMRÜMÜZ YETER Mİ BİLMİYORUZ"
Dede, kurt hakkındaki iddialara yanıt vermeden önce iddianame ve yargılama sürecine ilişkin eleştirilerini dile getirdi.
Tutuklu isimlerin 1 yıldır ailelerinden ayrı kalmasına ve duruşma salonunda birbirlerine uzaktan selam gönderdiklerini anımsatan avukat Dede, "Birinin kızı bağırdı 'babacağım seninle gurur duyuyorum' diye. Bunu yaşamak zorunda mı bir baba. Yargılanabiliriz, mahkum da olabilirler beraat de edebilirler. Bu insana görülecek reva mıdır? 2026 yılında Türkiye Cumhuriyeti'nde bunu yaşatmaya kimsenin hakkı yok" ifadelerine yer verdi.
Beyoğlu dosyasının da eklenmesiyle İBB dosyasının her geçen gün genişletildiğini söyleyen avukat Dede, "Bu dava biter mi, ömrümüz yeter mi bilmiyoruz. İnsanların 'suçlu' kisvesiyle yıllarca yargılanması doğru değil" dedi.
Tutuklu sanıkların savunma sıralamasına da tepki gösteren Şerif Dede, Mahkeme Başkanına seslenerek, "Bir şeyi merak ediyorum, cevap verir misiniz bilmiyorum. Bu sorgulama sırasını nasıl yaptığınızı ben anlayamadım. Eylem eylem gitmiş olsaydınız ve o eylemle ilgili bütün sanıkları sorgulayıp savunmaları alsaydınız o zaman bir sorun olmayacaktı. Bu sıralamayı ben anlayamadım" ifadelerini kullandı.
10.55- ALİ KURT'UN SAVUNMASI BAŞLADI
Duruşma, KİPTAŞ Genel Müdürü Ali Kurt'un avukatı Şerif Dede'nin savunması ile başladı.